Bazı akşamlar oluyor,
gün usulca çekiliyor eşyalardan.
Sandalyeler, perdeler, duvardaki gölgeler...
Hepsi yerli yerinde duruyor da,
eksik olanın ne olduğunu kimse söylemek istemiyor.
Özlem,
yalnızca uzaklıklarda büyüyen bir şey değil.
Bazen yanı başında duran bir mevsimin,
yavaş yavaş değiştiğini görmekmiş.
Peki insan,
en çok neyi kaybetmekten korkarsa
onu daha gitmeden özler?
Bir zamanlar sonsuz sanılan şeylerin
aslında ne kadar narin olduğunu
çatlamaya yüz tutmuş bir fincanın sessizliğinden öğrendim.
Kimse düşürmemişti onu;
zaman, görünmeden dokunmuştu.
Yoksa bazı kırılışlar,
olduğu anda değil de
fark edildiği gün mü başlar?
Bazı geceler saatler ilerlemiyor.
Duvarlara asılı gölgeler büyüyor yalnızca.
İnsan en çok da
geri dönmeyecek şeylerin sesini duyuyor o vakit;
kapısı çoktan kapanmış bir ev gibi içeriden.
Peki hangi kapı gerçekten kapanır?
Anahtarı kaybolan mı,
yoksa dönmeyecek biri olan mı?
Bazen gecenin derin bir yerinde
eski bir cümlen gelir aklıma.
Ne sesi kalmıştır, ne yüzü,
ama insan bazı hatıraları
sanki kendi kalbinin atışıymış gibi duyar.
O zaman bir cümle,
kaç yıl sustuktan sonra
hatıraya dönüşür?
Peki hangi takvim gösterir bunu?
Bazı yıllar geçer, bazıları insanın içinde kalır.
Bir fotoğrafın köşesinde kalmış gülüşün,
yıllardır değişmeyen bir mevsim oldu bende.
Herkes zamanı ileri doğru yaşadı belki,
ama bazı anlar vardır;
insanın içinde olduğu yerde yaşlanır.
Penceremin önünden geçen rüzgâr
sana benzemez aslında.
Yine de perdeler hafifçe kıpırdadığında
içimde bir şey dönüp bakar geriye;
sanki unutmak, hatırlamanın başka bir şeklidir.
İnsan gerçekten unutur mu,
yoksa yalnızca
hatırlamayı bırakır mı?
Bazen sabaha karşı,
uyku ile hatıra arasında ince bir yerde kalıyorum.
Ne tamamen geçmiştesin,
ne de bugünün içindesin.
Bir yarım cümle gibi duruyorsun içimde.
Şimdi adını daha az anıyorum.
Ama bu, içimde eksildiğin anlamına gelmiyor.
Bazı kelimeler vardır,
çok söylendikçe değil,
susuldukça yerleşir kalbe.
Belki de bazı isimler,
dile değil de
zamana mı emanet edilmeli?
Ve bazı duygular vardır;
gitmezler.
Yalnızca şekil değiştirirler.
Bir nehrin denize kavuşunca
adını kaybetmesi gibi,
ama suyundan hiçbir şey eksilmemesi gibi.
Sonra bir gün fark ediyor insan;
özlemek de yaş alıyormuş.
İlk zamanlar can yakan şeyler,
yıllar sonra sessizce yanına oturuyormuş.
Gitmiyorlar, yalnızca konuşmayı bırakıyorlar.
Yoksa susmak da
hatırlamanın bir biçimi midir?
Ve eğer bir gün
hatıralar da yorgun düşerse,
senden bana kalan şeyi yine taşıyacağım.
Bir ağacın,
son yaprağını düşürdükten sonra bile
gövdesinde sakladığı bahar gibi.
Çünkü bazı insanlar gider,
bazıları kalır.
Bazıları ise ne gider,
ne kalır.
Bir ömür boyunca
insanın içinde yavaşça yankılanır.
Belki yıllar sonra
aynı gökyüzüne başka gözlerle bakacağım.
Başka sokaklardan geçecek,
başka hikâyeler biriktireceğim.
Ama bazı ışıklar vardır;
söndüğü yerde değil,
aydınlattığı yerde yaşamaya devam eder.
Ve insan,
bir ışığın yokluğunu mu taşır ömrü boyunca,
yoksa bir zamanlar aydınlanmış olmanın izini mi?
S.GÖL
Kayıt Tarihi : 8.06.2026 06:43:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!