Yalınayak koştuğumuz o tozlu, çamurlu sokaklarda,
Yarı aç büyüdük belki ama ebemkuşağı rüyalarımız vardı.
Kem gözlerin inadına saf kalmayı başaran,
Bencillik nedir bilmeyen, bölüşen yüreklerimiz vardı.
Ben de yazarım içimdeki fırtınayı sessizce,
Söylerim sakladıklarımı, susarım yeri gelince.
Sen göremezsin ruhumun göğe değen izini,
Ben büyütürüm içimde aşkının büyük gizini.
Aşkım sana hayat güzel toz pembe,
Güller açan gamze senin, ben senin.
Yüzün güneş, yanakların gülpembe,
Devir senin, devran senin, gün senin.
Ansızın gelir o, davetsiz ve sessiz,
Göğsünde kuşların kanat çırpışı.
Bir sabah vakti, kıyama durup,
İçine çekersin o taptaze akışı.
Sana hatırlayacağım hayatım, eğer o amansız sis,
Tatlı sesinin yankısını söndürmeye yeltenirse.
Adımların tekler ve denizi bulamazsan eğer,
Sana dönüş yolunu gösterecek o yanan fener olacağım.
Gülen yüzde, çatık kaşlar,
Sende başlar, sende biter.
Dış barışlar, iç savaşlar,
Sende başlar, sende biter.
Gönlüm terkedilmiş şehire döndü,
Sen dünyaya veda ettikten sonra.
Ne yesem ne içsem zehire döndü,
Sen dünyaya veda ettikten sonra.
Seni uzaklarda aramak ne bitmek bilmez bir çılgınlık,
Siste bir deniz feneri gibi, her gölgede yüzünü görmek,
Ve bilmiyorum bu bir mucize mi, yoksa senin zarafetinin büyüsü mü,
Aşka varacak yolda zorludur yürümesi,
Zamanları dolduran bu yanışların sesi.
Bir çileye talibin zor ayak sürümesi,
Sevilenin sevene hiç bitmez bahanesi...
Kırılan yerden başlar bazen en güzel filizler,
Geçer elbet içimizdeki o yorgun, sisli geceler.
Yarı yolda bırakanlar öğretti bize yürümeyi,
Şimdi daha güçlü, daha aydınlık adımlarımız.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!