Oysa
Ne çok konuşmuştuk geleceği,
Ve çocukçaydı hayallerimizin çoğu,
Bahçeli bir evi, dut ağacını ve hatta hatmi çiçeklerini..
Oysa biz doğduğumuzda yeryüzünün
Her bir karışı toprağı paylaşılmıştı:
Önce devletler; sonra nübela, lordlar ve asiller…
Biz ancak hammadde imişiz, sonradan öğrendik bunu.
Bize altında yatacak iki metrekarelik toprak bile kalmamıştı, kendimizin diyebileceğimiz…
Gözlerimizin acı yaşlarını içimize akıtmak dışında
yapacak çok şeyimiz, adamakıllı planlarımız da yoktu, doğrusu…
Kederliydik ve zorlukla sürüyorduk ayaklarımızı.
Rüzgar yarların aradında uluyordu durmadan,
İncecik dumanlar yükseliyordu tezek yakılan bacalardan…
Artık sessizce ağlıyorduk
Ve başladığımız hiç bir işi bitiremiyorduk…
Ekmeğin kokusunu alamıyor, gülmüyorduk mesela…
Oysa ne büyük umutlarımız vardı, içimizi kaplayan.
Dünyayı değil belki ancak hayatımızın, bir kısmını değiştirirz, diyorduk…
İnsan, kıtlıkta nasıl çavdardan bıkarsa,
Biz de öylesine bıkmıştık ayrı yaşamaktan...
Kış, dağların öteki yanına geçmişti artık…
Bahar, mavi bulutların önüne katılmıştı.
Gençliğimizin ilk ilkbaharıydı bu.
Ve kışı arkada bırakmıştık, aç kurt ulumalarının yerinin kırlangıç sesleri almıştı.
Oysa hala çocuktu yüreklerimiz,
Saçlarımız karma karış,
Ve yüzlerimizde geniş bir gülümseme izi.
Ah, bakışlarımızla öldürebilseydik tüm kötülükleri.
Yüreklerimizin yarısını orada bırakmıştık.
Bir bahar akşamının leylak renkli aydınlığında.
Artık ayrılıyoruz. Talihin açık olsun. Güle güle birtanem!.
Hoşça kal annem; hoşça kal babam; çocukluğum…İlk sevgim.
Hoşça kal!
Kayıt Tarihi : 19.06.2026 19:29:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!