Onbinlerce kadını diri diri ateşte yaktığınızı
Dünya yuvarlaktır diyenleri kazığa çaktığınızı
Hz. İsa evli olduğu halde bunu sakladığınızı
Peygamber olduğu halde ilahlaştırdığınızı
Unutmadık Papa,Unutamayızda.
Senden başka,bir dost varmı?
Senden başka,Allah varmı?
Seni bilen hiç kanarmı?
Yalan dünyayı ararmı.?
La ilahe illallah,
Resesyon + Depresyon = Armagedon?
Dünya tarihini iyi bilenler, çok iyi bilir 1. Dünya Savaşı'nın dünyadaki 'kontrol dışındaki' imparatorlukları ortadan kaldırmak için yapıldığını ve 2. Dünya savaşının dünyadaki millî devletleri iki kutup arasında, Kapitalizm ve Komünizm arasında paylaştırmak ve Birleşmiş Milletler bayrağı altında toplamak için yapıldığını ve 3. Dünya savaşının Bütün dünya devletlerini 'Yeni Dünya Düzeni' denilen 'Tek Dünya Hükümeti' ve 'Tek Dünya Para Birimi' ve 'Tek Dünya Ordusu' adı altında birleştirmek için yapılacağını. Fakat dünyamızda savaş çıkarmak öyle kolay değildir ve bunun için bazı şartlar gereklidir. Bu şartlar oluşmadıkça büyük bir savaş yaşanmaz.
Esas Sorun Nedir?
Günümüzde ve geçmişte dünyamızda yaşadığımız ve yaşayacağımız sorunların esas ana maddesi, bazı insanların doymak bilmeyen egosu; yani nefsidir.
Adamın milyonları var; daha gözü doymuyor ve kendisinden maddî olarak aşağıda olanları görmüyor. Akrabayı, eşi, dostu görüp gözetip korumuyor.
El insaf! Peygamberimiz Hz. Muhammed (S.A.V.) , evinde iki günün yemeği - erzakı bulunmazdı. Fazla olanı yoksula, garibana kendileri verirlerdi.
Sufi, düşünür Muhyiddîn İbn-i Arâbî'nin baş yapıtıdır. Türkçe'ye de çevrilmekte olan eserin tamamlanınca 30 cilt kadar olacağı belirtilmiştir.Fütuhât-ı Mekkiyye, 'Sifr' adı verilen 37 kitap ve 560 bâbdan müteşekkildir. Birinci fasılda maariften (73 bölüm) , ikinci fasılda ıstılahlardan (74-189.bölümler) , üçüncü fasılda sâlikin ahvâlinden (80 bölüm) , dördüncü fasılda çeşitli tasavvûfî temâlardan (270-383.bölümler) , dördüncü fasılda zillet ve fark ile ulaşılabilecek hallerden (386-461.bölümler) , altıncı fasılda makamlardan (462-558.bölümler) bahsetmektedir. 559.bölüm, kitabın özeti; 560. bölüm ise sonsöz mahiyetindedir. Osman Yahyâ tarafından Mısır'da neşri devam etmektedir.Bu muhteşem eser otuz bir senede tamamlanmıştır. Eser, mânevî oğlu Sadreddin Konyevî'ye ulaşmış ve 20. yüzyıl başlarına kadar Konya'da Zaviye kütüphanesinde korunmuştur. Bu nüsha, bugün İstanbul'da Türk ve İslam Eserleri Müzesi'nde bulunmaktadır.İbn Arâbî, kendisini Fütuhât'ı yazmaya iten sebebi eserin giriş kısmında anlatır. Buna göre, Kudüs'ü ve Medine'yi ziyaret eden Arâbî, bundan sonra ilk defa Mekke'ye varıp Kâbe'yi ziyaret ettiği sırada kendisine gelen feyizleri ve ilhamları (Fütuhât) Tunus'taki dostu Ebu Muhammed Abdülaziz ile Abdullah Bedr el-Habeşî'ye açma ve anlatma arzusu duyar.
Yine anlatıldığı kadarıyla İbn Arâbî, Hz. Peygamber'i, öbür peygamberleri, melekleri, evliyâları ve âlimleri bir gece rüyada görür. Kendisine beyaz bir cübbe (Hil'at) giydiren Hz. Peygamber, minbere çıkıp bir hutbe okumasını ister. Verilen görevi yerine getiren İbn Arabî: “Ruhu'l-Kuds'ten gelen bir vahiy olan o hutbe fütuhâtın önsözüdür” der: Fütuhât-ı Mekkiyye Önsözü
Bismillâhirrahmânirrahîm
Yüce Allah'a Hamd ve Senâlar olsun. O, gözle görülebilen, her şeyi yokluktan var etti. Bu yaratılanların oluş sırrını incelememize imkan verdi. Şimdi burada bizlere verdiği sıddık vasfı ile vâr ettiği bu şeylere bir göz atalım.
Allah-ü Zülcelâl, göründü ve gösterdi. Lakin bu sırrı sonradan gizledi ve örttü. Kuldaki göz ve görüş, ilk olarak onun isim ve yüceliğini ispat etti. Çünkü bu müşahede ve görüş, O'nun yüce mevcûdiyetinin kât-i bir sübût delilidir. Yani Birinci adın subutiyetidir. İkinci ad ile, bizlere yokluğun ve mahviyetin, tahdir müşahedesinin subutuna imkân verdi. Çünkü bundan evvel var oluşunu bizlere ispatlamıştır. Şayet asrımız ve asrımızdakiler olmasaydı, yani alim ve cahiller olmasaydı; hiç kimse, bu yüceliğin ne birinci ve ne de ikinci adını bilip ve öğrenemezlerdi. Ne Batın ve ne de zâhir bulunabilirdi ve ne de Hak Teâlâ'nın 'Esmâül Hüsnâ', yani güzel adlarını ve ne de yüceliğe giden yolu göremezler ve bulamazlardı.
Şu var ki bu yol, menzillerde yani konaklarda bir tebâyün görülür. Bu hususa Hülûl [4] edildiğinde her şey zahir olur ve görülür. Mesela: Abdülhalim - Abdülkerim olamaz. Anlamda da eşitlik yoktur. Mânâ bakımından sakin ve uysal bir kula, cömert eli açık bir kul diyebilir miyiz? Bunun tersi de böyledir. Ve yine Abdülgafur, Abdüşşekur olur mu? Tabiati ile olmaz; çünkü her şey, sıfatı ile müsemmadır.
Ellerimde Günes ile
Kapina dogru geliyorum
Sen beni sevmesende
Ben seni seviyorum.
Ayi ve yildizlari
Aslında temelde hepimiz biriz
Bir olan Allah´ın bizler eseriyiz
Adem ve Havva´dan gelmekteyiz
Hepimiz Allah´a doğru gitmekteyiz.
Senin sevinçin benim sevinçim
Sen Allah´a giden yolda bir Kandil
Sen Gönülden gönüle konuşan dil.
Aklımız senin Mesnevinde mest oldu
Gönlümüz senin yolunda huzurla doldu.
Sahte bakislara karnim tok benim
Ucuz asklara vaktim yok benim
Ben sevdigim zaman tam severim
Bunu sende artik bil güzelim.
Sahte asklardan ümit bekleyemem
Sende Mevlanın kulusun
Birazcik deli dolusun
Fazla havalara girme
Kendini yerde bulursun.
Insanlara zulüm yapma




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!