Saat on dokuz otuz günlerden deli bir akşam,
Koyu bir bant çekili zaten suskun dudaklarıma...
Dur durak bilmeden taşladım dallarımı.
Daha filizlenmesini bile beklemeden,
Hamken yedim olmamış ümitlerimi...
Kahhar olandan kehanetini bekliyorum,
Ömrün telaşlı zamanları şimdi,
Gözün karardığı,
Ve bedenin vurdumduymazlığı…
Nerde akşam orda sabah,
Kimi zaman aydınlık selamlar umutlarımı.
Yalnızım dağ tepe sevgiye coşmuşken Şubat'ın on dördünde,
Ama sen yoksun...
Goncası aşka durmuş bir güle döktüm tek damla göz yaşımı,
Bir ses,bir ümit,sıcak bir gülüştü yalnızca umduğum,
Yüzler vardı bugün mutlu,gözler vardı bugün gülen,
Ama sen yoksun...
Senin için,
Çepeçevre sarmalandığım
Bu kış güneşine sarılışım.
Son nefesime dek seni sevmek için,
Sende kalmak,
Sana yanmak için
Öyle bir kadın sevdim ki ben,
Son nefesimde son sözüm,
Adı iki hece...
Ve gözlerini gördüm Semâ da,
Bahtımdan da karaydı gece...
Sensizliği düşledim yokluğunda,
Bir gülüştür İstanbul Gamzede sürer sefa
Hoş bakışın tacıdır Gönüldeki o vefa
Behr ü berr büyülenmiş Celâl-i Kibiriyâda
Her derdi ki çekilir aranmaz onda cefa
Milattan da eskidir şehr-i âzâm tarihi
Hangi güneşte var bakışlarının sıcaklığı,
Hangi mehtap yüzünün aydınlığını kıskanmaz ki,
Hangi tenin kokusunda ölünür buram buram,
Hangi elde sevgi dolu tutuşlar aranır,
Seninkiler varken...
Susmak gelmiyor içimden,
Gölgelenmiş bağrım, görebilseydin
Şafak vaktinin mağrur gülüşünü...
Ayaklanırdın gökyüzüne doğru,
Can suyu verilmiş fidanlar gibi..
Sazımdan dökülen hasret türküsü;
Seni sevmek olmasa,
Hüzün yağardı,
Yüzünden yoksun avuçlarıma…
Aşkın bu türlüsü çiçek açmazdı,
Tebessüm uğramayan yüzümde.
Seni sevmek olmasa,
Mahşer yeri yine,
Varlığın hiçliğe bölündüğü o kör bıçağın sırtında,
Hasret ile vuslatın düşman olduğu sokaklar.
Her köşe başında bir gidiş kalmış,
her sigara izmaritinde buruk bir dudak izi...
Acı bir hüzün kalmış kadehlerin son yudumunda,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!