Geç kalınmışlık iz düşümünde
Hasret örgülerinde yitirirken benliğimi
Şeker şerbet vaat eder yokluğum bahsi…
Kalbimin kıyılarında düşlerin yelkenli gemiler ile gezinir iken bozgunluğumu fark edemeyişim ah u zarında ruhuna pay ediyordum ruhumu. Bileklerimi kavrayan ateşin geç baharında evvel gözlerin asumanına hapis oldum sonra uçurumlardan düşerken göğüs kemiklerinin heyhat sancıları ile ismini fısıldadım kuşlara. Hislerimi kaybediş teferruatında çalkalandıkça dudaklarımda sevdan kaplıyordu kirpiklerimi çığlıklar.
Körebe sevmelerin hayıflanmalarında kirpiklerinde kaldı avuç sıcaklığım
Hasretinden yırtıldı yürek zarı, dil perperişan…
Zemheri iklimin düş baharında
Kalbim bakışlarına kapanınca siman kapıları
Kırıldı lisanım cümle âlemi
Demlendikçe mum ateşinde sensizlik nağralarım
Uzak diyarlardan redif sesin çınladı ruhum kulaklarında
Gönlüm gülizarlığını tutuştur iken Qumrike türküsü
Dolunay kaybetti hasretimden rengini…
Yankılandıkça hasretin gönlüm gayp semahında
Şölenler kurulur umut ile u'mutsuzluk ar'afında…
Ruhum sokak aralarında ismin manası gül gülistanlığı
Kirpiklerin içtimasında mısralar kahır
Ötüştükçe mihrabımda sedandan kuşlar
Hüzün bulutları ardında dudaklarına yerleşke kurdu karanfiller
Irak düş geçitlerinde kan ter içinde demlendikçe sensizlikten yana
Ambiyansı bozuldu mehtabımın…
Mahremiyet sonrası yek kıvılcım hasretin ile vuku buldu heyhatlarım
’’Gönlüm sahife aralarında yek kıvılcım hasretin cehennem narına mülhem
Tan vakti firak söyleyişlerinde becayiş edildi sürur ve hüzün’’...
Elem tiryakiliğinde bakışlarım nasır tuttu
Kanayan her y’anıma gitmek adına turna kanadın gerek
Sahne arkasında gözlerinden boşanan gözyaşları temizlerken hıçkırıklarının salonda yankılandığından bihaberdi. Bir anda buz kesilmişti salon seyirci suspus olmuş sesin nerden geldiğini anlamaya çalışırken karanlıktan sıyrılan aydınlık gibi usul usul açıldı perde. Sahnede saçları beline kadar uzun, kâhkülü yüzünü bir tarafını yarısını kaplamış uzun boylu, giydiği elbise hal hal giyinmiş ayaklarını bileklerini örten ve siyah gözleriyle karanlığı mest eden kadın görünmüştü. Zaruri bir tebessümden sonra hafifçe eteklerini kaldırarak selam verdi ve elini göğsünün üzerine koyarak kekeme bir tını ile;
Sen ki; zindan mecralarında kırılan boynumun müsebbibi, göğsüme sere serptiğim zehir…
Hıçkırık arası kahkahaya sığdırmak olsa gerek ismin
Sevdan b’aşka bir fasılda rüya…
Umursamaz tavırlar muhataplığında
Güz ürpertisi gülüşlerine mektup karalıyorum
Tütsülendikçe hasret gül kokunda
Bakışlarım yangınlara teslim
Ahım yadigâr kalsın dudak kıvrımlarına…
Yağmalanır iken mevsimler efnan bakışlarında
Hasretin karları birikti gönlüm çıkmaz sokaklarına
Uslanmayan şâkidir gönlün yollarında gönlüm
Sağarken gözlerimden gözlerin hüznünü
Sükûtlarım serpilir yapraklara
Gama ram oldukça rüzgâr diner alabora olur gün
Rıhtım kelebek kanatlarında ebru
Devir daim işlerinde hasret paslı hançer




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!