Requiem Şiiri - Ahmet Eren Erdoğmuş

Ahmet Eren Erdoğmuş
14

ŞİİR


0

TAKİPÇİ

Requiem

I
Kandiller uyandı zulmü bitti mumların.
İnce mi ince bir ölü uyandı artık.
Başladı ölürken yeniden başlayanlar.
Mumlar karardı ölmedi bugün her gün ölenler.
Bembeyaz bir kağıdın üstünde simsiyah harfler.

Mevsim sonbahar,
Kâinatın yeni baştan yaratıldığı bir zeminden,
Yazmak için daha iyi bir zaman yoktur fikrimce.
Gözyaşlarımı sildiğim bir huysuz mendilin,
Henüz ormanda bir ağaçken ailesinden alınıp,
Fabrikadan evime kadar geldiği sürecin,
Hikâyesi kadar gerçektir;
Şakaklarımdan parşömen kağıdına damlayan tufanlar.
İşte budur gönlümü gökyüzüyle savaştıran sebep.
Budur gönlümün dağdasını,
Kuru bir tabuttan yükseltip kartanelerine sultan kılan.
Ruhum ve bedenimi bağlayan bir iplikten geçti sözlerin,
Sanki sekâr,
Sanki cahîm,
Esfele safilin.
Ruhumun közlendiği,
Bir cehennem ateşiyle kıvranıyor sözlerim.

Dilden altın çıkaran,
Kalemdir; elime yapışan lanet,
Ölümü yazdırır zorla.

Mürekkep hırsızları mürekkebimi çaldığından beri,
Mürekkep kullanmıyorum tüy kalemimde.
Neyse ki hırsızlar çalamazlar fikirlerimi.
Ama delirmiş akıllar vardır ki fikirlerim ürkütür onları.
Bileklerimi kestim bu defa kanla yazıyorum mısraları.
Sen daha iyi anla diye ruhumu üfledim kağıda.
Göğün mavisinden yırtılan ışıklarla süsledim,
Bu satırların mutantan ve riyakâr ağrısını.
Ve kenarlara kartaneleri çizdim aşkın sıcağında eriyen.
Ve döşedim yerleri kardelenlerle,
Dirensinler kartanelerimin katil soğuğuna.
Ölsünler kartanelerimin küstah kahkalarında.

Bitmez aydınlık görünce ağlayan çocuklar.
Ve bitmez ferfecirlere isyan,
Taşlar insan fecri her sabah usanmadan.

Elinden oyuncağı alınmış bir çocuk isyanıydı,
Beni bugün ölümle yüzleşmeye iten sebep.
Tıpkı bir bahar akşamı Normandiya semalarını, Cehenneme çeviren uçakların ışıltısı gibi.
Yeniden siyah harflerle berbat etmek için,
Bir beyaz kağıdın başına oturduğumda anladım.
Bu laneti ömrümün sonuna kadar sırtımı,
Ya da kalburumu kaskatı kesen bir hikayenin,
İlk tekerlemesi olarak taşıyacağımı.
Çok geç anladım ilk sözü girizgâhlar değil,
Kalemini bir karın ağrısına satan tacirler yaparmış.
Kalemle olan mazimiz,
-Çok eskilere-
Milattan öncelere kadar dayanmakta.
O zamanlar henüz bir imparatorluk kurmuştuk.
Senatoda çarpık ideolojilere balta vururken.
Gülümserdi ay ışığının karanlık tarafından.
Fikrimce biraz nar kırmızısı,
Irmaklardandı bu ilhamının izahı.
Biteviye hatırlanan çiledir eskilerden ortak bir dostumuz.
Biraz para avcısı ve biraz kalburüstü.
Biraz da zarif ihanetlerin gölgesinde saklı,
Kulaklarda bıraktığı ezginin melodisi.
Nota vuruşları biraz sert ve biraz gaddar,
Vuruyor piyanist acımadan, korkmadan.
Sahi soruyorum kim kaldı eskilerden;
Saldırmak için beklemekten sıkılmış,
Silahımdan çıkan kurşunlardan başka?
Bütün gün bu yaşananlardan sonra bilmiyorum,
Uçurumun başına oturup bir sigara mı yakmalı?
Ölümün arzulandığı gökyüzü bakışları ardında,
Kalabalıklar içinde haykırıp ölüme mi yalvarmalı?
Kurşunladılar duvarlarımı ve kurşunladılar,
Batı cephesinde yıkılan her kulenin,
Resmini çizdiğim barok tablomu.

Ölülerin kemiklerinden şatolar.
Havada ölüm kokusu,
Birazdan kıyamet kopacak.

II
Etrafına bak kibirden hallice Ekâbir.
Gören olur mu kussam midemin çirkin esrarını?
Ölümü unutmak için yaşamı hatırlayan;
İnsan sürüleriyle dolu bir çağda,
Kolay değil yazmak.
Yine kolay değil sırtımı açıp,
İçinden bir sıkıntı çıkarmak.
Bilmiyorum,
Hatırlar mı insanoğlu her sene bugünü,
Belki kutlarlar takvimlerinde bayram niyetine,
Ya da kolay olanı seçerler,
Yas tutarlar umudun karanlığında?
İnsanlığımızın insanlığını kaybettiği gündür bugün.
İnsanoğlunun insan kalmak için verdiği;
Mücadeleden ziyade, bugünde kıyamdayım.
Haklıydı Schopenhauer.
Evet, belki bedenen aranızdayım hala.
Yine de ele veriyor korkularım kendini;
Ve ellerim titriyor korkudan,
Olur da bir gün "nasıl ölünür" öğrenmeden ölürsem diye.
Etrafımdayken kafası olmayan milyonlarca beden,
Yazdığım mısralar yasaklanır gezegenimde.
Bir yıldız kaydı o gece ve uçtu dünyadan bir nefes.
Seslendi kral şaşkın kalabalığa:
"İşinizin başına dönün değişen bir şey yok."
-Eksi bir nihayetinde.-
Ve bir ahit yazıyor bu şehrin girişinde:
"Eşyalar sevilmek, insanlar kullanılmak için."
İradesizdir ve bir iradeye bağlıdır fikirler.
Kafamın içinde çağrışır tellallar,
İntihar sesi mi yoksa bir şey mi anlatıyor?
Belki de bir kuşun ölümü esnasındaki yakarışlarından,
Geriye kalan umutsuz çığlıklarımdır?
Özgürlüğü duyumsamayan birine,
Özgürlüğü dayatan tiranlardır,
Berlin Duvarı kadar sert;
Ama uçan bir rüya gibi sessiz yangınlarım.
Yaktım süzgün nazarlarımda emanet rüyaları.
Yaktım kanatlanıp kuşlar gibi uçan kanatlarımı.
Yaktım omuzlar üstünde yükselen dünyayı.
Ve yaktım bana ait olmayan her şeyi.
Karşısındayım düzeninin,
Saraylarının,
Ordularının,
Ve senin notalarını çalan her müzisyenin.
Ama korkuyorum senin karşında olmaktan.
Bir ateşkesle son bulacak önümüzdeki yollar.
Yetmedi mi ruhumdan kopardığın hayatlar?
Yetmedi mi nefesimden aldığın canlar?
Bedenim direniyor,
Ama ruhum çoktan çekildi bu oyundan.

Her gecenin olmaz fecri.
Bazı geceler sonsuza kadar sürer.
Bazende bir an uzundur ömürden.

III
Celladıma borçlu kalma korkusu kaçırdı uykularımı.
Ya bir gün mezar taşımı taşıyamayacak kadar yaşlanırsam?
Biliyorum,
Duymazdan gelirler sözlerimi kalın suratlı köylüler.
Yine biliyorum,
Kaçınılmaz bir son yaklaşırken kara bulutlarla,
Sanatımın ince tınısına dayanamayanlar,
Sanat için toplum olan sanatıma sığınacaklar.
Ama bana yüreğini aydınlık tutan cellatlar gerek,
Simsiyah bir yazgı ardına saklanan şiirlerime bir süs.
Manifesto niyetine yazdığım bu satırlar,
Kanıtlar kim olduğunu;
Kendini şair sanan Ekâbir yüreğime.

Neden öldünüz, neden dirildiniz?
Ölüler ne için yaşar?
Tekrar tekrar ölmek dışında.

IV
Hiç değerli tutmadım gözümden düşen,
Bir damlayı kalemimden dökülen bir harften.
Şu yaşanası dünyada kaçtım yaşamaktan.
Sonunda geldi gelmekte olan.
Geldi,
Gelmekte olan.
Gecenin karanlığına dokundu işte o:
-Beklenen-
Bembeyaz umut vadeden bir heyûla,
İnanamadı mavi ışığa tapan rahipler.
Terk ettiler dinlerini bir mucizeye,
Ne hikâye ama?
Ey bu mısraları henüz kuru bir balçığın,
Tekerlemesiyken anlam kazandıran idea.
Birkaç kelime yığınından öte kılan güç!
Başımı iki elimin arasına alarak yalvarıyorum sana,
Daha da susatan okyanuslardan öte,
Bir yaşam bahşet bize.
Güneş üstümüze geldikçe,
Onu daha da yakasımız geliyor içimizden.
Kartanelerinden semaya uzanan köprüler yaptık.
Geri çevirdin bizi yine de huzurundan.
Sürdün Sinadan Mısırın çöllerine.
Bizi katletmeye gelen katil tufanlardan,
Yeryüzünü derdest eden zalim yağmurlardan,
Senin ellerine sığındık yolumuzu kaybettiğimizde.
Hani yol da arkamızdan vurmuştu bizi.
Pusulalar dahi ters yönü göstermişti o gece.
Ölümü hatırlatan kapkara ölümden beter gece.
Ölümden hallice ölüm suretinde gece.

O gece kapandı bir çağ.
Ve öldü,
Aşk ve Ölüm'ün,
Ezelden gelen ebedî aşkının hikâyesi.

Açılır pencereler süzülür perdeler.
Hafiften soğuk bir meltemle titrer mesken.
Devrilen kapıların ardında uçan rüyalar.
Ve geceler, kandillere muhtaç geceler.
Aydınlığa hasret günahtan siyah sesler.

Ahmet Eren Erdoğmuş
Kayıt Tarihi : 3.10.2025 00:21:00
Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Şiiri Değerlendir
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!