Ankara’da ekimin o son günleri...
Naif bir ağrı dolanıyor damarlarımda.
Sol dizimde, sol yanımda inceden bir sızı,
Beklemek zor, bu soğuk demir kapılarda.
Meşhurdur bu diyarın ayazı, kışı;
Neylersin, kaderdir; yaşayıp göreceğim.
Her mevsim ayrı bir renk sürse de yüzüme;
Ben bu gece yüreğime o beyaz kefeni giydireceğim.
Varsın dövsün rüzgâr yüzümü, ne çıkar?
Varsın sadece üşüyen ellerim olsun...
Sokarım ceplerime, gizlerim yalnızlığımı;
Kurusun varsın ağzım, yüzüm, her yanım kurusun.
Ya kalbim... Kalbim üşürse ne yaparım?
Hangi yabancı gönle sığdırırım onu?
Yol yorgun artık, yolcu bin yıllık yorgun;
Ha kör kurşun gelmiş, ha o mukadder son kurşun...
Beyaza boyadım artık, o keskin ölüm kokusunu.
Işıklar söner, bir Ankara ayazı kalır geride,
Ne bir ses duyulur, ne de yarım kalmış bir hece.
Gidiyorum, adımı rüzgâra emanet ederek;
En beyaz uykuma dalıyorum bu gece.
Şiirden geriye kalan satırlar:
•Üşüyen elleri cebine sokarsın… ama üşüyen kalbi nereye saklayacaksın?
•Kör kurşunla son kurşun aynı yere değer: umut denen yere.
•Üşüyen elleri ısıtırsın da üşüyen kalbin çaresi yoktur.
•Kuru dudaklar susuzluktan değil, söyleyemediklerinden çatlar.
•Gecenin en soğuk yeri sokak değil; insanın içidir.
25 Ekim 2018 / Perşembe / Ankara
Halil KumcuKayıt Tarihi : 11.02.2025 15:12:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.
"Yolun sonunda yorgun bir kalp varsa, her adım bir sonbahar gibi solur."




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!