Vuruldum yüreğinin zindanına,
Hasret vuslata çeyrek varken.
Bir tutam ecel, bir de şekersiz çay,
Istırapla duvarlarımda tüterken.
Dalıp dalıp gider gözlerim uzaklara,
Kefenim düğüm düğüm, kördüğüm.
Gönlüm gönlünü düşler kıyısız denizlerde,
Bilmem ki her seferinde neden çürürüm.
Elbet bir gün, kim bilir hangi vakit,
Belki bir kurşun atımı, belki de gün batımı.
Vuslat hâsıl olduğunda kalbin kalbime,
O an uyanır, o son sözde o yol ayrımı.
Yarınlarıma ömründen yapraklar düşer,
Göğsümde, tam da sol yanımda bir acı.
Bir kuşatış başlar ki yine rüya yarım kalır,
Sonu gelmeyen bir ayrılık, ölüm gibi bulaşıcı.
Gölgen çekilir usulca odamdan,
Gözlerimde durur o son bakiye.
Bir can koptu sanki bu faniden,
Ömür bir borçmuş meğer o sevgiliye.
Yollar kapalı, köprüler yıkık,
Kader vurdu son darbeyi nihayet.
İçimde bir çocuk, boynu hep bükük,
Bu bendeki gidiş, sitem değil, kıyamet.
Şiirden geriye kalan satırlar:
•Aşk, kimi zaman kurşun gibi iner yüreğe; kimi zaman gün batımı gibi yavaş.
•Ölüm kadar keskin, ama vuslat kadar büyüleyicidir acı.
•Kalp, kalbin içinde kaybolduğu yerde uyanır.
•Rüya yarım kalırsa, gerçek de bir eksikle başlar.
•Ölüm gibi bulaşıcıdır bazı aşkların hüznü.
4 Ocak 2021 / Pazartesi / Ankara
Halil KumcuKayıt Tarihi : 14.02.2025 17:28:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.
"Zaman, geçip giden anların içinde kaybolmuş bir hatıra gibi; her anı, bir ömre değer."




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!