Ölüler Yaşarmı İbrahim Şiiri - Yılmaz Ti ...

Yılmaz Tizgöl
141

ŞİİR


4

TAKİPÇİ

Ölüler Yaşarmı İbrahim

ÖLÜLER YAŞARMI ? İBRAHİM
Her hikâye hak eder belki
yazılmayı sil baştan.
Sonların başlangıcı olur
yaşlı kabristan.
Boynu büküktür ölüler
ay ışığı altında.
Fatihalar asılıyken
baş uçlarında.
Sıra sıra dizilirler derviş misali.
Girerler, koyu siyah geceliği ile
gecenin koynuna.
Herkes kendi sahip çıkar,
günahları boynuna.
Bozulmasın diye ölümün mütevazılığı,
gölgeler ruh bulur başka biçimde.
Yokluğun dirilişi başlar
varlık içinde.
Dergâhıdır selvilerin
sonsuz yalnızlığı.
Islak çimen kokusu
kaplarken ıssızlığı,
titrek bir neyin son nefesinde
kıyam eder semazenler kudüm sesinde.
Geceyi bağlayan tel tel ipliklerine
sis çöker ölülerin kirpiklerine.
Soyundum utanmazlığımdan.
Tüm kaygılarımı çıkarıp
attım karanlığın içine dileklerimi.
Sessizce uzanıp taze toprağa,
gökyüzüne bıraktım sevdiklerimi.
Uçan balonlar gibi yükseldiler.
Yükseldikçe
yıldızlara değdiler.
Toprak bana kaldı,
gittikçe küçüldüler.
Ilıktı toprak, hatta sımsıcak.
İçimdeki kanı tutmasam,
sanki dışarı fışkıracak.
Aksın ki kanım,
oracıkta öleyim.
Ölü olduğumu
bizzat göstereyim.
Ölüleri dinledim sessizce,
muhabbet ediyorlar.
Kimi yeni gelmiş,
kimi müebbet yemiş.
Zamansız gelen bu ölüye
anlamsız bakıyorlar.
“Olmaz ki birader,”
dedi oradan biri.
“Doğru dürüst ölmeden
getiriyorlar içeri.
Sanki burası bir oyun yeri!
Talkını bile verilmedi bunun.
Bir bakın hele,
ölüye benzer hâli var mı şunun?”
Boynum bükük, utangaç:
“Tamam, haklısınız...” dedim.
“Onlar beni öldürdü de
belki ben ölemedim...
Aslında ben de ölüyüm sizin gibi...
Ölü ve yalnız...
Tek farkım sizden,
sahte bir yaldız!
Varsın olsun,
bu kusurumu hoş görün.
Ben de sizin gibi ölüyüm.
İnanmazsınız ama,
yürüyen bir gömüyüm.
Benim de kıyafetlerimi verdiler
ihtiyaç sahiplerine.
Ayakkabılarım kondu
dış kapının önüne.
Fotoğraflarım
çoktan tozlandı bile.
Sevdiğim kitaplarım çöpe atıldı.
Tespihim, tabakam
eskiciye satıldı.
Nasıl dersiniz ki
sen ölmemişsin diye?
İlla ki toprağın altına
girmek mi lazım?
Ölmüş işte, diyor bak
alnımdaki yazım.
Başka ne gelir ki elimden?
Öldüm dedim,
kimse aldırmadı.
Cenazemi kimse kaldırmadı.
En hüzünlüsü,
arkamdan hiç kimse ağlamadı...
Ben mezar taşı olmayan
ölülerden biriyim.
Sanmayın ki yaşıyorum, diriyim.
Yok bir gönülde
müstesna bir yerim.
Kıvrılayım şuraya sessizce.
Sizden biri olayım, müsaadenizle.
Bana da bir yer yok mu
bu selvilerin gölgesinde?
İnleyen bir selânın
Kürdilihicazkâr bestesinde.
İşte, bir ölü gibi yatıyorum,
cansız ve hissiz.
Karanlık bir kuyu kadar
dipsiz.
Taşlaşmış yüreğimi
diktim baş ucuma.
Keşkelerimi çıkarıp bileklerimden,
ortaksız her suçuma.
Bir Fatihaya muhtaç kalma korkusu
ne menem?
Sırat Köprüsü’nden geçerim,
ayıya dayı demeden.
Mizan terazisinin bir kefesinde günahlarım,
diğerinde ahlarım...
Günahsa tüm bunlar,
günahkârım.
Ölüm orucu gibi
ölüm tövbesi ettim ben.
Can almıyorum canlıdan.
Hak almıyorum haklıdan.
Ve aldatmıyorum kimseyi.
Geç de olsa doğruları görmeyi
becerdim işte,
ölmeden önce...
ölmeyi.
Siz aldırmayın bana,
kimse ziyaret etmez beni...
Gördünüz mü hiç ben gibilere
“Allah rahmet etsin.” diyeni?
Ölmeden öldüm ben.
Sizi rahatsız etmem.
Kovsanız ahiretten dünyaya...
Vallahi...
geri gitmem.
Hani derler ya ardından mevtanın:
“Hiç yakışmadı... ölüm.”
Varsın yakışmasın...
Hallâc’a atılan taşlar
benim de olsun, gülüm.
Son durum bu işte,
ne diyeyim başka?
Ölüler bile geldiyse aşka...
İşte...
Böyle kimsesiz bir garibim.
Yaşıyormuş ölüler,
gördün mü İbrahim?

Yılmaz Tizgöl
27.03.2021
Moskova

Yılmaz Tizgöl
Kayıt Tarihi : 6.09.2026 11:05:00
Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Şiiri Değerlendir
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!