itiraf edilmemiş karanlık boşluğunda bir yalanın yıllarca
papatya yaprakları ve çiğ taneleri uçuşur ayaklarında
olunca kara bir duman gibi zaman
denizler bile susunca şimdi yalnızlığını yürüyor nasıl
aklına zehirli sarmaşıklar dadanmış bak şimdi asıl
ey hallaç
kalbimi aldım elime kalem gibi yazıyorum..
sen aldanma herkes gibi yazıyorum sandığından..
pamuk gibi havaya savuruyorum
kurtulmak için ağırlığından..
sen en çok gözlerinle susarak
kilitlenmiş dudaklarında saklanırdın
kırık bir cam gibi bakıyordun yüzüme
heceleri uçurumdan tek tek atarak
mutlak bir cümleyi bıçaklıyordu tavrın
kör bir kelimeden yaralansak
hatırlatsa da korkum insan olduğumu
anlaşılmamayı göze aldığım yolda tek başıma
cesaretli hakkım yılmayacak kadar doğru
uçuyorum bir çift kanat.. kollarımın altında..
yağmurlu bir gecenin sabahında
dem çeken kumrularla uyanıyoruz sana
bir şarkı sözü gibisin dilimin ucunda
“kapat gözlerini”
kapatıyorum gözlerimi
sen
Her bakışımda korkuttu beni
o titreyen kara gözlerin.
Kurtulmak istedikçe kendimden,
anladım ki
sana koşmak demekmiş,
kaçmaya çalışmak senden..
bilmediğim bir şehirde kaybolmak gibiydi sevmek seni..
sevdim..
sadece ikimizin bildiği bir dilde susuyoruz şimdi..
unutmuş sanki altın çağıdır aslında her nefes yaşamanın
bir insan nasıl susturulur dili çözülmüşken acılarının
işte öyle nasıl daha çok belli ederse karanlığı bir kibrit alevi
olsa olsa acıyı hatırlatan bir sevinç benimkisi
gri bir martıya bindirip solgun sesimle
salıversem gözlerimi denize
bulur muydun beni
oysa ben onca karanlık arasında bile
bir kıvılcım gibi bulurdum seni
bir kuş çiz yağmurdan ağırlaşmış kanatları
nasıl unutur bir mahpusun yürümeyi ayakları
sahi kafeste kuşlar nasıl unutur uçmayı
kırmızı bir balık çiz mavi gökyüzüne uçurtma olsun
öyle ki düşüncelerin zincirlerinden kurtulsun




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!