bir ağaç düşün
yaprakları rüzgârla kavga eden
ama hiç ses çıkarmayan
bir suskunluk bu
gövdene yaslanmış bir adam
Ey serv-i nazım, ey hayatımın yeğâne baharı,
Dur, henüz vakit var, kıyıya vurmuş dalga mı sandın?
Bu sessiz çığlığım duyulmaz mı sanırsın?
Gitme, muhtacım, ne olursun…
Bir zerreyim sensiz, ne yana dönsem boşluk,
gizli bir sızı var, yüreğimde derin.
elveda demeden giden, şimdi neredesin?
rüzgârın kanadında bir umut, belki gelir.
içimdeki yangın sönmez, sen gideli.
dön artık, geceler uzadı, sabah olmuyor.
öyle bir hasret ki, adını koyamıyorum.
Kahrolsun! Bu eller, bu yüz, bu gözler,
Kahrolsun! Sevdiğim her bir sözler.
Bir yangın yeridir şimdi yüreğim,
Kahrolsun! İçimde yanan ateşler.
Kahrolsun! Gök yüzü, yer, deniz,
Bir koridor boyu sessizlik, bir sıra, bir defter,
İlk bakışın vurduğu an, zaman donar, hece yiter.
Saçların rüzgârda uçuşur, bahar bir başka eserdi,
Sıranın üstüne yazdığım ismin silinmezdi.
Bir yağmur başlardı okul bahçesinde ansızın,
Tomris Hatun içmedimi
kafatasından içki
daha demin dudak değmemişken altın çanağa
şarap kırmızısı değil
kan kırmızısıydı akşam
bir sabah uyandım, kelimeler dökülüyordu avuçlarımdan
parmaklarımın arasından süzülen incecik kum taneleri gibi
ne kadar sıksam avuçlarımı, o kadar çabuk akıp gidiyordu
oysa bir zamanlar sözcükler beni bulurdu, şimdi onlar bile
terk etmiş bu sessizliğin kıyısında bekleyen adamı




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!