ÖĞRENCİ ŞİİRLERİ

ÖĞRENCİ ŞİİRLERİ

Bedri Karaarslan

Palavra deyince Nusret gelir aklıma.bu güne kadar tanıdığım en usturuplu palavracı odur.Hani bazı insanlar ortamını bulamadıkları için yeteneklerini ucuza harcarlar ya! O öyle biriydi işte!...yüksek dozda kurgu yeteneği ile iyi bir öykücü ya da iyi bir senarist olabilirdi bence. O özellikle yaşanan olayları uyarlama,kahramanının yerine kendisini koyma,gerekli süslemeleri yapıp onu anlatmaya hazır hale getirme konusunda müthişti.

Biz Nusret'i tanıdığımızda üniversite üçüncü sınıftaydık.Bir öğrenci evinde üç arkadaşla kalıyorduk.kaldığımız ev ,üç oda bir salon kocaman bir evdi.Mezun olup giden bir arkadaşımızın yerine yeni bir öğrenci aradığımızda karşımıza çıktı.Kantinin panosuna astığımız ilanı okuyup bana gelmişti. Daha tanıştığımız ilk gün bir kaç macerasını dinledim. Aslında kendisine ait bir evi varmış da!... Babası üniversiteyi kazanır kazanmaz ona kalması için bir apartman dairesi almış da!... O sözüm ona yalnız kalmayı sevmediği için evini kiraya vermişmiş de!.. Falan filan...

Neyse Nusret'le evdeki ilk günümüzün akşamında birer konuşma esiri olduk.Dinlemeye mahkum tutuklular gibi Nusret teslim aldı bizi.O anlattı biz dinledik, o anlattı biz dinledik.Bilmem kaçıncı hikayenin ortalarında: ''Arkadaşlar, yarın okula gidecez; yatalım artık!'' deyince susturabildik onu.

Daha sonraki günler bu yoğunlukta olmasa bile hikayeler anlatmaya devam etti.Diyelim ki Ömer. ''Ben yumurta yemekten bıktım ya!''diye söylendi.Vay sen misin onu diyen, Hemen yumurtanın merkeze yerleştiği bir hikaye Nusret tarafından anlatılırdı.İlk zamanlar televizyonsuz evimizde böyle düğümleri güzel atılan, merak uyandırıcı hikayeler hoşumuza bile gitmişti.Ama artık tahammül sınırımızı zorluyordu.
..

Devamını Oku
Vahdet Mehmet Güneş

hafta sonuda düşünür bizi
ikinci baba-ikinci ağabey
kutsal görevi sahabeden zamana
Hz Ali bunu beyan etti
Bir Harf Öğretenin Mihmandarıyım
öğrenci bir güvercin
bir gün uçacak okuldan
..

Devamını Oku
Nilgün Budak

Kültürümüzün parçasıdır ya hani, her ne kadar unutuluyorsa da artık yavaş yavaş, ben üstüme düşeni yapayım önce bir selam vereyim, saygılar sunayım sonra internetin kıyısına yerleşeyim. Ve dökmeye başlayayım aklımdan geçenleri becerebildiğim kadar..

Oldum olası televizyon reklamlarını izlemeyi sevmişimdir. Hem öyle böyle değil, türü,hedef kitlesi,bütçesi gibi, reklam sektörüyle ilgili olanları alakadar etmesi gereken detaylara takılırım. Konunun işlenişi,kişileri nerelerden yakalamayı hedefledikleri,ne denli yaratıcılık kullandıkları önemlidir benim için. Aslına bakarsanız ürünlerle pek de ilgilendiğim söylenemez, işin tabiri yerindeyse mutfağı, teknik kısmı daha cezbeder beni. Büyüyünce reklamcı mı olacağım ne? :) zaten ülkeyi yönetme işini”ah ben olacaktım ki..” diyenlere, reklam şirketlerinin yönetimini de bana versinler görsünler neler oluyor :) o kadar iddialıyım yani.
Bizim evin, reklam izleme, inceleme, değerlendirme kurulu başkanı olarak ben, son günlerde izlediğim birkaç reklam vasıtasıyla dikkatimi çeken bir konudan bahsetmek istiyorum. Bazı kitapların CD versiyonları veriliyormuş gazetelerle. Evet evet, birisi okuyor CD’ye kaydediliyor, sizde alıp evde “dinliyorsunuz”. Demokraside çareler tükenmez diye buna deniyor olsa gerek. Kitap okumayan bir milletiz ya, düşünsenize bir gün de kitap dinlemeyen ülke haline gelirsek! Sloganlar bile değişebilir” kitap dinleyelim” şeklinde mesela. Okumuyoruz bari dinlemeyi becerelim de iyice rezil olmayalım dünya aleme,dinlemeyi bile bilemediler dedirtmeyelim.

Mesela siz bulaşık yıkıyorsunuz, CD çalar size kitabı okuyuveriyor. Ya da siz araba kullanırken… ve siz de “öğrenmiş” oluyorsunuz. Ben yolculuk sırasında şoförle konuşmak yasaktır diye bilirdim? Tabiki CD çalar şoföre soru sorup cevap beklemiyor ama,konuşmuş oluyor sonuç olarak değil mi ama? :) Tam katilin kurbanının arkasından sessizce yaklaşıp bıçağı saplamak üzere olduğu an şoför heyecanlanıp gazla fren pedalını karıştırırsa mesela! ! Bu ve benzeri tipteki trajik durumların olmamasını isteyelim biz yine de. Okumanın verdiği hazzı dinlerken bulabilir miyiz sizce? Bir romandaki kahramanlara ayrı ayrı sesler hayal edip gözünüzde canlandırmak bir yanda, tümünü aynı sesten dinlemek öte yanda.. Nasıl olur denemedim fikre sıcak bakmadığımdan dolayı ama, deneyimlediğim benzer birkaç durum olmadı değil. Mesela Birigitte Jones’in Günlüğü adlı kitabı okurken aldığım tadı, filmini izlerken bulamadığımı söylemeliyim. Sinemaya uyarlanırken kesilen kısımlarından mı, hayal ettiğim ve kendi gözümde çektiğim filme benzemediğinden mi bilmem ama o tadı bulamamıştım işte.
Şu an kulağımdaki walkman kulaklığından gelen şarkıyı düşündüm de, Bryan Adams’ın Everyting I do isimli şarkısından söz ediyorum. Bir zamanlar Robin Hood filminde duymuştum yanlış hatırlamıyorsam bu şarkıyı. Filmi izlemeden çok önce o kitabı okurken de Sherwood Ormanının hakimi Robin benim hayallerimde, filmin Robin'i Kevin Costner’dan daha çok Tom Cruse’un boyunun uzamış hali gibiydi.
..

Devamını Oku
Arda Özdemir

Gece zifir zehir, ne bir yıldız ışıltısı ne de Nazım'ın ki gibi sarı sıcak bir pencere var. Tren çıkardığı ritmik tıkırtılar haricinde oldukça sessiz. İyi bir kulak bu tıkırtılardan kendince besteler üretebilir, arka fonda ise gayri-ritmik oflama, öksürme ve bilimum uyku tıngırtıları. Kompartmanın tek uyanığı benim. 'Uyanık' doğru kelime, bir tek ben kaçırmıyorum geceyi, uykunun tatlı yalanlarına kanmayan tek gözüaçık gözü açık benim.
Gece kimilerine göre bir örtü, tiyatro sahnesine inen perde, harç bitti yapı paydos, haydi sütünü iç doğru yatağa durumu, uyanık hariç. Görmek bir mecburiyet olmaktan çıkar, sadece görmen gerekeni görürsün geceleri, görmek bile emek ister. Birileri uzaktan kumandayla sesi kısar. Parmaklarını çıtlatsan komşu şikayete gelecek sanarsın. Gündüz farkına bile varmadığın sesler kulak tırmalarken, gündüz son sesin yetersiz geldiği televizyon büyük bir gürültüyle açılırken panikle kısmaya çalışırsın kimseyi uyandırmamak ve paylaşmamak için geceyi, en düşük ayar bile fazla mı ne?
Kimse uyanmasın istersin, uysal sıcak bir yalnızlığı vardır gecenin. Bir tren kompartımanında bir sürü yabancısınızdır belki, belki bir öğrenci yurdunun üst ranzasında, belki ev sıcaklığının çekirdek kalabalığında, işte tek uyanık sizsinizdir. Hem yalnız hem kalabalık. Yalnız olmanın tüm ferahlığı kaplar benliğinizi, en yakın dostunuzu, özbenliğinizi orta yere serer, karşılıklı dertleşir, ruhunuzu dinler, düşünür, düşünürsünüz, aynı zamanda yalnız olmadığınızı da bilmenin güven şemsiyesi altında.
Herkes uyusun ister uyanık, uyku tozunu serpen peri bir tek kendisini es geçsin diye saklanır kendine ve koyu kahvelere. Pek sevilmeyen gece yaratıkları familyasındandır. Baykuşların, yarasaların, gerçek olmadığı halde vampirlerin, fahişelerin sevilmediği gibi. Ama onların uyanıklığı farklıdır, seçilmiş bir uyanıklık değildir. Mecburi uyanıklardır, hayat memat meselesi. Geceyi isteyerek seçenler ya uyanıklardır ya da geçici uyanık kontenjanından yararlanan sevişgenler. Gecenin zifiri sessizliğinde gürültünün ağa babasını yaptıkları halde hiç bir komşunun şikayet ettiği duyulmamıştır şevişgenleri, deli pasaportu taşır sevişgenler muaftırlar olağan yenilgilerden.
Akıllı adamın işi değildir sevişmek, önce beynini çıkarıp koyarsın komidinin üstüne yoksa motor su kaynatır daha yolun başında. Sonra kalp devralır görevi, sevgiliye yumuşacık dokunmak, kokusunu ciğerlerine çekmek hazların en güzelidir. Ama soyunmaya başlamışken sıra elbet kalbe de gelir, otonom bir hareketle sıyırıp atılır kalp bir kenara. Omurilik almıştır komutayı, otomatikman reflekstir artık sevişmek. O da devreden çıktı mı elde kalan iki çıplaktır yanyana uzanmış. Ufak ufak yatağın uzak köşelerine doğru uzanan. Bütün bir ilişkinin özetidir bu tek gece.
Beyne bir müddet yıllık izin verilip Aşk'a çıkılır. Salakça davrandığını bile bile bundan salakça bir zevk duyarız. Aşık ile Maşuk birbirinin saçını okşarken bile incitmekten korkar. Anne hassasiyeti vardır dokunuşlarda, uzayan muhabbetler ince ince işlenir belleklere dantel edasıyla. Yazık ki çok sürmez, refleks olur yaşananlar, aşk yerini sevgiye, zamanla alışkanlıklara bırakır. Rayların ucunda uçurum olduğunu göre göre hızlanır tren, bitmemiş köprüye vararak bırakır kendini boşluğa. Geride 3. sayfalara manşet 2 eski insan ve 1 ölü aşk haberi kalır. Çok nadir rastlanan bazı vakalarda makinistler tren uçuruma yuvarlanmadan treni havaya uçururlar elele. Kendi idam sehpasını tekmelemek kadar asil ve az anlaşılır bir tavırdır takındıkları. Orgazmın doruklarını ve gerçek aşkı sadece onlar yaşar.
Genelde gece uyanıklarının içinde çıkar böyleleri, genelde siz yatın ben biraz daha oturacağım derler. Uyanıktırlar, gece zifir zehirdir, tren cüssesine göre oldukça cılız ritmik tıkırtılar çıkarır, İyi bir kulak kendince besteler üretir. Bir tren kompartımanında bir sürü yabancıdır belki, belki bir öğrenci yurdunun üst ranzası, belki ev sıcaklığının çekirdek kalabalığı...
..

Devamını Oku
Cüneyt Beyköylü

Ülkede çiçek açtıran hep öğretmendi,
Bahçıvan olmuş öğretmen; mağrur, mütevazı.
Genelde sormaz kendine çoğu öğrenci,
Ne zorluklarla yetiştirir bahçıvan, o çiçekleri.


Öğretmende bir can öğrencide bir can,
..

Devamını Oku
Cengiz Bedir

Beni böyle söyle tüm seyircilerine,
O dertli bir öğrenci.
Beni böyle söyle şarkılarında,
Onun ismi sadece serseri.

Beni şöyle anlat dostlarına,
Onlarda söylesin başkalarına,
..

Devamını Oku
Merve Sena Türk

Bugün öğrencinin bayramı
Öğrenci coşkusunun doruk noktası
Derslere veda etmenin ilk haftası
Bir yılı daha noktaladı karne

Bazen iyiydi bazen kötü
İyiyse adeta uçardık evlere
..

Devamını Oku
Kadir Uyguner

Mutluluktu Her An Yaşadığım
Hasreti İse Her Zaman Çektiğim Şeyler
Burdan Geçenler Soruyordu
Bu Ne Hal Diye
Ben Aşk Denizinde Deniz Kabuğu
Ben Aşk Yolunda Trafik Levhası
Ben Aşk Okulunda Bir Öğrencisiydim
..

Devamını Oku
Perihan Pehlivan

Kıbrıs Türkünün ticaret limanı, tarihi bir şehir.Kalesi kale içi çarşısı ayrı bir güzellik.Denizi türkuaz yeşili tertemiz. Maraş; apayrı bir dünya, bambaşka bir rüya. Harekat öncesi Tüklerin çoğunun giremediği cennetten bir köşe. Şimdi kapalı o cennet köşe. Bakımsız, harab. Bir zamanlar ünlülere kucak açmış turistik, modern bir belde imiş.. Çarşılarında ünlü markaları satan dükkanların eski levhalarını görmek mümkün. O dönemin yaşantısını hayal etmek ve otuz sene öncesi bu denli lüks ve güzel olan bu şehir burada saklı ve resim çekmek yasak. Hayalet şehir olmaktan bir an önce çıkmalı, kurtulmalı geçmişin acılarından. Kardeşçe, güzel bir yaşama merhaba demeli uyuyan bu güzellikler. Üniversitesi ayrı bir dünya, dünyanın her yerinden öğrenci kardeşçe eğitim görüyor. Özgür, mutlu. GaziMagusa, tüm güzelliğini bu günlere taşıyabilmek için kanın son damlasına kadar savunmuş kendini. Çevresinde birçok tarihi yer var. Gezmek için, görmek için,eğitim için. Ve güzel bir tatil için sizi bekliyor.

Perihan Pehlivan
2005 KIBRIS
Gezim bir
..

Devamını Oku
Adem Uysal

Heykel tıraş taşa, öğretmen insana şekil verir. O billur gibi su, tertemiz hava, verimli topraktır. Karanlıkları aydınlatan ışık, gökyüzünde buluttur.
Yağmur yüklü bulut, esen rüzgar, yağan yağmurdur öğretmen. O, arkadaş, sırdaştır. Öğrenci ailesine açamadığı konuları öğretmenine açar.
Sokaktaki insanların hemen hepsinin birer öğretmeni vardır, hatta daha fazla. Cumhurbaşkanı, Başbakan, bakanlar ve daha birçok devlet ricalini de yetiştiren çile insanı zengin gönüllü öğretmenlerden başkası değildir.
Başarılı bir siyaset ve ticaret adamı bulunduğu mevki ve makama öğretmenlerinin çabasıyla geldiklerini unutmamalıdırlar. Öğretmen, öğrencisini yetiştirmek için kendi hayatını riske atar. Kim olursa olsun öğretmenini yok sayarsa, nankörlük etmiş olur. Öğretmenlik hem çok zor, hem de çok şerefli bir meslektir.
Bu vesileyle tüm meslektaşlarımın ÖĞRETMENLER GÜNÜ nü kutluyor, sonsuz aleme göç edenleri rahmetle anıyorum.
..

Devamını Oku
Nafi Çağlar

Gültepe, Gültepe,
Öğrenci gezer sere serpe.
Yakalayıp bir soru sorsan,
O dudaklar ki; olur pepe.

Gültepe, Gültepe,
Yazık! gençleri atma çöpe.
..

Devamını Oku
Karagun313

Adını, kara tahtaya silinmez tebeşirle yazsaydım
Geçip karşısında bir ömürboyu öğrenci olsaydım
Sen küsüp ağladığında ben de seninle ağlasaydım
Yine sever miydin, siyah önlüklü kirli çocuk olsaydım
..

Devamını Oku
Sinan Karakaş

Umutlar Hiç Bitmemeli

Onu gördüğümde parkın bir köşesinde bankta, ellerini yüzüne koymuş kara kara düşünüyordu. Selam verdim selamımı almadığını sandım, meğer sonradan öğrendim ki dalgınlıktan, düşünmekten selam sesimi bile duymamış,.
Neyse, ne oldu iki gözüm dedik, gemiler karaya mı oturdu, nedir bu halin, seni bu kadar kendinden geçirecek olay ne, anlata bir hal çaresi arayalım dedim.
Ellerini yüzünün önünden ağır ağır çekti, baktım ki ağlamış, göz pınarlarında damlalar birikmiş, bir kısmı da göz pınarlarından, yüzünden aşağıya ta çenesine kadar inmiş.
Umutsuz gözlerle bana baktı, zor ya dedi bu yaştan sonra çok zor.
Ya hu zor olan ne, o elindeki kâğıtta ne var, yoksa sorun o kâğıtta yazılı olanlar mı, mektup mu evrak mı, neyin nesi hele bir anlat, her derdin mutlaka bir ilacı vardır, ölüm dışında. Yeter ki Allah can sağlığı versin.
..

Devamını Oku
Tuncay Emrem

Ne tac-ı şerifim var, ne kaftanım, ne de cüpbem.
Ne manevi makamım var, ne de göstermeye rütbem.
Zuhura geldiğim yok' tan hiçiye gittiğim burda,
Kürsüm gizli, çevrem öğrenci, ilim: hutbem..
..

Devamını Oku
Oğuzkan Bölükbaşı

...................sevgili ilk okul öğretmenim Esin Işık için

Öğretmenler günü her öğretmen
Hatırlanmayı bekler
Öğrencilerinden

Haydi öğrenci olun yeniden
..

Devamını Oku
Servet Kocakaya

Akşamüstü hüzün çöker
Ankara’nın çehresine
Işıkları çabuk düşer
Evlerinin perdesine
Benim derdim bana yeter
Behey hatıralar, behey sevdalar.
İlk, orta ve liseyi küçük bir şehirde,
..

Devamını Oku
Olcay Derecik

Ne kadar da H' içten söylüyorsun adımı,
Sorulan soruyu bilmemesine karşın
Parmağını ilk kaldıran Öğrenci gibisin..
Beni öğrenemediğin halde
Herkesten çok bildiğini iddia edecek kadar..
..

Devamını Oku
Ahmet Kemal

Eğitim Üzerine Yazılar


11


EĞİTİMDE ŞEKİLCİLİK ve ÖZ
..

Devamını Oku
Ali Lidar

199.
Birlikte bir şeyler yapan insanlara özeniyorum zaman zaman. Benzer hassasiyetlerle bir araya gelmiş, genelde birbirlerini çok da iyi tanımayan ama ortak dertleri olan insanlar. Bir şeyi protesto etmek için toplanmış insanlar mesela. Yumruklarını sıkarak yukarı kaldırıp hep birlikte aynı öfke ve sloganla bağıran insanlar. Aralarına girivermek istiyorum bazen. Ne için toplandıkları ya da neyi protesto ettikleri umurumda bile değil. Yeterince öğrenci dövemiyoruz yahut daha fazla orantısız güç kullanmak istiyoruz diyerek bir araya gelen bir grup polisle bile birlikte bağırabilirim. Ama sonra düşünüyorum. Lan ben insan sevmiyorum bir kere. Sonra ne toplumsal kaygılarım var ne de halkın mutluluğu gibi bir derdim. Peki diyorum o zaman, neden sevmediğim bir grup canlıyla beraber boğazım yırtılana kadar bağırmak istiyorum? Galiba özendiğim için! Bana kalırsa insanların deliliğe en yakın oldukları anlar birlikte, birbirlerine gaz vererek toplu işler yaptıkları anlardır. Tribündeki insanlara bakın mesela, ya da bir gecede halay çeken insanlara. Çap ve semptomları farklı da olsa tek bir ortak nokta var ortada. Delilik.. “Kitlesel zeka yoktur, bir grup insan bir yerde toplanınca ilk önce akıllarını ve bilinçlerini kaybeder ve grup dağılana kadar da onlardan her türlü tuhaflık beklenebilir” gibi bir şey okumuştum. Adam haklı. Yoksa halay nedir? Hep bir ağızdan hakeme küfür etmek nedir? Pankart sopalarıyla banka atm’lerine saldırmak nedir? Bunların hangisini yalnızken yapabilirsiniz? Deliyseniz yaparsınız ancak. İşte tam olarak bu yüzden sempatik geliyor bana bazen bu gruplar. Geçici bir süre de olsa delirme garantisi veriyorlar ve ben buna zaman zaman epey ihtiyaç duyuyorum..
..

Devamını Oku
Kalbi Baharım

Dünya bir okul.
Bizler öğrenci...
Ders zili çaldı.
Ahiret ve mahşer dersinden imtihan var şimdi;
Eyvahhh biz dersimize iyi çalışmadikki.
..

Devamını Oku