Okumak; Yurdumuz İnsanlarının, Menfaatine Yarayacak, Düşünce Arayışı İçersinde Olmalıdır! .
= 000.000.004 =
Kaleme Almak; Yurdumuz İnsanlarının Huzur ve de Umudunu Daimi Kılma Arayışında Olmalıdır! .
Her Bir Öğrenci; Öğretmenlerinin Cömert Paylaşımları ile: Hayatını Muhafaza Eyler! .
“HİKAYELER” Adlı, Dünya Çocuk Klasiğinden Kısa Bir Anlatı:
“ANLAŞMA”
..
(Müdür Bey)
Sokağa attığınız çocukları gördükçe,
İçerinde bir yerler acıyor mu Müdür Bey?
Her geçen gün başına hırsın çorap ördükçe,
Birazcık uykuların kaçıyor mu Müdür Bey?
..
11 Ocak 2013 Cuma 04:42:27
Anadolu Kültürünün Varlığını Muhafaza İçin DÜŞÜNECEKSİN! .
= 000.006 =
Anadolu Kültürünün; Yeni Kazanımları Adına: ÜRETECEKSİN! .
Adı SEVDA Olsa, Adı AŞK Olsa; İLLAKİ: Eğitime SAMİMİYET! .
..
Geçmişten bu güne elime geçti,
Kareli kağıtta listeye bakın.
Sınıf başkanıydım elimden uçtu,
Beş ilçe öğrenci icmale bakın.
Yazılı sözlüler başlar haftaya,
Yaramazı yazsam kara tahtaya,
..
Öğrenci-ler- e
Hiç bitmez bu sevda, bitmeyecek.
Nesillerden nesillere devam edecek.
Çiçek dalında, öğrenci okulunda,
Yeşerip boy ve bilgi verecek.
Tomurcuk misali açmamıştır bazıları,
..
Eğitim parkına kurulmuş pazar,
Her biri bir icat, ibret almalı.
Yetişmiş öğrenci, planı hazır,
Gelecek yıllara teşvik olmalı.
Bağbanın bağıdır, fidan dikilmiş,
Sınıfın bahçesi güller açılmış,
..
Sinemalarda gösterime girmiş eski bir filmdi ''Kim Korkar Hain Kurttan'' seyretmemiştim ama yine de oynandığı zaman, hakkında çok konuşulduğunu biliyorum. Bir de sanırım böyle bir kitap var ''Kim Korkar Matematikten'' Ben de ondan mı esinlendim nedir, öykümün adını böyle koydum. Mahallemizin ortaokuluna başladığımız yetmişli yıllardı. Bir an da ilkokuldan ortaokula zıplayıvermiştik. İlk günler hocalar ile tanışma faslından sonra derse daha üç sene bizi okutacak olan matematik öğretmenimiz Hilmi Bey girmişti. Öğretmenliğini her zaman takdir ettiğim bir hocamızdır hâlâ kendisi. İlk günler ne kadar güzeldi o sene, modern matematik bizim ile merhaba demişti eğitim ve öğretim hayatına. Matematikten hiçte parlak bir öğrenci olmadığımı herkes bilmese de en azından ben kendimi biliyordum. Hal bu ki ilkokulda çarpım tablosunu sınıfta ilk ben ezberlemiştim, ama iş onun ile bitmiyor ki kardeşim. Kümeler, modüler aritmetik, bir bilinmeyenli, iki bilinmeyenli, üç bilinmeyenli ve benim de bilemediğim denklem türleri offf ki offf! ! !
Ya Hilmi Hocam sadece kümelerden sorsa yazılıdan ful çıkaracağım, ama konular fazlalaşınca sorularda fazlalaşıyor ve farklılaşıyor haliyle. Toplamayı yapıyorum, çıkartmayı da yapıyorum, çarpım tablosu da tamam. Ahhh o denklemler bir türlü yazılı da denk getiremiyorum o denklemleri, aslında bu matematik bilimlerin temeli yahu. Bunu da gençlik yıllarında öğrenmiştim. Edebiyatçı olacaksan bile matematik gerekli, ama matematikçi de olacaksan o zaman edebiyatta gerekli. Çok çalışkan çocuklar var sınıfta, Cemil, Serdar, Sevgi vb. onlara sorsam teneffüslerde bana anlatacaklar konuları ama on dakikalık teneffüslerde bahçede top tepmek var boş veeer...
Bir insanın matematik ile bu kadar mı arası bozuk olur bu kadar mı yıldızı barışmaz? Hilmi Hocamda benden yaka silkmiştir her halde o yıllarda. Ama Allah var eylülde ki ikmal imtihanlarında amcaoğlu beni çalıştırınca B ve C alarak geçiyorum çoğu zaman. Yahu arkadaş sene içinde de ders dinleyip ikmale kalmasan da, sen de, millet yazın sokaklarda top teperken, kız peşinde koşarken, masa başında oflayıp puflayıp, dersleri hatim etmesen, yok arkadaş yok, bize ters millet dokuz ay okula gidip de üç ay tatil yapacak biz de okumayı ve okulu sevdiğimizden, on iki ay okuyacağız.
Bazen test oluyoruz yazılılarda bazen klasik yazılı. Test oldun mu salla gitsin bilmediğin soruları körün taşı belki tutar, yüzde yirmi beş şansın var. Ama sakat bir durum var, yazılıdan geçer not aldın mı, Hilmi Hocam peşinden hemen sözlüye kaldırıyor. Sözlü de çuvalladın mı, yazılıda da salladığın kabak gibi ortaya çıkıyor. Hilmi Hocam kaçın kurası yer mi bizim ayak oyunlarımızı.
..
Yonca 1 yonca 1 Yaprak!
Yaprak dinlemede
Radyo kontrol
Beş net
Yukarıdaki diyalog, klasik bir ses kontrol yöntemidir. Son zamanlarda çalıştığım şantiye ortamında,amele arkadaşlarım dahi telsiz kullandıkları için, toplumun büyük çoğunluğu bu diyaloğa aşinadır.
Beş net ifadesi, ses alış verişinin sorunsuz en üst seviyede olduğunu anlatmak için kullanılır.
Gelelim meramımıza.
..
Bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum
Ne güzel bir söz sana yakışır öğretmenim
Sen köle değil, alim yetiştirirsin ancak
Sana köle değil, saygı gösteren öğrenci istersin
Sana çiçek getirdim, öğretmenler günün kutlu olsun.
Bu gün yirmi dört kasım öğretmenler günü
..
Dürüstlük kalmadı riya diz boyu
Lokmayı ağzından alanlara bak
Bunların tamamı iblisin soyu
Uyan da kardeşim çalanlara bak
Hoca yalan söyler öğrenci yalan
Demek ki bu yüzden bitmiyor talan
..
Sonbahar
Yapraklar dökülüyor
Ömrümün
Bu yeni sayfasında
Düşen ilk yapraklar
Ağır aksak,değirmi
Bir kağnı hızıyla
..
Ne sen o ustasın ne ben o çırak.
Yeşil umudumuz boz oldu USTA.
Çok iyi dediğin niyeti bırak.
O niyet sahteye koz oldu USTA.
Kim yolcu kim hancı görüyor musun.
Dost düşman karıştı biliyor musun.
..
Seninle ne güzeldi
Kozahan da tavşan kanı çayı yudumlamak
Sonra batmamak için inatlaşan kızıl güneşin batışını izlemek Tophane'den
Ve bir kilometre tepeden Altıparmak Caddesi'ne bakmak
Seninle ne güzeldi sevdayı renginde yaşamak
Seninle ne güzeldi
..
Eskiden, yetmişli yılların sonu, seksenlerin başında her şey ne kadar güzeldi ne kadar hoştu. Gençtik, dinamiktik, capcanlıydık, coşkuluyduk. Okumaya çalışıyorduk, dersler bir taraftan, arkadaşlar bir taraftan, sosyal faaliyetler, halk oyunları bir taraftan. Asitler, bazlar, kızlar, tuzlar ve Lazlardan oluşan dopdolu bir hayatımız vardı. (O zaman Trabzonsporluydum da) Lazlar oradan geliyor anlayacağınız. Babamız rahmetli eve ekmek getirir, biz de ailecek hep beraber helalinden kazanılan paraları helalinden yemeye çalışırdık. Mahallemizde ki bütün arkadaşlarımızda da aynı şekilde ‘'Ekmek elden su gölden, cocacola ve sakız bakkal Recai amcadan, akşam ev de sopalar babadan.'' Sopalar şaka şaka, Allah var fiske vurmadı rahmetli. İşte böyleydi durumlar.
Öğrenci olduğumuzdan harçlık ile geçinir, kıt kanaat yaşamaya çalışırdık. Paranın değerinin düşmesiyle harçlıklarımıza zam kesinlikle gelmez, maaşlar dolar ya da euroya endekslenmezdi, yılda tek maaş ikramiyemiz bile yoktu, grevde yapamazdık, yalnız arada çaktırmadan yanağına bir öpücük kondurup valideden de para tırtıkladığımız da en büyük ikramiye oydu bizim için...
Babam çok çalışkan adamdı, adı üstünde baba, ha babam de babam çalışırdı bize geçim sıkıntısı çektirmemek için. Bizim haberimiz bile olmazdı elektrik faturası ne kadar, su faturası ne kadar, telefon faturası ne kadar, doğal ga... ha! Unuttum daha o zaman doğal gazın esamisi bile okunmuyordu ülkemizde, doğru ya. Aşağı yukarı benim yaşımda olanlar hatırlarlar Sayın muhterem büyüğümüz Süleyman Demirel'in ‘'Benzin vardı da biz mi içtik? '' dediği ve evlerimizin yine bir petrol türevi olan fueloil ve kömür ile ısındığı, şehirlerimizde kalorifer ve egzoz dumanı soluduğumuz zamanlar...
Büyüdük bayağı, biz de askere gittik geldik. Bir müddet sonra yüreğimize düştü aşk ateşi ve bir de baktık ki dünya evine girmişiz. Eşim diye söylemiyorum ama iyi ki onun ile evlenmişim. Tekrar dünyaya gelsem yine eşim ile evlenmek isterdim. Buradan da anlamışsınızdır ki biz mutlu bir aileyiz. Ufak tefek şeyleri dert etmeyen, birbirini seven çocukları ile mutlu olan bir aile...
..
10*06*15
Yarına ertelendi mezuniyet. Bu gün birkaç öğrenci gelmiş. Akıllı tahtalar açılmıyor. Anahtarlarımız virüslü. Onlar da cep telefonlarını açıyorlar video izliyorlar. Ben Safahat’ı okumaya çabalıyorum. Safahat’ı bu denli tekrar tekrar okuduğumu anımsamıyorum hiçbir zaman.
Çanakkale Destanı’nın yazmayı sürdürmeye çabalıyorum ama başaramıyorum. Aşk şiiri damarım da kurudu O’nu görmeyeli. Denemeler yazmaya çalışıyorum ama eski şevkim yok. Hilye-i Hakani’yi çeviriyorum.
Kitaplarımı hazırlamam gerekecek. Ama vakit bulamıyorum. Artık kitap çıkarın Hocam diyor öğrencilerim. Bu istekleri zamanın geldiğine yorumluyorum. Öğrenciler okuldan kaçmak için duvarlardan, camlardan atlıyorlar.
Sanal dünyanın gerçek dünyayı tehdit ettiğini görüyorum. Edebiyat ve sanatın da sanal aleme kaydığını görüyorum. Sanatın sanal dünyaya kayması yakın bir gelecekte tamamlanacak. Ama yine de ben kitaplarımı basılı görme isteğinden kendimi alamıyorum.
Kitap okuma hızımı artırmak istiyor kültürel faaliyetlerimi sanal alemde karşılama alışkanlığı edinemiyorum bir türlü. Yine kitaba para ödüyorum. Yine evimdeki kitaplığı büyütmeye devam ediyorum.
..
Neyin habercisiydi sınıftaki sessizlik, kim anlatır bana bu sessizliğin nedenini? Gözler dolu dolu, neden herkesin bakışları üzerimdeydi. Gözlerinin içinden, yüz ifadelerinden seziyorum bir şeyleri ama, soramıyorum bir türlü. Benimde gecem kâbuslu geçmişti. Asık bir yüzle geldim okula. Hem bedenen hem de zihinsel yorgunluk yaşıyordum. Bu sessizliğin adını sorduğumda anında çözüldü. Boğazlarıda döğümlenen hıçkırıklar… Koptu bir ‘vaveyla’, 'zeliha' diyen fısıltılar duydum. Sıralara baktığımda, Zeliha'nın yeri boştu. İlk kez Zeliha'sız bir sınıf. Hıçkırıklar daha da yükselmeye başladı. Hüzün ilk kez yaş damlacıklarıyla bir arada, okulun duvarlarında ilintilenerek ulaşıyordu dış kalabalığa. Paylaşılmayan duyguları isyana dönüşüyordu.
Zeliha, bu sabah okula gelirken 'Trafik canavarına' yakalanmıştı. Yazgı mıydı, sabahın erken saatlerinde okul servisini beklerken.... adı konulmamış bir ölüm...
Coşkuluydu, sevinç ve heyecanı bir arada yaşıyordu. Sarışın ve güleç yüzü, ışıltılı, mavi gözleri karşılıyordu günün ilk ışıklarını. Okulunu, Öğrenci arkadaşlarını düşündü. Bir an önce okuluna varmak, derse hazırlıklı olduğunu anlatmak, belleğine depoladığı bilgileri aktarma arzusu, bir ukte oluşturmuştu içinin derinliklerinde. Düşünceleri 5-E sınıfında; bakışları boşluğa odaklanmıştı. Nasıl olduysa… Bir anda küçücük bedeni yerde, açık kalan gözlerinde bir daha görmeyecekti günün aydınlığını, Emek Caddesinde her şey sustu. Ne ağlayan ne de gülen oldu bir daha. Her şey gömüldü derinliğe. Karacadağ'ın asi rüzgârı bir daha dalgalandırmadı nergiz kokulu saçlarını. Canavarın uğultusu, Zeliha'yı bir başka evrene taşımaya koyuldu. Bu gece melekler bile hüzünle öpecekti yanaklarını. Hiç bir zaman yıldızlarla kavgalı olmadı. O her akşam ay ışığıyla selamlaşırdı. Güneş vedalaşırken onunla, dağ doruklarında gökyüzüyle buluşurdu. Annesi, 'Gitme aşkım, bana sormadan, bensiz gitme. Bütün gece uyanık kaldım gitmeyesin” diye. “Sen gittikten sonra gözlerim ağırlaştı, göremedim. Terk etti yavrum beni...” İlerleyen zaman, anneye inat öpüşüyordu Zeliha'yla. Sirenler çaldığında caddelerde, sanki gecikmiş 'trafik canavarı' bekler gibiydi koca kalabalığı…
Oysa boynu bükük bir çiçek, hüznün çoğaldığı bu saatlerde, başını kaldırıp ağlıyordu senin için. Bizse sensizliğin acısı içindeydik hep birlikte. Anneciğin sevdayla büyütmüştü seni. Türkülü, çiçekli, coşku dolu Zeliha'sız bir sınıfı neyleriz bundan böyle... Düşlerimizi huysuz uykuların derinliğinde bıraktık. Sınıftaki eğitsel kol levhasında asılı duran resmine bakıyorum her gün, acı ve hüznü yeniden yeniden yaşamak için. Artık düşler denizinden ne umut nede sevgi dağıtabiliyorsun. Yeşil bir örtünün altında beyazlara bürünmüş bedenin unutulabilinir mi hiç? Sevgi yüklü şarkı ve türkülerinden yoksun bıraktın bizi. 5-E kalabalığının yalnızlığında, nasıl geçecekti zaman? Ayrılıkların olağan görüldüğü bir kentte, neden kabullenemiyordum. ' trafik Canavarı”nın kıyımını. Karanlığa ve yalnızlığa kapanan korkuyu egemen kılmıştı. Durmaksı¬zın taşıyordu insanları faili meçhul bir başka evrene. 1995-1996'nın zamansız kış mevsimi ne tezatlar yaratıyordu bu kentte. 'Benu- Sen' karanlığı yaşarken, Ofis'te günün aydınlığı ışıl ışıl bir sabahı kucaklıyordu. Hangi makasla kesip atacağım bu acıyı, hangi güneşle eritivereyim bu hüznü. Sabahın loş aydınlığı, tatlı satan çocukların avazlarıyla selamlaşıyordu gün İle. Benim çocuklarımsa, sarmaş dolaş, okulun mavi ve lacivert’iyle dans ediyorlardı. Zeliha'nın maviliğini izliyorum şimdi, sınıfa her girişimde. Sınıfımızın çok sessizliği bile eksilmişti sensiz. Bizleri uzun süreli bir suskunluğa bırakarak terkettin bu coğrafyayı. Söylemiştim, günün birinde Kütahya'ya geleceğimi, sonsuzluğa dek seni kucaklayan o dost toprağı avuçlayacağımı... Evet, senin dinlendiğin ve seni kucaklayan topraklara, yeni dinmiş Eylül yağmuru sonrasında vardım. Gökyüzü bulutların kararsız karmaşası içinde toprak seni soluyordu bana. Soluduğum bu toprak kokusu, bendeki özlemi, yavaş yavaş büyüt¬meye başladı. Birden beş yıl öncesine gittim... Geride bıraktığımız yıllar değil. İçimizden çok şey yitip gitmişti. Selamlaştım mezar taşlarıyla… Gezegenimizin orta yerinde çocukları öldüren hain kurşunlar, kimyasal bombalar, yanı başımızdaki çocukların siyahı açlığı ve içimizde yok edemediğimiz katil trafik canavarı... Güzellim sizler bilgiye doymadan, aşkı öğrenmeden, sevgiyi doyasıya tatmadan gidiyorsunuz bir bir… Çocuk yaştaki ölümün adı olur mu? Bir ozanın deyişi ile 'kalleş ölüm'... Bir baba, bir anne ve uçağın kargosunda uyuyan Zeliha yükseliverdi Dicle üzerinden, kanatlarını çırpmadan yaylandı, süzülerek Kütahya semalarına... Ve sen Zeliha, bilerek mi bıraktın 'Ünite' köşesindeki karakalem çalışmanı.... Biliyor musun ZELİHA, doyulmaz güzelliktir, hasretle sizleri anmak ve yaşamak…
Temmuz 2006
..
Ne zaman şiir okuyan bir çocuk görsem
İşte Atatürk'ün sesi diyorum
Güvercin bakışlar maviliklere boyanır
Zeytin dalında açar çiçekler
Ne zaman
Kitap okuyan bir öğrenci görsem
..
Ömrünün baharında gençliğe özenir yavrum
Bilmediği hayatı
Aldığı nefes gibi içine çekesi gelir
Acele etmek faydasız ama kızım gençliğe özenir
“İyi bir öğrenci olamasam da
Seni seven kızınım
..
Odamda yapa yalnız düşünüyorum
Ümitsiz aşkıma şiirler yazıyorum.
Şiiler okuyorum bazen de...
Mektuplar yazıyorum cevapsız...
Tam duygularım coşuyor,
Yazmaya başlıyorum en güzeli,
Birden şeytan geliyor yanıma...
Fikrime hep bir şeyler sokuyor.
Ders mi?
Para mı?
Yol mu?
Derken kirli çoraplarımı hatırlıyorum.
Kahretsin!
Çorap yıkamaktan da nefret ediyorum.
25.04.1991
Yunus Emre Öğrenci yurdu
..
Ödemesi en zor olanı kişi haklarıdır. Dinimiz bu konuda kul hakkıyla karşıma gelmeyiniz ayeti ile bu konuya verdiği önemi belirtir. Hiç düşündünüz mü hiç farkına varmadan kul haklarının gasp edildiğini! Mesela bir öğretmen dersine geç girdiğinde kaç öğrencinin hakkını yemektedir. Ya da derse girdiği halde öğrenciye vermesi gereken ders konularını öğretmemesi durumunda hak yemiş olduğunun bilmem farkında mıyız?
Öğrenciler arasında yapılan taraftarlık ve bunun olumsuz ya da olumlu olarak notlara yansıması birer haksızlık değimlidir? Acaba davranışlarımızda objektif olmamız mümkün değil midir? Ya da kişiler yaptıkları bu haksızlıkların farkına mı varamıyorlar acaba?
Sabahleyin nöbetine zamanında gelmeyen ya da nöbetini tam tutmadığı için çeşitli olayların meydana gelmesine neden olan nöbetçi öğretmenler meydana gelen olaylarda zarar gören hangi öğrencilerin hakkını gasp etmiştir acaba?
Görevine zamanında gelmeyerek kişi haklarını yiyen ya da görevini tam anlamıyla yapmayıp öğrenci ve velileri uğraştırarak haklarını yiyen idareciler herhalde kendilerini rahat hissediyorlardır! Öğrencileri en ufak bir hatalarında en büyük suçlarla suçlayıp, yargılayarak asan, onları toplumdan bir anda soyutlayan öğretmenler ve idareciler herhalde kendilerini vicdanen çok rahat hissediyorlardır!
İnsanları birbirine düşürmek için olmadık yalanları söyleyerek daha sonra doğruluk ve haklılık nutukları atanlar herhalde büyük onur ödülüyle ödüllendirilmektedir. Bilemiyorum; bu haksızlıkların hesabını verebilmek için herhalde bütün öğrencilerden teker teker haklarını helal ettirmek gerekir diye düşünüyorum.
Ya öğrencilerin yediği haklar! Hesabını veremeyecekleri haklardır bunlar. Devletin bütün imkânlarını sunduğu öğrencilerin derslerine çalışmayarak devleti ve ailelerini zarara uğratmalarından dolayı acaba kimlerin haklarını yemişlerdir. Bu vebalin altından kalmak mümkün değildir. Ayrıca sabahleyin erkenden kalkarak üzerlerine aldıkları eğitim görevlerini yerine getirmeyen öğrenciler kendilerine ve ailelerine verdikleri zararlarla acaba kimlerin haklarını yemektedirler. Öğrenciler arasına nifak sokarak ve yalan söyleyerek öğrencileri birbirine düşüren öğrencilerin yediği hakların hesabını vermek mümkün değildir. Ailelerin kıt kanaat kendilerini okutmak için çalışarak eğitim için harcadıkları paraları okuldan kaçarak veya okumayarak yok eden öğrenciler acaba kimlerin haklarını yemektedirler. Öğretmenlerini
Küçük düşürerek kendileri için çırpınan öğretmenlerini üzen öğrenciler acaba öğretmenlerinin haklarını nasıl vereceklerdir.
..



