Antidepresanlarında uyuşturamadığı kederlerin sahibesi beynim
Ne çok soru işaretiyle dolu, çözdüm sandığım bütün sorulardan sınıfta kalışım
Beceriksiz bir öğrenci oluşumun ispatı.
Doğru sanıp işaretlediğim cevap anahtarlarım bir tek kapıyı bile açamadı önüme.
İtiraf ediyorum doğru süsü verilmiş tüm yanlışlara kandı, kanadı içerim.
Seni anlı yorumların boş vermişliğini, seni sevi yorumların sahteliğini, uzanan ellerin kirliliğini
Beyaz bir halisilasyon içersinde esas sanıp bulamışım gözlerimi.
..
T.C. M.E.B. Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığı'na1994 yılında, incelenmek
üzere gönderdiğim,'OKUL ŞİİRLERİ' adlı şiir kitabımın(Yapıtımın) ,yazı (harf)
punto büyüklüğü,10 puntodan küçük olduğu için,KURUL; yönetmelik gereği
sadece ortaokul öğrencilerine tavsiyeyi uygun bulmuştur.
Eğer,kitaptaki şiirler,10 puntodan büyük harflerle yazılmış olsay
dı,'İlkokul ve Ortaokul (İlköğretim Okulu) öğrencileri için tavsiyesi uygun bu
lunmuştur.' ibaresi kullanılacaktı.
..
Vızır vızır akan trafiğin ta kendisidir hayat!
Ana caddelerin sarmalları, yan yollar; onları adeta içinden çıkılmaz hâle getiren karanlık ara sokaklar, daha beteri, çıkmazlar hayatın kollarıdır, bacaklarıdır, gövdesidir.... Kendisidir...
İster yaya, ister füze misali koşturan aya, ister miskin, ister neft yağı sürülmüş gibi dört nala, caddede olmak, sokağa çıkmak, çıkmaza girmek, girip de çıkmak, akıllanmak, akıllanmamak, uslanmak, dibine varmak, insanlığın hâlleridir...
Herşey insanlığın olduğu yere kadardır...
..
Öğretmenim
Bulunmaz dünyada sevgine denk,
Benim için sen,gayesin ÖĞRETMENİM.
Odaklanmış,sende her türlü zevk.
Sen her güzelliğe mayasın ÖĞRETMENİM.
..
7.Kalıcılık:
Kim dünyada bir eser bırakmadan gitmek ister? Böyle insanların sayısı çok mudur? Öyleyse insan bu dünyaya ne için gelir? Bu sorular felsefeyi ilgilendiren sorulardır ama aynı zamanda insanı ilgilendiren sorulardır. İnsanın kendisi kalıcı değildir, “Dünya bir penceredir, her gelen baktı geçti..” halk arasında yaygın olarak bilinen bir dizedir. Her gelen bakıp geçecek ama insanların bir bölümü kendileri gittikten sonra dünyada bir eserinin kalmasını isterler.Ünlü bir deyişe bakacak olursak.. “Dünyaya gelen her çocuk Allahın insanlardan ümidini kesmediğini gösterir, “ der. Ve insan dünyaya bir misyonu yerine getirmek için gelir. Kimileri bu sözü de alaya alabilirler.. “Misyonumuz filan yok bizim,” diyebilirler. Ama “İdealist” inançta olanlar, dünyada onları bir görevin beklediğinden emindirler. Ve bu görev dünyada ilelebet anılacak bir eser ortaya koymaktır.
Kimisi bu eseri, “Benim eserim çocuklarım; birisi mühendis, birisi doktor; birisi de avukat..Daha ne olsun..! ” diyebilir. Evet, onun eserleri çocuklarıdır. Kimi, yaptığı evlerle, köprülerle, anıt eserlerle anılmak ister..Her halde her meslek dalının kendine göre bir eser verme biçimi vardır. Sanatçılar da yaptığı heykeller, resimler,bestelediği şarkılarla anılmak isterler. Ama,herkese kolay gelen, her eli kalem tutanın kolayca eser verebileceğini sandığı bir alan daha vardır. Edebiyat. Ne diploma ister, ne de harç veya mala..Bir yazar veya şair asırlara dayanabilecek eserler yazma hayali güdebilir. “Bir şiir yazarım, dünyada değil ama, Türkiye’de beni tanımayan kimse kalmaz..” ümidiyle yazan nice şair vardır. Olanaklı mıdır? İşte Mehmet Akif Ersoy ve “İstiklal Marşı”, her sabah binlerce öğrenci bu marşla okula başlar, “güzel okuma yarışmaları” düzenlenir.. Ve bir şiir bir bayrağın yanında yurdun her yanında dalgalanır durur. Az şey mi bu..?
Şair şiir yazar, çünkü bunları başkasının okumasını ister. (Kendi için yazan şair yazmasa daha iyi..) Başkalarının hayran olmasını ister. İstediği herkesin hayran olacağı bir güzellik abidesi yaratmaktır. “Bir şiir yazayım, çok güzel olsun, herkes okusun..” Şairin şiirini yazarken istediği bu değil midir? Aslında o, bu şiirin kalıcı olmasını, okul kitaplarına girmesini, (sevgilisi dahil) herkesin okumasını, asırlarca ezberlenip söylenmesini ister. İster de, nerde o kadar dayanıklı şiir bulabilmek.
..
‘Oku’oldu ilk emir göklerden inen yere.
Öğrenmekti ilk görev verilen peygambere.
Ve öğretmek gerçeği arayan gönüllere.
Yeni bir ufuk açmak düşünen beyinlere.
O oldu ilk öğreten eskimez ilkeleri..
..
HAYATIMIN GİZEMLİ ANLARI
4
BENSE bileğimin hakkıyla kazanmıştım ancak ilgim olan branşa değil, halen mevcut düzende orta öğrenimini gördüğüm ilahiyatta. Ben de orada tutunamadım. Geçiş yapmak için her yıl sınava giriyordu. Önce Erzurum’da sonra İstanbul Feriköy’de sınavlara girdim art arda. Halen öğrenci olduğum için puanlarım düşüyordu.
..
Ne figanlar gördün yaralı gönül.
Feryat ile derman çakışmaz sana.
Gönülüden olmanın kralı gönül.
Yüksekten bakmalar yakışmaz sana.
Nice dağlar aştın, yorulmaz gönül.
Bulandın, bulandın durulmaz gönül
..
Kimse mutlu değil.
herkes kendi mezarında debelenen ölüler gibi.
çöplerin ortasındaki kağıt toplayıcısı,
az ilerisindeki evsiz,
yol kenarındaki orospu,
fabrikadaki işçi,
okuldaki öğrenci,
..
HAYATIMIN GİZEMLİ ANLARI
2
Liseyi bitirmiş üniversiteye gitmiştim. Erzurum üniversitesi İslami İlimler Fakültesiydi ilk üniversitem. Karlı yollardan vardığımız bu kar ülkesinde nasıl yapacağımı düşünmeden okula başladım. Kalacak yer bulmak meseleydi. Yurt yoktu. Kimse öğrenciye (bekara) ev vermiyordu.
..
Daha çocukluk günlerimizdi
Ceplerimizde baba parası
Geldi mi o teneffüs vakti
Tenhada bir bakkala koşardı
Ne kadar öğrenci varsa
Bizim bakkal sigara satardı
..
(Öğretmenime Sevgilerimle...)
O,benim öğretmenim
Beni sever,beni okşar
Ben,ona layık bir
Öğrenci olacağım...
Der,çabalarım
O,benim karneme yazar
..
22.01.13
İkinci günlüğümü yayınladım. Önce antoloji.com da, sonra bengisu sanatta. Kâmil’in bana yaptığı siteyi arıyorum yok. Google tanımıyor. Eski sitemi buldum.www.bengisusanat.tr.tg. Yıllar önce yapmıştım.Bir kaç şiir bir resim bir yazı koymuştum.Şimdi de günlüğümü ve ilave birkaç şiir yayınladım.
Şifreyi unutmuşum. Meğerse o benim ilk şifremmiş. Bana ait bloğ da varmış. Fazla geliştirmemişim. Kaybettiği çocuğunu bulan anne gibi oldum.
Seminere gidiyoruz. Eski okuluma. Akıllı tahtayı öğreniyoruz. Video resim kesme biçme. Ses ve yazı müzik ekleme. Ne zor işlermiş yahu. Ah gençlik… Erken gelmişiz dünyaya. Öğrencilerimiz bizden kat kat iyi biliyor.
Yarın notları tamamlamam gerek. Çıktı almam lazım. İki öğrenci yok. Biri raporlu. Peşlerine düştüm. Yarın onları bulmam gerek. Sorumluluğu öğretmene yüklüyor sistem. Yine onarın arkasını biz toplayacağız anlaşılan. Bu ne kadar doğru bilmem.
..
Elimizin kiri olmuştur, para.
Açar içimizde büyük yara.
Bol gelen yatırır kumara.
Öğrenci milleti, muhtaçtır beş kuruşa!
Yaşam kavgasıdır daima,
Onsuz adım atılmaz asla,
..
Kitap fuarı var. Daha gidemedim. Avni Bey her gün oradayım ben diyor. Okul dönüşü uğruyorum. 10 dakikalık bir yer. Okuldan 4 otobüs gitti. Ben onlarla gidecektim olmadı. Aynı gün bilgi yarışması vardı Süleyman Demirel’de. Bu ismi duymaktan rahatsız oluyorum. En az Kenan Evren ismi kadar. Değişmeli onun ismi verilen yerler. Ben yine de bilgi yarışmasına gittim. Yarışma boyunca strese maruz kalıyor onu yenmek için elimdeki bulmacayı yapıyordum. 2. Olduk. Üzüldüm. 1. Olacağımı zannediyordum. Öğrencilerimiz de 1. Olma zorunluluğunun baskısı altındalardı diye yorum yaptık.
Bu bir yabancı gazetenin deyimiyle 40 yıl ülkesinin aleyhinde çalıştığı halde en yüksek makamlarda oturanların başında geliyor. Bu adam bütün sorunların başında geliyor. Onun adını taşıyan salona gitmek değil ama adını anmak zorunda kalmak bile zoruma gidiyor.
Bu tayin işi benim psikolojimi hakikaten bozuyor. Hâkim arkadaşa telefon ediyorum. İdare mahkemesi başkanı ile seni görüştürürüm diyor. Daha o kula gitmedim bile. Neden gitmedim gitmemekte direniyorum bilmiyorum. Geçinmeye niyetim olmadığı için değil mi?
Akşam Fatih enişte aradı nişana geliyor musunuz diye. Süheyl evleniyor. Sevindim. Büyük bir yük kalktı başımdan. Onun benden beklentisini karşılayamıyor olmam beni zor durumda bırakıyordu.
Bu günlerde sıkıntılarımın çok olduğunu mazeret beyan ederek beni affetmesini istedim. Abim giderse onunla gelirim belki dedim ama o onun gelmeyeceğini söyledi.
Tahir hocam kitaplarınız verin taşıyayım dedi. Olur dedim. Atilla İlhan’ın şiir kitabı ve günlük yazdığım defter de kitaplar arasındaydı bir de plan, öğrenci resimleri, ödev kontrolü ve sözlüler için veri biriktirdiğim listelerle birlikte bazı kâğıtların bulunduğu dosyam vardı. Bir kitap çıkarmadınız hocam dedi. Dua et dedim çıkarayım.
Bu kez kitabımı çıkarmalıyım seneye fuara yetişmeli ama nasıl? Dernek bünyesinde bedelsiz satılmak karşılığında derneğe bağış alınmak suretiyle bassak nasıl olur? Yoksa bir yayınevine gerek duyulacak ki bu da bana çok zor gözüküyor. Dini şiirlerimi mi yayınlamalıyım önce. Açılım İslami İlimleri yayma ve yaşatma derneği olan bir derneğin çatısı altında yayın yapılınca en uygunu bu olur her halde.
..
Kimimiz beyazız kimimiz zenci,
Kimimiz öğretmen kimi öğrenci,
Varlık aleminde her insan inci,
Her varlık bilin ki, varlığınızdır,
Varlığın yokluğu darlığınızdır.
..
MEN DAKKA DUKKA
Yıllar önceydi bir lisede öğretmenlik yapıyordum. Bir öğrencimin velisi geldi. O da Milli Eğitimde bir idareci. Bir ilköğretimde müdür yardımcısıydı. Amirinin kendisine baskı yaptığını söylüyordu. Bu mobbingin onu bunalttığını yana yakıla anlatıyordu. Üstelik amirinin onun gibi aynı sendikadan ve aynı görüşten olduğunu ifade ediyor bu durumu anlayamadığını “ekliyordu sözlerine.
Şaşırmıştım. Durumu ben de izah edemiyordum. Adı geçen müdürün kayın biraderimin komşusu olduğunu biliyordu. Kayın biraderim ondan sitayişle bahsediyordu. Nasıl olurdu böyle bir durum ortaya çıkardı. Bir yanlış vardı bir yerlerde. Biri yanlış yapıyordu. Ben bir anlam veremiyordum.
Okul müdürüyle bir kez karşılaşmıştık kayın biraderin evine gittiğimde. Tanışmıştık. İyi bir intiba bırakmıştı bende. Ama öyle uzun boylu görüşme imkânı bulamamıştık.
Yıllar geçti ben o okuldan ayrılmak zorunda kaldım. Başka bir okula tayin oldum. Bir dönem sonra da bahsi geçen öğrenci velisi idareci bizim okula tayin oldu. Hay tayin olmaz olaydı. Ondan önceki idareciyle aram çok iyi olduğu halde bu amirinin tavrından şikâyet eden adam aynı tavrı bana takınıyor kendince bana psikolojik baskı: mobbingin uyguluyordu. Allah’ım dedim sen ne büyüksün işte bu adamın sırrı şimdi ortaya çıktı. Bu adamla tanıştığıma, onunla aynı görüşten olduğuma, aynı sendikadan olduğuma yazıklar olsun diyordum. Aynı kıbleye yöneldiğimize yazıklar olsun diyordum.
Allah adildir diyordum. Bana şikâyet ettiğin baskı düzenin bana kendisi yapıyordu. Utanmaz adam diyordum sana dinin bunu mu emrediyor. Onlar kâfirlere karşı şiddetli, müminlere karşı alçak gönüllü olmayacaklar mıydı? Nerde? Tam tersi. İşte şimdi neden Müslümanlar olarak belimizin doğrulmadığını anlıyordu. Bu İslam’ca olmayan davranışlarımızdan yalnızca bir tanesiydi.’ Men Dakka dukka ‘diyordum. Çalma kapımı çalarlar kapını. Demek sen çevrende senin görüşünü paylaşan her kese bunu yapıyorsun ki sana bunu yapıyorlar. O zaman şikâyet etmeye hakkın yok. Şimdi düşünüyorum ben de mi başkalarına bunu yapıyorum da bana da yapıyorlar. Tabi bunu benim bilmem imkân yok. İpucunu yakaladım. Bundan sonra bu ipucundan yola çıkarak kendi yanlışımı yakalayabileceğim için mutluyum.
..
Çorum Buğdüz Köyü’nde 1924 de doğan Mustafa Yandım Hocaefendi,iki kardeşden büyük olanıydı. Babasının adı Osman, annesinin adı Nazire idi. Aslen Çorum’un yerlisi olan bir aileye mensuptu. Çorum’un Büğdüz Köyü’nden 1942 yılında Kadiriye Hanımla evlendi. 5 çocuğu dünyaya geldi. Askerliğini Eskişehir’de 4 yıl olarak tamamladı. Çocuklarının hepsi de yüksek tahsil yapmış olup babalarının sağlığında yuva kurdular.
Alaca’ya 1950 yılında gelen Mustafa Yandım Hocaefendi 11 yaşında hafız,12 yaşında imam oldu ve uzun yıllar Çorum Sarışeyh, Kayı ve Mühürler köyleri ile Alaca’nın Hışır Köyü’nde imamlık yaptı. Emir Hafız, Binali Hafız, Recep Hafız ve Nurullah Hafız da dahil olmak üzere çok hafız yetiştirdi.
Alaca’da 1950 yılında ilk olarak Özhan Camiinde müezzin olarak göreve başladı. Özhan Camiinde görev yaptığı dönemde sırtında su taşıyarak hiç ağaç bitmez denilen bir yerde ağaç yetiştirmiş ve çeşmeden eve su taşırken her dönümde bir cüz Kur’an okuyarak Kur’an’ı hatmetmiş olduğu ve görev yaptığı camilerde öğrenci yetiştirmekten,onlara Kur’an-I Kerim öğretmekten son derece zevk aldığı bilinmektedir.
Alacanın Özhan Camiinde müezzin olarak görevini başarıyla tamamlayan Hocaefendi daha sonra birkaç camide çalıştıktan sonra kendi adıyla anılan Yandım Camiinde imam olarak göreve başlamış ve bu görevini büyük bir başarıyla yaklaşık 15 yıl kadar sürdürmüş ve oradan 1987 yılında da emekli olmuştur.Çalıştığı cami cemaatı tarafından o kadar sevilmiştir ki zamanla caminin esas adı unutulmuş “Yandım Hoca Camii” olarak söylenir olmuştur.Cemaatten gerçek adını bile bilenler çok azdı. Herkes onu “Yandım Hoca” diye anar,arar ve anlatırlardı.
..
Sorduğundan dolayı
İşine geliş;
Yanıt verilecek;
Bir bakıma sır...
Nesnel olursa
Litaretüre geçecek.
Sırasını yitiren
..
Sözcüğe ek gerekir;
Yeni bir anlam!
Öncekiyle beraber...
Kendisine sorlursa
Düşünmüş; kaç kere?
Sıralanırsa ardı sıra
Harfler peş peşe...
..



