Yeşile bürünmüş, yine bizim dağlar
Zirvesinden eteklerine suları çağlar
Gurbet yolu bekleyen gelinler ağlar
Yârinden ayrılanlar yüreğimi dağlar
Mor menekşe açmış, çimenli bağlar
Ey! kalem’ şör
Kalemine dikkat et
Sineme batıyor
Tek tek gezdim illeri
Bağlanmış gözleri, elleri
Şu dağların hemen ardındayım
Sen gönlümdesin ben buradayım
Az kaldı vakit doluyor gülüm
İnşallah tez zamanda oradayım
Bu hasret hiç bitmeyecek sanırım
Karga kendini kartal zannetmiş
Hele ispinoz sanki zümrütü Anka
Kartal şaşırınca bakmış etrafa
Çağlar ötesinden bir kuş devasa
Çakallar kurdun yerine geçmiş
Sese galip gelir, ışığın hızı
Nurdur, ışığın en nazlı kızı
Düştüğü yüreğe verir sızı
Nur aşkın, sevginin yıldızı
Göz nuru, illaki yüz nuru
Türlü bahane buluyor, içmek için
İçip, içip kendinden geçmek için
Düşmüş bir kere, alkolün pençesine
Yerlerde sürünüyor, kalkmak için
Bir kova suyu, döktüm tepesine
Eriyip, suyla evlenen topraksın sandım
Toprağa vermemek için üzerine kapandım
Sende bana gelmek için çırpınma sakın
Bende toprağa düşüp, eridim ufalandım
Cansız bedenlerimizi bırakarak toprakta
Sevgisine, şefkatine muhtaç olduklarım öldü
Evim, barkım, ilim, yurdum bana yad oldu
Çarpan yüreğim durdu, kanım damarımda dondu
Baharda beklediğim goncalar yaz gelmeden soldu
Arkamdaki güvendiğim dağlarım kayboldu
Yarabbi! Beytül malın başına kim geçse
Hepsi çalıp, çırpıyor, neyimiz varsa yiyor
Müslüman’ız diyorlar ama her ne hikmetse
Başımıza şaibeye bulaşmamış biri gelmiyor
Millet sevgi duyup, onlara gönül veriyor
Artık hiç kimse gelip kapımı çalmıyor
Ayrı düştük, çocuklarda eve gelmiyor
Hakkımda siz ne düşünürseniz düşünün
İnsan ölmek istese bile, yok, ölünmüyor
Yaşadığım onca anılarla içim yanıyor




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!