Sığınmış korkusu yok bir ağacın gölgesine dibine
Kök salmış hiç kimselere karışmaz neyine gerek neyine
Oturursa bir aşık kafa verir onun sazı sözü neyine
Ne zevk alırsın bilmem mantar gibi mantarsın şaşarım senin zevkine..
İkibin onlu yıllarda tanıdığım çift bir iyilik timsali
Denilse yeridir Allahın iyiliklere iyi bir ihsanı
Nazarlardan uzak eşi ve çocuklarıyla kalelere eş
İşte size kale gibi insanlar Kaleoğlu Aylin ve Öztaş...
Büyük bir evin geniş avlusunda
Küçük odam var penceresi tek umuttur bana
Güya kendimce engelleri aşarım
Ana da yok baba da gelde gelmeyenlerini sabahdan akşama değin karşıla...
Çıkamam parka bahçeye yasaktır bana
Hasret yıllarca hasret ana- babaya dünyaya
Uzak kaldı yaşama yakınlaştı yıldızlara aya
Medet umdu sanki bir an açtı ağzını konuşmayan yıldızlara aya
Temiz ve pak değilse alın
Hangi ayıbın örter söyle sakalın
Taşa kesip donacak elin ayağın
Kalmadı sahnede cıngıllı elbisesiyle boyasından başka kimsesi
Geçti saat, bıraktı dostları, kalmadı kendinden başka seyircisi...
Ağladı kendi haline gözü yaşlı hınçırarak hüzünsü hüzünsü
Karıştı hayat sahnesi bu atmosfer ki hayattaki tek neşesi
Aslında kar gibi bembeyaz kristal toz şekerler
Ateşle birleşir pamuk pamuk olmayı bekler erirler
Ala yeşile maviye beyaza yavaş yavaş bürünürler
Pamuk pamuk olur bulut bulut olur şekerler...
Parktayım, saat onikiden sonra sessiz bir gece
Yirmidokuz harfi toplasan da,etmiyor bir hece
Ayırım yok yalnız yiğidi öldür hakkını yeme
Sezarın hakkı Sezara deyip deyip yan dönme
Dürüst ol lafını unutma olsanda travest dönme
Yapılan nimetleri hem kullanıp hem bunlar gavur deme...
Hani televizyon? nerde şimdiki eğlence?
Yoktu şimdiki teknik,yoktu binbir gece
Bir radyo vardı,birde sunucu alemi coşturan
Nerdesin! seni hem anar, hep arar olduk ey Orhan Boran...




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!