Bense bir zamansızlığın kalbinde kayıp…
Ne kadar hafif herkes, ne kadar buralı!
Şehir geceye dökerken sarhoş ışıklarını,
Sıyırıp geçer göğsü bir çocuk kahkahası.
Oğul veren korkuların ketum gölgesi;
Zaman, o insafsız değirmenin öğüten taşı…
Öğütürken saatleri gürültüsüzce,
Bakarım ellerime: Bir avuç kül, bin parça yaprak.
Oysa başkaları geçiyor teğet geçerek acıyı,
Bir kadehin buğusunda yarınları unutarak.
İnsan ne garip, kendi gölgesinde boğulur;
Fakat bak, rüzgar değince zeytinin dalına…
Nihayet aşk, o incecik ipekten dokusuyla
Dokununca o çürümeye yüz tutmuş yaraya;
Sessizlik, çatlamış vazodan sızan su gibi…
Durulur iç denizimin o amansız gelgiti.
Sığınır kalbim o ipeğin dingin tutkusuna,
Dağılır hüznün buğusu, ışık değer usulca.
Unutur ruhum değirmenin o insafsız sesini,
Bir zeytin yaprağında bulur hayat kendini.
Ne kül kalır geride ne o bin parça yaprak;
Bir sükut tazeliğinde yeniden başlar hayat.
Mustafa BinolKayıt Tarihi : 22.08.2026 18:05:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!