Dünyanın enerji motoru, üretimin kilit anahtarı, herkesi bir örnek yapmaya kalkmak, doğrudan öldürmektir, herkesin yeteneği farklı düşünülmüş, her bireyin de toplumda bir işlevi var, kimse yerini küçümsemesin, her taş kendi yerinde ağır, ego sorunlarıyla, tuzağa düşersen, geleceğini baltalarsın hem dünyan berbat olur, hem ahiretin, onun için ipime sıkı tutununun diyor, yani içine ittiği bataklıkta, oyun gereği, dünya ortamında, kabiliyet de verdik, ısrar edersen burdan da çıkabilirsin diyor, ayet, ama, gayret olmazsa batıp gidiyorsun, tanınan fırsat da çöp oluyor, gerçekten gübre olursun o zaman, kendini adarsan doğrunun pusulasına, o seni burdan daha esenlikli yerlere ulaştırır, hayat oyunu bu işte.
Bir bilgi başka bir bilgiyle bağlantıya girdiğinde bilgi olma vasfı kazanır, tek başına hiçbir şeydir, zamanla yıpranır ve çürür çevresine zarar vermeye başlar, yenilenmesini başka bir bilginin katkısıyla sağlar, onun için kültür arası etkileşim hayatidir, gelişim için, kapalı ortamda çürümeye başlayan bilginin kimseye faydası olamaz, ama çok zararı olur. Mukayeseli muhakeme eğitimin temeli olmak zorundadır, yoksa yerinde sayar durursun, iyi de yaşayamazsın.
Dünyada ki sorunun yeni aşamada, hayvan kurulumuna mı dönüş yapıcan bir kriz durumunda, yoksa buna fren koyacak değerleri mi benimseyeceksin, yani din, iman, yoksa can veren unsurlarından soyutlanmış bir iskelete dönüşeceksin, sonra da sepet havası, bunu tercihin belirleyecek, ne geleneksele takılıp kalacaksın, ne de modernin arazlarına teslim olacaksın, yani dengeyi kuracaksın, çıkış noktası orda, iyi de bunu neden yapıyor insana, işte sınav o, hangisini seçeceksin onun yolunu mu, yoksa bozuk yolda kaybolup gidecek misin, hayat oyununun en ağırlıklı parçası modern aşamada, Ya Camus nün dediği gibi başaşağı gideceksin - Düşüş - ya da onun ipine tutunup bataktan çıkacaksın, geldiğin bir yol ağzı, hangi yöne gidersen, o geleceğin olacak, anlaşıldı mı, dünya, neden oyuncak değil. O bilmeyene kolay gelir, sonra, arabesk batağında çözüm ararsın, o da bir şey çözmez, sızlanır durursun.
Toprak altındaki sır, yani cesetten varlıktan başkanın canlısına, heykellerin uykusundan kurtulmasıyla açığa çıkıyor, ama dünya zamanı ile değil, zamandışı zaman ile, şu döngüsel zaman - Nietzche nin sonsuz dönüşüne geldik - reenkarnasyon, değil, saçmalamayalım, - sana doğru bütün aşklardan sonra, çirkin hatıralar lazım - bu ne anlama geliyor, çünkü dünyada bildiğin bütün kavramların adı var, kendi yok, geçici ve silik, bir ara parlasa bile, sönmeye mahkum, çünkü samimisi elmas değerinde bulmak için bütün tarihi gezmen lazım, modern evrede bu iyice silikleşiyor, çünkü dökecek, lazım değilsin, kendini yırtarsan olur, elinde milyarlarcası var, ve bu farkettiğin çirkin hatıralar, samimi ve gerçek olanını işaret ediyor, yani kendini - Beni anın. - KURAN - şimdi merkeze geldik, o da zaten onu istiyor, ondan seni oraya taşıyor, bütün uzandığın dallar kırılınca, kucağa geliyorsun, işte o zaman senin içinde onun için de gerçek zaman oluşuyor, zamandışılık ta, - Ahiret gerçek hayat, bir bilseler - KURAN, dediği o.
Bizim bildiğimiz canlılar uyur kayıp halinde, heykelin ki nasıl oluyor, cansızın ki, çünkü madde hep uyku hali, canlıda yok uyku, ondan canlı, nasıl aşikarlaşıyorlar, canlıyla etkileşimle, gene Berkeley kıyılarındayız, biz maddeyi uykusundan ya da ölü halinden kurtarıyoruz, peki biz ölürsek, madde de imha oluyor, başka bir canlıya transfer olup yaşıyor, herkes ölse, işte orası hiçlik çünkü etkileşim yok artık, peki, hiçlik nasıl geçiş noktası olabiliyor, zamandışılıkla etkileşim başlıyor, bildiğimizin zamanın etkileşimi, kavramlar alanımızda değil artık, maddeyi uykusundan kurtaran etkileşim, dünya şartlarında, zamandışılık ortamında maddeden soyutlanmışı - ölerek - somuta taşıyor, üstelik nesnellik ötesi, ama, özneye de ihtiyacı yok, çünkü, bütün özneleri özünde toplayarak faal, bahsettiği o. İyi de bunları, 25 yaşında nerden biliyor, o bilmiyor ki.
Neresi orası, işte muciza vatan - Novalis - ya da ahiret, veya gerçek hayat, provası değil, burası eleme dökme yeri, tutumuna göre, herkes için düşünülmemiş, o yola baş koyanlara, onun için her fedakarlığı göze alacaklara, düşünülmüş, öyle istemişse bizi aşar, kendine tapanların kapsama alanına da, idrakine de girmez. Zamandışılık, mucize vatan, ahiret, hangisini istersen söyle, aynı yeri işaret eder, tek bir ölçüsü var onun için bir adım öne çıkmak, başka bir yolunu bilen yok henüz, var diyen çıkarsa koşa koşa hemen ona git, burda öyle şeyler bilinmiyor, o konunun cahiliyiz, ayrıca mide sorunlarımız da var.
Ne demek istiyor dağlarca, ya da o, çünkü onun güzelliğinin yarattığı aşkın sonucu ömrün, vesile varlıkları ile, yani annen, baban, onun için aşk en hayati olgusu yeryüzünün hem devamlılılık, hem da haz derinliklerinin kaynağı, hatırlayalım Şeyh Galib neden Güzellik ve Aşk diyordu, çünkü güzellik üretiyordu, aşkı, o cazibe yaşam bağışlıyordu, modern de yokmu yani, giderek soluyor, tabii, bir cesetleşme sürecine doğru, o sentetik ihtiyaçlar harç tutmadığı için ortaya çıkıyor, ya da çağdaş imha süreçleri yaşarken canlılığını yönetemez hale geliyorsun, beslenme kaynakların yapaylaşmış, doğa gibi doğallığını yitiriyor, geri dönüşü olur mu, artık çok zor, kişisel gayretlerle belki, her çağın kendi arazları, bu çağda böyle seyrediyor, ondan - Gizlice ağlayarak biri sevmezse, daha da koyulaşır gecemiz - diyor, aslında o gidişata, atılmış bir çığlık, hiçbir şeyi çözmeyecek, eskilerin dediği gibi - olacakla öleceğe çare bulunmaz - her çağda olduğu gibi herşey kişisel gayretinle o da belki mümkün, yoksa çoktan planın hazır, kefeni yırtacak olan sensin, öyle bir iştahın, niyetin var mı, sorun orda, hepsinden önemlisi, kafan basıyor mu, yoksa gidişat kafana basacak, geriye ne kalır, yaşar görürsün.
Hayır, ben varım, yalnız ben, ister dursun, ister aksın suları Bana başka başka şekiller gösteriyor, Vücudumun sonsuz arzuları. Hayır, ben varım, yalnız ben, Ağaçlarda kuşlar neymiş, Soruyorum ki benden sonra mevcut, Ellerim nasibe değmiş. Hayır, ben varım, yalnız ben, Yıldızlardan önce, dağlardan evvel, Ey, bende burda durayım, Üstüne yapraklar düşen heykel.
Kim bu - ben - Dağlarca henüz 25 yaşında, Novalis, Keats, benzer yaşlarda yazıyor, ve Keats ondan diyor, bir şairin benliği yoktur o her yerdedir. ve Tanrı zamandır. - KURAN, vahiy şiir, hikmet değil, Peki bu şiirdeki - ben - nedir, vahdet i vücud, tabii ki o. Anlaştık mı, şimdi kolay gelsin. Son hatırlatma, ne diyordu, 14. yüzyılda Nesimi de, bugünün üçüncü sınıfları gibi, derisini yüzdükleri, - Aşka esir olan benim - kimdi o, onu da siz bulun. Bu adamların yerleri çok sağlam ona şüphe yok da, sen de yerini kazan istersen sonra feci ödenmesin, idraksizlik yüzünden.
Dünyanın enerji motoru, üretimin kilit anahtarı, herkesi bir örnek yapmaya kalkmak, doğrudan öldürmektir, herkesin yeteneği farklı düşünülmüş, her bireyin de toplumda bir işlevi var, kimse yerini küçümsemesin, her taş kendi yerinde ağır, ego sorunlarıyla, tuzağa düşersen, geleceğini baltalarsın hem dünyan berbat olur, hem ahiretin, onun için ipime sıkı tutununun diyor, yani içine ittiği bataklıkta, oyun gereği, dünya ortamında, kabiliyet de verdik, ısrar edersen burdan da çıkabilirsin diyor, ayet, ama, gayret olmazsa batıp gidiyorsun, tanınan fırsat da çöp oluyor, gerçekten gübre olursun o zaman, kendini adarsan doğrunun pusulasına, o seni burdan daha esenlikli yerlere ulaştırır, hayat oyunu bu işte.
Bir bilgi başka bir bilgiyle bağlantıya girdiğinde bilgi olma vasfı kazanır, tek başına hiçbir şeydir, zamanla yıpranır ve çürür çevresine zarar vermeye başlar, yenilenmesini başka bir bilginin katkısıyla sağlar, onun için kültür arası etkileşim hayatidir, gelişim için, kapalı ortamda çürümeye başlayan bilginin kimseye faydası olamaz, ama çok zararı olur. Mukayeseli muhakeme eğitimin temeli olmak zorundadır, yoksa yerinde sayar durursun, iyi de yaşayamazsın.
Dünyada ki sorunun yeni aşamada, hayvan kurulumuna mı dönüş yapıcan bir kriz durumunda, yoksa buna fren koyacak değerleri mi benimseyeceksin, yani din, iman, yoksa can veren unsurlarından soyutlanmış bir iskelete dönüşeceksin, sonra da sepet havası, bunu tercihin belirleyecek, ne geleneksele takılıp kalacaksın, ne de modernin arazlarına teslim olacaksın, yani dengeyi kuracaksın, çıkış noktası orda, iyi de bunu neden yapıyor insana, işte sınav o, hangisini seçeceksin onun yolunu mu, yoksa bozuk yolda kaybolup gidecek misin, hayat oyununun en ağırlıklı parçası modern aşamada, Ya Camus nün dediği gibi başaşağı gideceksin - Düşüş - ya da onun ipine tutunup bataktan çıkacaksın, geldiğin bir yol ağzı, hangi yöne gidersen, o geleceğin olacak, anlaşıldı mı, dünya, neden oyuncak değil. O bilmeyene kolay gelir, sonra, arabesk batağında çözüm ararsın, o da bir şey çözmez, sızlanır durursun.
Toprak altındaki sır, yani cesetten varlıktan başkanın canlısına, heykellerin uykusundan kurtulmasıyla açığa çıkıyor, ama dünya zamanı ile değil, zamandışı zaman ile, şu döngüsel zaman - Nietzche nin sonsuz dönüşüne geldik - reenkarnasyon, değil, saçmalamayalım, - sana doğru bütün aşklardan sonra, çirkin hatıralar lazım - bu ne anlama geliyor, çünkü dünyada bildiğin bütün kavramların adı var, kendi yok, geçici ve silik, bir ara parlasa bile, sönmeye mahkum, çünkü samimisi elmas değerinde bulmak için bütün tarihi gezmen lazım, modern evrede bu iyice silikleşiyor, çünkü dökecek, lazım değilsin, kendini yırtarsan olur, elinde milyarlarcası var, ve bu farkettiğin çirkin hatıralar, samimi ve gerçek olanını işaret ediyor, yani kendini - Beni anın. - KURAN - şimdi merkeze geldik, o da zaten onu istiyor, ondan seni oraya taşıyor, bütün uzandığın dallar kırılınca, kucağa geliyorsun, işte o zaman senin içinde onun için de gerçek zaman oluşuyor, zamandışılık ta, - Ahiret gerçek hayat, bir bilseler - KURAN, dediği o.
Aşikar olup heykeller uykusundan. - Dağlarca,
Bizim bildiğimiz canlılar uyur kayıp halinde, heykelin ki nasıl oluyor, cansızın ki, çünkü madde hep uyku hali, canlıda yok uyku, ondan canlı, nasıl aşikarlaşıyorlar, canlıyla etkileşimle, gene Berkeley kıyılarındayız, biz maddeyi uykusundan ya da ölü halinden kurtarıyoruz, peki biz ölürsek, madde de imha oluyor, başka bir canlıya transfer olup yaşıyor, herkes ölse, işte orası hiçlik çünkü etkileşim yok artık, peki, hiçlik nasıl geçiş noktası olabiliyor, zamandışılıkla etkileşim başlıyor, bildiğimizin zamanın etkileşimi, kavramlar alanımızda değil artık, maddeyi uykusundan kurtaran etkileşim, dünya şartlarında, zamandışılık ortamında maddeden soyutlanmışı - ölerek - somuta taşıyor, üstelik nesnellik ötesi, ama, özneye de ihtiyacı yok, çünkü, bütün özneleri özünde toplayarak faal, bahsettiği o. İyi de bunları, 25 yaşında nerden biliyor, o bilmiyor ki.
Gerçek zafer zamandışılığın fethidir, dünyada ki başarı sabun köpüğü.
Her taraf biterken başlayan ülke. - Dağlarca.
Neresi orası, işte muciza vatan - Novalis - ya da ahiret, veya gerçek hayat, provası değil, burası eleme dökme yeri, tutumuna göre, herkes için düşünülmemiş, o yola baş koyanlara, onun için her fedakarlığı göze alacaklara, düşünülmüş, öyle istemişse bizi aşar, kendine tapanların kapsama alanına da, idrakine de girmez. Zamandışılık, mucize vatan, ahiret, hangisini istersen söyle, aynı yeri işaret eder, tek bir ölçüsü var onun için bir adım öne çıkmak, başka bir yolunu bilen yok henüz, var diyen çıkarsa koşa koşa hemen ona git, burda öyle şeyler bilinmiyor, o konunun cahiliyiz, ayrıca mide sorunlarımız da var.
Aşkımdaki ömrüne ait. -
Ne demek istiyor dağlarca, ya da o, çünkü onun güzelliğinin yarattığı aşkın sonucu ömrün, vesile varlıkları ile, yani annen, baban, onun için aşk en hayati olgusu yeryüzünün hem devamlılılık, hem da haz derinliklerinin kaynağı, hatırlayalım Şeyh Galib neden Güzellik ve Aşk diyordu, çünkü güzellik üretiyordu, aşkı, o cazibe yaşam bağışlıyordu, modern de yokmu yani, giderek soluyor, tabii, bir cesetleşme sürecine doğru, o sentetik ihtiyaçlar harç tutmadığı için ortaya çıkıyor, ya da çağdaş imha süreçleri yaşarken canlılığını yönetemez hale geliyorsun, beslenme kaynakların yapaylaşmış, doğa gibi doğallığını yitiriyor, geri dönüşü olur mu, artık çok zor, kişisel gayretlerle belki, her çağın kendi arazları, bu çağda böyle seyrediyor, ondan - Gizlice ağlayarak biri sevmezse, daha da koyulaşır gecemiz - diyor, aslında o gidişata, atılmış bir çığlık, hiçbir şeyi çözmeyecek, eskilerin dediği gibi - olacakla öleceğe çare bulunmaz - her çağda olduğu gibi herşey kişisel gayretinle o da belki mümkün, yoksa çoktan planın hazır, kefeni yırtacak olan sensin, öyle bir iştahın, niyetin var mı, sorun orda, hepsinden önemlisi, kafan basıyor mu, yoksa gidişat kafana basacak, geriye ne kalır, yaşar görürsün.
Hayır, ben varım, yalnız ben,
ister dursun, ister aksın suları
Bana başka başka şekiller gösteriyor,
Vücudumun sonsuz arzuları.
Hayır, ben varım, yalnız ben,
Ağaçlarda kuşlar neymiş,
Soruyorum ki benden sonra mevcut,
Ellerim nasibe değmiş.
Hayır, ben varım, yalnız ben,
Yıldızlardan önce, dağlardan evvel,
Ey, bende burda durayım,
Üstüne yapraklar düşen heykel.
Kim bu - ben - Dağlarca henüz 25 yaşında, Novalis, Keats, benzer yaşlarda yazıyor, ve Keats ondan diyor, bir şairin benliği yoktur o her yerdedir. ve Tanrı zamandır. - KURAN, vahiy şiir, hikmet değil, Peki bu şiirdeki - ben - nedir, vahdet i vücud, tabii ki o. Anlaştık mı, şimdi kolay gelsin. Son hatırlatma, ne diyordu, 14. yüzyılda Nesimi de, bugünün üçüncü sınıfları gibi, derisini yüzdükleri, - Aşka esir olan benim - kimdi o, onu da siz bulun. Bu adamların yerleri çok sağlam ona şüphe yok da, sen de yerini kazan istersen sonra feci ödenmesin, idraksizlik yüzünden.
Birleştiririm kuğuların beyazlığıyla kardan bir kalbi,
taht kurarım semada, anlaşılmamış bir sfenks gibi.
Baudelaire, 1867, Fransız Dahi Şair.
Çev. Pınar AKA.