Gizlidir özün senin varlıklar o gizliden belirir, Dibi görünmez gücünün, yalnızca dalgalar belirir. Tanıktır o yetkin varlığına evrenin altı ve üstü, Ne yer ne de gök varken, o öyle boşuna mı belirir. Gücünü göstermek istemiş de gizeminin büyüklüğü, Karanlığın tozundan dünyayı gösteren ayna belirir. Kimi zaman gizemin toprağa saklar, bin ay yüzlüyü, Kimi de sanatınla, topraktan bin ay yüzlü belirir. Bilgeliğin gizli kalmasın diyedir yaşayanlara, Gizeminle inançsızlar içinde yalvaçlar belirir. Bir nişandır sevgiden belirtmek için gönül borcunu, Kara gönlünden Fuzuli, can can katan sözler belirir.
Fuzuli, 16. Yüzyıl. Geçmiş zamanlar, artık geçmiş.
Yer gök dolu bu aşk olur, aşksız hiç nesne yok durur, bile oludur gösteren, ol aşka esir olan benim. Aşka bünyad uran benim.
Yunus, 13. Yüzyıl, Vahdeti Vücud, Kendi.
Türk kültürünü yabana atmak da, biraz ayıp olur. Allah aşkıyla, dünya aşkı arasında bir fark yoktur, çünkü birbirinin tamamlayıcısıdır, onun için Mevlana ölüme, - Düğün gecesi - der, artık hitamına erer, çünkü, - Ruhumdan üfledim - demişti, ve ondan - Hoşça bak zatına, Zübdei Alemsin - der Şeyh Galible, Yani gözbebeğimsin, ama, hakedersen, bu geçiş mekanında marifetlerin, belirleyecek o konumu, o da gayret ve katkıyla, yoksa, yolun açık olsun, güle güle.
Modern evrede ışık artık, gün ışığı değildir, o mış gibiliğidir hayatın, yani yanılsama, karanlık bir evrede, görmek istediğin, Sühreverdinin, Mistik Tecrübeden yansıyanla bahsettiği - İşrak Felsefesi - yani ışık, bir makamdır. ve ölüm sonrasını aydınlatır, gün ışığının aldatıcılığından muaftır, ve gerçek parlaklığın özünü taşır, bu Modern de Kafkanın gördüğü solan ışıktır, Dava isimli eserinin sonunda nehir kıyısına götürülüp infaz edilen davalının son anda, ilerdeki evin açılan panjurundan sızan soluk ışık, artık 11. Yüzyılın doğadaki insanının ki kadar parlak değildir, hem, o dönem de , hem yeni evrede, ortak olan ise, ömür parkurunda yaptığın katkıdır, ışığını parlatacak olan, gün ışığını geride bırakırken, yoksa sönecek, ve yokluk yokluğu çağıracak, sürprizleriyle, katkın, ummanı gerektirmez, katkısız umman da gerekmez, kendini önüne koyar. Kolay gelsin.
Kierkegaard, 1855 de ölmeden öhce, yeni test evresinin yani modern, dindarını hakikat şovalyesi olarak tanımlar, ve trajik bir kahraman olarak görür, çünkü giderek içeriğinden boşaltılan ortamda, bireysel samimi bağlılığı trajik bulur, ve yalnız vicdanından talimat alan, yapyalnız bireyi, bu şekilde adlandırır, bu aynı zamanda çok öncelerden, 16. Yüzyıldan kalan Cervantesin dehası, Don Kişotluktur, adeta delice, ama, temellenmiş, onun için Sanço Pançolaşan dünyayı temsilen, Panço ifade ederken, Tanrıyı simgeleştirerek, - İyi de Dulcinea diye biri yok dediğin de, varsın olmasın, madem ki seviyoruz der, - bu aynı zamanda yeni evrenin ilk işaret fişeğidir, ve yavaştan gelen kabus, 1900 - 1950 arasında henüz bir milyar nüfusu olan dünyanın neredeyse beşte birini kırar, bir ikaz olarak, ve sevk eder, bu evrede gelişmelere direnen bir avuç kelaynak da maçın galibi olarak, kendi yerine doğru yola çıkar. - Örneğin, Walter Benjamin, intihar eder, ve uzaklaşır - kimisi dağlardan kaçar, katılmaz, yaşamını başka yerlerde sürdürür ve felaketin ortağı olmaz, işte tutum o anda yıldızlaşır, sınıf oyle geçilir, yoksa çakar.
Küçücük bir bakışın, çözer beni kolayca, kenetlenmiş yapraklar gibi, sımsıkı kapanmış olsam. Yaprak yaprak açtırırsın, ilkyaz nasıl açtırırsa, ilk gülünü, hünerli bir dokunuşla, hiç kimsenin yağmurun bile, böyle küçük elleri yoktur. Bütün güllerden derin bir sesi var gözlerinin, başedilmez o gergin kırılganlığınla senin, her solukta sonsuzluk. Ve ölüm.
e.e.cummings, 1962, Amerikalı ŞAİR, Savaş karşıtı olduğu için, ikinci kırımda dışlanmıştır. Dindar.
Bir tek insan soyu kötüdür, insanlar şerir olabilme bakımından tektirler, çünkü hem yaptıklarının hem de bile bile yaptıklarının bilincindedirler.
Arnold TOYNBEE, 1975, İngiliz Tarih Felsefecesi, ve Tarihçi,
Görüşü KURAN da yer alan - Esfel i safilin e attık, ama, kabiliyette verdik, - dediği ayetle örtüşüyor, o rehbere aydınlanma ile sen kimsin denilince, gelişen manzarayı iç açıcı bulmamış herhalde, bugünde ip cambazı durumunda, daha bugünkü haber 2 yaşındaki çocuk, esir kampına gönderilmiş, ailesinde İncil bulunmuş, bu süreçte, dini istismar önlendi belki, ama, her konuda istismar, dünyanın her yerinde büyük, küçük devam etmesinde sorun görülmedi, onun için giderek daha pırıl pırıl olmaya adayız, çoktan seçmede, toplumalarda olumlu yönlendirici olarak, az veya çok bir imkan devreden neredeyse çıkarıldı, giderek yalnızlaşan, ve boşlukta dayanaksız kalanlar, artık yapay çözümlerle çıkış aramak zorunda, dünkü haber Amsterdamın merkesizinde esrar kullanımına ceza gelmiş, - 100 Euro - yoksa başka yerde iç, çünkü temel ihtiyaçlardan artık, küçük bir ülke olmasına rağmen limanlarından dünyanın arıza bölgelerine silat sevkiyatı yaparak da refahını koruma kaygısı güden ülkelerden, dünyanın fikri bu olunca da geriye zikri kalıyor, tarih boyunca devam edenin, artık elinde dev teknik imkanlar da var.
Kimlere dert yansam bugün, kardeşler kötü, şimdiki dostlar hayırsız, ince duygular hak getire, herkes kaba saba, kötüye çatan iyi insanlara, herkes gülüp geçiyor, iyilik ayaklar altında, deliler en vefalı dost, öz kardeşler düşman, kimlere dert yansam bugün, iyilere iyilik yapan yok, kardeşlerin işi gücü kötülük, yüreğin temizse düşman diyorlar, insanlar haset dolu, güvendiklerinde yürek yok, özü sözü bir olanlar nerde, yeryüzüne kötüler el koymuş, güvenecek dost kalmamış, tanınmayı hak edenler tanınmıyor, hani yumuşak başlılar, canını alıyorlar can yoldaşının, içim kan ağlıyor, dert ortağı bulana ne mutlu, Kimlere dert yansam bugün, ardı arkası gelmiyor kötülüğün.
Çev. Talat Sait HALMAN,
Eski Mısır Şiirinden bir ŞAİR, 5000 yıl önce, kimse yanlış anlamasın bugünün modern, medeni, her hakkın teslim edildiği demokratik bir çağda olacak şeyler değil bunlar, daha nerdeyse başlangıç yılları, ilkel insanlar devri ki, o devir için bile iyice abartmış yani, boşuna dememiş, Fuzuli, - Aldanma ki şair sözü elbette yalandır. - yalancıya itibar edemeyeceğimize göre, uzak bir vaka olarak fikir edinmek için, hepsi bu. Her halde o dönemin sınavında ağa takılanlardan bahsediyor olsa gerek.
Gizlidir özün senin varlıklar o gizliden belirir,
Dibi görünmez gücünün, yalnızca dalgalar belirir.
Tanıktır o yetkin varlığına evrenin altı ve üstü,
Ne yer ne de gök varken, o öyle boşuna mı belirir.
Gücünü göstermek istemiş de gizeminin büyüklüğü,
Karanlığın tozundan dünyayı gösteren ayna belirir.
Kimi zaman gizemin toprağa saklar, bin ay yüzlüyü,
Kimi de sanatınla, topraktan bin ay yüzlü belirir.
Bilgeliğin gizli kalmasın diyedir yaşayanlara,
Gizeminle inançsızlar içinde yalvaçlar belirir.
Bir nişandır sevgiden belirtmek için gönül borcunu,
Kara gönlünden Fuzuli, can can katan sözler belirir.
Fuzuli, 16. Yüzyıl. Geçmiş zamanlar, artık geçmiş.
Sınavını verdiysen pahası konuşulmaz bile, öyle değerli, vermediysen, pahası konuşulur hale gelir, konuşabilirsen.
Tanımak hiç olmamıştır, tanımadım diyen de, çünkü tanıtmıştır.
Kendine borçludur, ama, başkası her zaman alacaklı, öde dur.
Yer gök dolu bu aşk olur, aşksız hiç nesne yok durur,
bile oludur gösteren, ol aşka esir olan benim.
Aşka bünyad uran benim.
Yunus, 13. Yüzyıl, Vahdeti Vücud, Kendi.
Türk kültürünü yabana atmak da, biraz ayıp olur.
Allah aşkıyla, dünya aşkı arasında bir fark yoktur, çünkü birbirinin tamamlayıcısıdır, onun için Mevlana ölüme, - Düğün gecesi - der, artık hitamına erer, çünkü, - Ruhumdan üfledim - demişti, ve ondan - Hoşça bak zatına, Zübdei Alemsin - der Şeyh Galible, Yani gözbebeğimsin, ama, hakedersen, bu geçiş mekanında marifetlerin, belirleyecek o konumu, o da gayret ve katkıyla, yoksa, yolun açık olsun, güle güle.
Modern evrede ışık artık, gün ışığı değildir, o mış gibiliğidir hayatın, yani yanılsama, karanlık bir evrede, görmek istediğin, Sühreverdinin, Mistik Tecrübeden yansıyanla bahsettiği - İşrak Felsefesi - yani ışık, bir makamdır. ve ölüm sonrasını aydınlatır, gün ışığının aldatıcılığından muaftır, ve gerçek parlaklığın özünü taşır, bu Modern de Kafkanın gördüğü solan ışıktır, Dava isimli eserinin sonunda nehir kıyısına götürülüp infaz edilen davalının son anda, ilerdeki evin açılan panjurundan sızan soluk ışık, artık 11. Yüzyılın doğadaki insanının ki kadar parlak değildir, hem, o dönem de , hem yeni evrede, ortak olan ise, ömür parkurunda yaptığın katkıdır, ışığını parlatacak olan, gün ışığını geride bırakırken, yoksa sönecek, ve yokluk yokluğu çağıracak, sürprizleriyle, katkın, ummanı gerektirmez, katkısız umman da gerekmez, kendini önüne koyar. Kolay gelsin.
Kierkegaard, 1855 de ölmeden öhce, yeni test evresinin yani modern, dindarını hakikat şovalyesi olarak tanımlar, ve trajik bir kahraman olarak görür, çünkü giderek içeriğinden boşaltılan ortamda, bireysel samimi bağlılığı trajik bulur, ve yalnız vicdanından talimat alan, yapyalnız bireyi, bu şekilde adlandırır, bu aynı zamanda çok öncelerden, 16. Yüzyıldan kalan Cervantesin dehası, Don Kişotluktur, adeta delice, ama, temellenmiş, onun için Sanço Pançolaşan dünyayı temsilen, Panço ifade ederken, Tanrıyı simgeleştirerek, - İyi de Dulcinea diye biri yok dediğin de, varsın olmasın, madem ki seviyoruz der, - bu aynı zamanda yeni evrenin ilk işaret fişeğidir, ve yavaştan gelen kabus, 1900 - 1950 arasında henüz bir milyar nüfusu olan dünyanın neredeyse beşte birini kırar, bir ikaz olarak, ve sevk eder, bu evrede gelişmelere direnen bir avuç kelaynak da maçın galibi olarak, kendi yerine doğru yola çıkar. - Örneğin, Walter Benjamin, intihar eder, ve uzaklaşır - kimisi dağlardan kaçar, katılmaz, yaşamını başka yerlerde sürdürür ve felaketin ortağı olmaz, işte tutum o anda yıldızlaşır, sınıf oyle geçilir, yoksa çakar.
Küçücük bir bakışın, çözer beni kolayca,
kenetlenmiş yapraklar gibi, sımsıkı kapanmış olsam.
Yaprak yaprak açtırırsın, ilkyaz nasıl açtırırsa,
ilk gülünü, hünerli bir dokunuşla, hiç kimsenin yağmurun bile,
böyle küçük elleri yoktur. Bütün güllerden derin bir sesi var
gözlerinin, başedilmez o gergin kırılganlığınla senin, her solukta
sonsuzluk. Ve ölüm.
e.e.cummings, 1962, Amerikalı ŞAİR, Savaş karşıtı olduğu için, ikinci kırımda dışlanmıştır. Dindar.
Bir tek insan soyu kötüdür, insanlar şerir olabilme bakımından tektirler, çünkü hem yaptıklarının hem de bile bile yaptıklarının bilincindedirler.
Arnold TOYNBEE, 1975, İngiliz Tarih Felsefecesi, ve Tarihçi,
Görüşü KURAN da yer alan - Esfel i safilin e attık, ama, kabiliyette verdik, - dediği ayetle örtüşüyor, o rehbere aydınlanma ile sen kimsin denilince, gelişen manzarayı iç açıcı bulmamış herhalde, bugünde ip cambazı durumunda, daha bugünkü haber 2 yaşındaki çocuk, esir kampına gönderilmiş, ailesinde İncil bulunmuş, bu süreçte, dini istismar önlendi belki, ama, her konuda istismar, dünyanın her yerinde büyük, küçük devam etmesinde sorun görülmedi, onun için giderek daha pırıl pırıl olmaya adayız, çoktan seçmede, toplumalarda olumlu yönlendirici olarak, az veya çok bir imkan devreden neredeyse çıkarıldı, giderek yalnızlaşan, ve boşlukta dayanaksız kalanlar, artık yapay çözümlerle çıkış aramak zorunda, dünkü haber Amsterdamın merkesizinde esrar kullanımına ceza gelmiş, - 100 Euro - yoksa başka yerde iç, çünkü temel ihtiyaçlardan artık, küçük bir ülke olmasına rağmen limanlarından dünyanın arıza bölgelerine silat sevkiyatı yaparak da refahını koruma kaygısı güden ülkelerden, dünyanın fikri bu olunca da geriye zikri kalıyor, tarih boyunca devam edenin, artık elinde dev teknik imkanlar da var.
Kimlere dert yansam bugün, kardeşler kötü,
şimdiki dostlar hayırsız, ince duygular hak getire,
herkes kaba saba, kötüye çatan iyi insanlara, herkes
gülüp geçiyor, iyilik ayaklar altında, deliler en vefalı dost,
öz kardeşler düşman, kimlere dert yansam bugün, iyilere
iyilik yapan yok, kardeşlerin işi gücü kötülük, yüreğin temizse
düşman diyorlar, insanlar haset dolu, güvendiklerinde yürek yok,
özü sözü bir olanlar nerde, yeryüzüne kötüler el koymuş, güvenecek
dost kalmamış, tanınmayı hak edenler tanınmıyor, hani yumuşak başlılar,
canını alıyorlar can yoldaşının, içim kan ağlıyor, dert ortağı bulana ne mutlu,
Kimlere dert yansam bugün, ardı arkası gelmiyor kötülüğün.
Çev. Talat Sait HALMAN,
Eski Mısır Şiirinden bir ŞAİR, 5000 yıl önce, kimse yanlış anlamasın bugünün modern, medeni, her hakkın teslim edildiği demokratik bir çağda olacak şeyler değil bunlar, daha nerdeyse başlangıç yılları, ilkel insanlar devri ki, o devir için bile iyice abartmış yani, boşuna dememiş, Fuzuli, - Aldanma ki şair sözü elbette yalandır. - yalancıya itibar edemeyeceğimize göre, uzak bir vaka olarak fikir edinmek için, hepsi bu. Her halde o dönemin sınavında ağa takılanlardan bahsediyor olsa gerek.