İletişimi en çok sakatlayan da genelde dinleyen yoktur, özellikle birden fazla kişiyle .bulunulan ortamlarda dinleyen bulamazsın, bütün sözler güme gider, ve şehir hayatında kimsenin o kadar bol zamanı yok, sokağa atacak, ondan hiç görüşmemeyi tercih ederim çoğu zaman, zaten konuşmamış gibi oluyorsun, bir de ikili görüşme bile olsa, çoğunluk dinlemeyip seni lavabo gibi kullanan ilişkiden uzak dururum, çünkü iletişim değil, istismardır, yardım etmek, anlamak güzeldir, ama, kullanılmak, yok saymaktır, o zaman neden irtibat kuralım ki, sende zamanını çöpe atma, çünkü yararı olmayacak.
Bir içtenlik görmediğiniz hiçbir şey, başka da hiçbir nedenle daha değerli olmaz, en azından benim için, ondan çevrem çok kısıtlıdır, ve hiç şikayetçi de olmadım.
Madride gittimizde bizimle beraber bir hanım da vardı, çok yaşlı denilemezdi, oğlu ölmüş, kaldıramıyorum dedi, ne yapacağımı da bilmiyorum, size bir kıssa anlatayım, dedim, Buddha ya bir kadın gelmiş, genç yaşta oğlum öldü demiş, dayanamıyorum, ne yapmalıyım, o da git şehri dolaş, kapıları çal, evinden ölü çıkan var mı sor, demiş, kadın gitmiş, bütün evleri hemen hemen dolaşmış, ve sormuş, hemen her evden bir ölü çıkmış, dönmüş, Buddha ya, anladım demiş. - O hanım da aynı şekilde, anladım, dedi.
Peki Buddha neden ölüm herkesin başında, hayat böyle, ne yapacaksın demiyorda, git dolaş önce diyor, birincisi doğrudandır ve tepki yaratır, hatta isyana sevkeder, ama, ikincide herkesin bunu yaşamak zorunda olduğunu görünce, acının keskinliği yayılır ve uçucu bir hale dönüşür, yani Buddha, acıyı geniş bir alana yayarak keskinliğini azaltır, zaman içinde de yavaştan silinir.
Zaman aslında kendiliğinle sınırlı olanla kendi dışındaki sınırsızın, açtığı aralıkta vasıf kazanır, yani, bir yoğunlaşmanın sınırsızlığı cisimde toparlanır, dağıldığı yerde cisimliğini koruması burdakinden farklı olmasın istersen, burayı oluşturan hacmin içindeki yerini belirleyen ışımayı da bünyende tutmak için bu sonsuz etiğin imkanlarınıda damarlarında gezdirmeyi bilmen lazım, bunu başka bir çıkışı yok.
İrade hemen ve kendiliğinden ortaya çıkan bir yapılanma değildir, aile ortamının katkıları dışında çevreyi bile eklesen tam yararı olmayacaktır, mutlaka bir altyapıyla da pekişmesi gerekir, o da doğru bilgiyi edinmek, Türk Tarihin de dikkatli bakılırsa binlerce yılda en başarılı görülen hala dünya ve ülkede takdir edilen isimler bilgi birikimi yüksek isimlerdir, Gazneli, Fatih, Atatürk gibi, tesadüfen bir şey olmaz, tabii ki, bir genetik altyapın olacak ama, üstüne bir şey koymazsan, körelir gider, ayrıca koyduklarında en çok çetin karşılaşmalarda ne yapacağını bilmekle, iyice oturur ve yanlışa da düşmeden içinden çıkarsan, sınav kağıdın da artık boş değildir, ver elini yarın.
İnsan tehlikeli bir kusurdur. - Jean BAUDRİLLARD, Fransız Filozof.
Her çağda öyleydi, sınav da kusurlarını düzelttin mi bakmak için, yoksa zaten düzeltecek ebediyyen,
Bu evrenin güçlüğü fazladan, kimlik, kişilik anonimleşmesi, kitle iletişimin algıyı çöplemesi, moda akımlar, bütün damarlara farkında olmadan yayılacak, eski yüzyıllar gibi az veya çok rehberin de katkısı yok artık, ciddiye alan çıkmaz, alsa da tek tük, tam direnç sınavı verilir, yani. Okyanusda yüzen bir şişe mantarı gibi gezersin, yutulmamak için direnerek.
Biz ancak gerçekten direnirken varoluruz. - D.H. Lawrence, İngiliz Romancı, Dahi. Bir maden işçisinin oğluydu, ama, yetenekli Jonathan Swift, Keats gibi en yoksul ailelerden gelme, ve onlar gibi de uzun süre dışlandılar, başarıları görülmek istenmedi, şimdİ İngilizlerin haklı olarak, en çok övündükleri kişilikler, bizde de bu tür kişiilklere önem veren çok kısıtlıdır, ondan sen vize istersin, o vize verir. Önce altyapın güçlü olacak, çok paran da olsa itibarın bu kadar oluyor, kendine değer vermezsen.
Arzu imkansızdır, nesnesini imha eder, ne aşıklar bir olabilirler, ne de narsist iki, çünkü arzu imkansızdır, hiçi arzu etmek gerekir. Hayatımız imkansızlık içeren bir saçmalıktır, istediğimiz herşey onlara bağlı koşullar ve sonuçlarla çelişkilidir, her olumlumamamız, karşıt olumlamayla beraberdir ve tüm hislerimiz karşıtıyla karışmış, zira yaratılanlar olarak, Tanrı ve Tanrıdan sonsuz farlılar olarak çelişkiyizdir. Sefaletimiz gerçektir, onu candan sevmeliyiz, geri kalan her şey de hayal. İmkansızlık doğa üstüne de açılır, onu yalnızca çarpabiliriz. Bir başkası da açar. Düşten çıkış imkansıza dokunarak mümkündür, düşte imkansızlık bulunmaz, ama, eylemsizlik vardır. Bizler bilen, isteyen ve seven varlıklarız, ve bilginin, isteğin ve sevginin nesnelerine dikkatimizi verdiğimiz anda, imkansız olmayan hiçbir şeyin olmadığını açıkça kabul ederiz. Biz ele geçirilemez olanı ele geçirmeye itiliriz. Sınırı kabul etmek, buna kafa yormak, tüm acılığının tadına varmak, en iyisi olacaktır.
Sen nice ki düş görürsün, düşüm ben sana, Nice ki sen uyarırsın, ben isteminim, ve hakanıyım, bütün görkemlerin, ve yıldız sessizliğince büyümekteyim, taa üstünde eşsiz zaman kentinin.
RİLKE, ŞAİR, Mistik, Bu şiirde - Varim, ey kaygılı - isimli, Tarihsel Vahdeti Vücud örneklerinden.
Bu aşkınlık konusu kuşkusuz psişik bir olgu, bir canlı olmasa, neden olsun, kör bir olay değil ki, gören bir yerleşme şekli, yani ifade dayatmasıyla beynin fikri yapısında bir alışverişle kaynaşma halinda alana çıkıyor, geri çekilme de olsa, uzaklaşan bir kaynaklaşma da, ortak noktası, akan bir şeyin noktasal toplanmayla dilde billurlaşması olarak öne çıkıyor, yoksa marifet mi, yoksa, bilincin bir marifetleşmesi mi, işte o kararsız bir kesinlik, kısaca daha açıklanamasına kimbilir ne zamanlar gerekir, bu sadece bir ip ucu bile denemez, kıyısından bir şeyler.
Hakedeni sevmek de herhalde en güzel duygu, sevilmem de gerekmez, kendime yeterim, hakedene bile yeter.
İletişimi en çok sakatlayan da genelde dinleyen yoktur, özellikle birden fazla kişiyle .bulunulan ortamlarda dinleyen bulamazsın, bütün sözler güme gider, ve şehir hayatında kimsenin o kadar bol zamanı yok, sokağa atacak, ondan hiç görüşmemeyi tercih ederim çoğu zaman, zaten konuşmamış gibi oluyorsun, bir de ikili görüşme bile olsa, çoğunluk dinlemeyip seni lavabo gibi kullanan ilişkiden uzak dururum, çünkü iletişim değil, istismardır, yardım etmek, anlamak güzeldir, ama, kullanılmak, yok saymaktır, o zaman neden irtibat kuralım ki, sende zamanını çöpe atma, çünkü yararı olmayacak.
Bir içtenlik görmediğiniz hiçbir şey, başka da hiçbir nedenle daha değerli olmaz, en azından benim için, ondan çevrem çok kısıtlıdır, ve hiç şikayetçi de olmadım.
Madride gittimizde bizimle beraber bir hanım da vardı, çok yaşlı denilemezdi, oğlu ölmüş, kaldıramıyorum dedi, ne yapacağımı da bilmiyorum, size bir kıssa anlatayım, dedim, Buddha ya bir kadın gelmiş, genç yaşta oğlum öldü demiş, dayanamıyorum, ne yapmalıyım, o da git şehri dolaş, kapıları çal, evinden ölü çıkan var mı sor, demiş, kadın gitmiş, bütün evleri hemen hemen dolaşmış, ve sormuş, hemen her evden bir ölü çıkmış, dönmüş, Buddha ya, anladım demiş. - O hanım da aynı şekilde, anladım, dedi.
Peki Buddha neden ölüm herkesin başında, hayat böyle, ne yapacaksın demiyorda, git dolaş önce diyor, birincisi doğrudandır ve tepki yaratır, hatta isyana sevkeder, ama, ikincide herkesin bunu yaşamak zorunda olduğunu görünce, acının keskinliği yayılır ve uçucu bir hale dönüşür, yani Buddha, acıyı geniş bir alana yayarak keskinliğini azaltır, zaman içinde de yavaştan silinir.
Zaman aslında kendiliğinle sınırlı olanla kendi dışındaki sınırsızın, açtığı aralıkta vasıf kazanır, yani, bir yoğunlaşmanın sınırsızlığı cisimde toparlanır, dağıldığı yerde cisimliğini koruması burdakinden farklı olmasın istersen, burayı oluşturan hacmin içindeki yerini belirleyen ışımayı da bünyende tutmak için bu sonsuz etiğin imkanlarınıda damarlarında gezdirmeyi bilmen lazım, bunu başka bir çıkışı yok.
İrade hemen ve kendiliğinden ortaya çıkan bir yapılanma değildir, aile ortamının katkıları dışında çevreyi bile eklesen tam yararı olmayacaktır, mutlaka bir altyapıyla da pekişmesi gerekir, o da doğru bilgiyi edinmek, Türk Tarihin de dikkatli bakılırsa binlerce yılda en başarılı görülen hala dünya ve ülkede takdir edilen isimler bilgi birikimi yüksek isimlerdir, Gazneli, Fatih, Atatürk gibi, tesadüfen bir şey olmaz, tabii ki, bir genetik altyapın olacak ama, üstüne bir şey koymazsan, körelir gider, ayrıca koyduklarında en çok çetin karşılaşmalarda ne yapacağını bilmekle, iyice oturur ve yanlışa da düşmeden içinden çıkarsan, sınav kağıdın da artık boş değildir, ver elini yarın.
İnsan tehlikeli bir kusurdur. - Jean BAUDRİLLARD, Fransız Filozof.
Her çağda öyleydi, sınav da kusurlarını düzelttin mi bakmak için, yoksa zaten düzeltecek ebediyyen,
Bu evrenin güçlüğü fazladan, kimlik, kişilik anonimleşmesi, kitle iletişimin algıyı çöplemesi, moda akımlar, bütün damarlara farkında olmadan yayılacak, eski yüzyıllar gibi az veya çok rehberin de katkısı yok artık, ciddiye alan çıkmaz, alsa da tek tük, tam direnç sınavı verilir, yani. Okyanusda yüzen bir şişe mantarı gibi gezersin, yutulmamak için direnerek.
Biz ancak gerçekten direnirken varoluruz. - D.H. Lawrence, İngiliz Romancı, Dahi. Bir maden işçisinin oğluydu, ama, yetenekli Jonathan Swift, Keats gibi en yoksul ailelerden gelme, ve onlar gibi de uzun süre dışlandılar, başarıları görülmek istenmedi, şimdİ İngilizlerin haklı olarak, en çok övündükleri kişilikler, bizde de bu tür kişiilklere önem veren çok kısıtlıdır, ondan sen vize istersin, o vize verir. Önce altyapın güçlü olacak, çok paran da olsa itibarın bu kadar oluyor, kendine değer vermezsen.
Arzu imkansızdır, nesnesini imha eder, ne aşıklar bir olabilirler, ne de narsist iki, çünkü arzu imkansızdır, hiçi arzu etmek gerekir. Hayatımız imkansızlık içeren bir saçmalıktır, istediğimiz herşey onlara bağlı koşullar ve sonuçlarla çelişkilidir, her olumlumamamız, karşıt olumlamayla beraberdir ve tüm hislerimiz karşıtıyla karışmış, zira yaratılanlar olarak, Tanrı ve Tanrıdan sonsuz farlılar olarak çelişkiyizdir. Sefaletimiz gerçektir, onu candan sevmeliyiz, geri kalan her şey de hayal. İmkansızlık doğa üstüne de açılır, onu yalnızca çarpabiliriz. Bir başkası da açar. Düşten çıkış imkansıza dokunarak mümkündür, düşte imkansızlık bulunmaz, ama, eylemsizlik vardır. Bizler bilen, isteyen ve seven varlıklarız, ve bilginin, isteğin ve sevginin nesnelerine dikkatimizi verdiğimiz anda, imkansız olmayan hiçbir şeyin olmadığını açıkça kabul ederiz. Biz ele geçirilemez olanı ele geçirmeye itiliriz. Sınırı kabul etmek, buna kafa yormak, tüm acılığının tadına varmak, en iyisi olacaktır.
Simone Weil, Fransız, Mistik Filozof, 1943
Sen nice ki düş görürsün, düşüm ben sana,
Nice ki sen uyarırsın, ben isteminim, ve
hakanıyım, bütün görkemlerin, ve yıldız
sessizliğince büyümekteyim, taa üstünde
eşsiz zaman kentinin.
RİLKE, ŞAİR, Mistik, Bu şiirde - Varim, ey kaygılı - isimli, Tarihsel Vahdeti Vücud örneklerinden.
Bu aşkınlık konusu kuşkusuz psişik bir olgu, bir canlı olmasa, neden olsun, kör bir olay değil ki, gören bir yerleşme şekli, yani ifade dayatmasıyla beynin fikri yapısında bir alışverişle kaynaşma halinda alana çıkıyor, geri çekilme de olsa, uzaklaşan bir kaynaklaşma da, ortak noktası, akan bir şeyin noktasal toplanmayla dilde billurlaşması olarak öne çıkıyor, yoksa marifet mi, yoksa, bilincin bir marifetleşmesi mi, işte o kararsız bir kesinlik, kısaca daha açıklanamasına kimbilir ne zamanlar gerekir, bu sadece bir ip ucu bile denemez, kıyısından bir şeyler.