Kültür Sanat Edebiyat Şiir

Gökhan Oflazoğlu
Gökhan Oflazoğlu

İnsan boşuna bir hevestir.

  • adalet04.10.2023 - 09:29

    Ne tarihte ne bugün, demokrasi ve adalet hiç olmamıştır, sadece sahte bir iddiası olmuştur, gerçekliğini yaşabilen de çıkmamıştir, çünkü insan doğası buna müsait değildir, böyle bir iddiayı gerçekletştiremez, ve hep iddia olarak kalacaktır, dinin etkin olduğu dönemlerde bile istismardan kurtulabilen olmamıştır, bugün zaten kırıntısı kalmış, onun da gücünün yansıyabileceği bir yer yok, ondan ebedi hukuk ve ilerde bekleyen nöbetçi kuyu, hep yerini korur, aslını görebileceğin yer olarak, modernin keskinleştiği dönemlerde T.S. Eliot, Dindar bir Şair olarak bu acıyı çekerken - Neden dost olamadık - der, olamazsın, çünkü artık modern tanrı modellerinin şişkin benliği geçit vermez, önce sensin diye elini öpüp onay alıp, kesintisizce bunu sürdürmen gerekir, tarım toplumlarının iç içeliği silinmiştir haritadan, burda hiyerarşi keskin, ve birbirine açılan yapılar körelmiş, artı esfeli safilin, yani hayvansı yapı, insana evrilmekte iyice zorlanıyor, zor şartlarda bencilleşen doğasının orasını burasını tırmalamasından, yani bir kopuş hakim, iletişimde sadece bir maskeli baloya dönüşmüş, görüntüler alemi var, içi boş bir alem, ama, gerçekmiş gibi görme ihtiyacı da keskin, çünkü bünye alttan alta itiraz ediyor, işte buna Freud, uygarlaşan yapısı baskıladıkça, hayvan aşağıdan iter, bunun yarattığı gerginlik, hep modern
    insanı huzursuz yapacaktır, der, artı Simmelin bahsettiği gibi ilk kez şehirli yapıda artan yabancılaşmayla, birbirlerini düşman gibi algılamaya başlarlar bu iyice yangını büyütür der, gerçek veya değil, karşındaki artık güven vermez, çünkü bağ iyice kopmuş, uzaklaşılmıştır, yakın ilişki kurduklarından şişkin benliklerinden birbirlerinin alanlarında değildirler, sadece oradadırlar, ama, bir beraberlik yoktur, kerhen sürüklenme vardır, yani insana dair ne varsa bu sen kimsin havasında nefes bırakmamıştır, güçlükle nefes almaktadırlar, eski günlerdeki gibi havalı değil, havalandırılmış, bir ortam özlem konusudur, bu ancak olabilirse, küçük iletişim ağlarında kısmen başarılır hale gelmiştir, aslında iletişim ölüdür, ihtiyaç nedeniyle, ölü yerlerde sürüklenir, çünkü
    doğası canlılık ister ama, bu ölüyle nasıl olur, işte moderndeki önüne konan mermerden kader budur, bu sınavı insan olarak aşmak.

  • imge03.10.2023 - 14:31

    Varlık imgede görünmez sadece taşınır, ama görünmez alana girdiğinde varlık olarak görünür, bu şimdinin gördüğü değil, şimdinin uzantısı, zamanın devamlılığı içinde görünendir, yani gene şimdi ama, burdaki şimdi değil, uzak bir şimdide, imge yükünü boşaltır oraya varlığı doldurur, yani burda hiçlik dediğin, bitti dediğin orda dopdoludur, hayırlı olsun, ipi bırakmayın, bu erdem etiğinin özsel pınarıdır çünkü oraya akan kan, ve ırmak tam da odur.

  • varlık ve hiçlik03.10.2023 - 13:51

    İnsan varlığı bir toplanma odağıdır aslında ve duyusal detayları bunun taşıyıcı unsurları olarak, bir toplanma. dağılma işlevi görür, bunu David Hume, ilk dile getirdiğinde daha 27 yaşında, zamanının ileri gitmiş, bir zihni olarak, kendi Üniv tesinde bile yankısı olmaz, çok uzun süre İnsan Tabitaı üzerine doktora yapan bile çıkmaz, Edinburg Univ, de, çünkü kafa basmaz, bu çözümleme bugün Bohr gibilerin atılımları ve Schrödinger bakışıyla,
    bugünku internet teknolojilerine kaynaklık etti, peki dağılma süreci sınırları ve bitişi nereye uzanır, o senin nitelik
    sıçramanla ilgili, yani Malabou nun dediği gibi - Esnekliğini - geliştiricen, neresi, tabi ki beynin en yakın arkadaşın, ona göstereceğin özen yükleme, katkı, bu sıçramanın hem kalitesini hem mesafesini arttıracak, gündelik yaşamında olduğu kadar, psişik yaşamında da, işte haz bunun kapsayan, kavrayan, uzayan, kısalan, ama, sen olan kısmı, devamlılığı da, burdaki kalitenle ilgili, yani bırakılmışlık değli, toplanmışlıkta bir uç veren nitelik, bu yaşama tarzını katlayan bir anlayış yani nasıl baktığın, kendini iyi hissetmenin giriş haritası, ve olanaklar zincirinin uzatılması.

  • tek17.09.2023 - 21:55

    Bu şehirli endüstriyel yapının ürettiği yeni insan varoluşunu, bireysellikle gören Kierkegaard, onu bu tek başınalığını, zaman, ölüm, çetin rekabetçi hayat şartlarındaki yalnızlığını, ve bıkkınlık, sıkıntıyla çevrelenmiş iklimini boğucu ve trajik bulur, - yalnız vicdanına danışan - bu yeni insan, artık eğer bu ağırlığı yüklenebilirse,
    tarihin, kahramanları yerine, kendi tekliğin de, yeni kahraman insan tipine de can verecektir, her şey gayretine,
    ve direncine bağlı olarak ya iradesinden yukarı doğru tırmanacak, ya da dibe çöküp, silinecektir, işte yeni çağın
    tragedyası artık bitti denirken, yerden fışkırmaktadır, göklere hiç de ihtiyaç yoktur, çünkü, ayağının altındaki toprak hızla kaymakta, düşmemek için kendi, gökyüzü olmak zorunda kalmaktadır, ve artık göğe ihtiyacı yoktur, çoktan içine nüfuz etmiştir, aramadan. Bu altın gibi parıldıyan yeni durum, yeni insanı kaderidir artık.

    Mesafelerin ki nasibimiz. -, DAĞLARCA.

    Kolay gelsin.

  • ayrılık15.09.2023 - 04:20

    Ayrışmanın kendisi ise somut bir ahlaki deneyimden doğar. Ayrışmada benin kendi talepleri üzerindeki tasarrufuyla başkasının talepleri üzerindeki hakkının karşılaştırılmazlığından doğan bir asimetri söz konusudur. Ayrılık, benin kendisiyle başkalarına bakışının aynı olmasının, ben ve başkasını bütünlemenin radikal imkansızlığıdır.

    LEVİNAS, Fransız Filozof, 1995

  • yüz15.09.2023 - 04:14

    Arzu, sonsuzun hiçbir ölçütle ölçülemeyecek sonsuzluğunun peşine düşer. Arzunun ölçmeye çalıştığı bu aşırılığın adı yüzdür. Öyleyse metafizik arzu, ben ve başkası arasındaki asimetrik ayrılığın kabulüyle beliren sonsuza ancak başkasının yüzü aracılığıyal tanıklık edebilir. Aşkınlığın imkanı bende değil, başkasının yüzündedir, başkası bizzat yüzü nedeniyle aşkındır. Bu aşkınlığa erişmenin bedeli varlığın yerine iyiyi seçmek, önceliği egoya değil başkaya, yabancıya vermektir. Egoist olmayan ve varlığın ötesindeki iyinin peşine düşen arzu, adaleti bu yoldan gün yüzüne çıkarır.

    LEVİNAS, Fransız Filozof, 1995

  • din11.09.2023 - 11:41

    Bir kişinin dinle ilgili konularda yazarken, kendisini okuyacak kişilerin dindarlığına çok da fazla bel bağlamaması, sağduyuya aykırı düşecek şeyler söylememesi gerekir. Kaldı ki din büyük ölçüde kendi kendini savunacak güçte olduğundan, kötü savunulduğu zaman hiç savunulmadığı zamana kıyasla daha çok kaybeder.

    Montesquıeu, Fransız Politik Düşünür, Kanunların Ruhundan, 1755

    Çev. Berna GÜNEN,

    Kuvvetler ayrılığı konusunu ilk kez vurgulayarak litaratüre katkı yapmıştır, ama, daha örnek aldığı İngilterede yirmi yıl önce kuvvetler meğerse birmiş, herkes birlikte karar verip hiç karış görüş olmadan, Amerikayla, Irakı
    işgal edebildiler, yani bu kadar oluyor, zorlamamak lazım. Din konusunda haklı üfürmekten, yığınlada kafa basmayana yol açılıyor, merak edip bakan da yok, her tarafı hurafe kaplıyor, en çok da biz bilirizcilerdeki hurafeler parmak ıssırtır.



  • solmak11.09.2023 - 06:24

    Hiçbir şey parasallaştırılmaktan ve mübadele edilebilirlikten muaf kalamayınca rengi kaçmış bir dünyaya, ancak
    karşılıklılık ve mahremiyet koşullarında doğabilen o hayatın tadına varma ve dingin mutluluk anlarından dokunmuş kumaşı üstünden çekilip alınmış bir dünyaya mahkumuz.


    George SİMMEL, Alman Sosyolog,

    Metropol ve Tin yaşamı üzerine kafa yoranlardan, bireysellikte etkilerini, mikro sosyoloji kavramına vurgu yaparak geliştirir, özgün katkıları yeni gelişen endüstriye şehrin etkileri üzerinden olmuştur. Yani modern evrenin
    açmazlarını görüp erken çığlıklarını atanlardan, bu yaşanacak, herkes de dinin solduğu ortamda kendini sağlama alma becerisini, - katılarak - gösterecek, ya da defterden düşülecek.

  • çağdaş11.09.2023 - 04:00

    Mekanikleşmiş bir taşlaşma. - Max Weber, Alman Sosyolog, 1920,

    Anti pozitivist görüş kuramcısı gibidir, Alman İdealizminin etkileri Sosyolojisine kaynaklık eder, ve İspanyol gribinden 56 yaşında ölmüştür. - Yani zorunluluklar ile tekniğin getirdiği kolaylıkların örtüştüğü yerde insan yeni
    bir tuzağa yuvarlanmıştır, aslında bu yeni bir sınavın dönemini işaret eder - , dini konulara yetkin bir çerçeveyle,
    toplumsal hayatın içindeki silikleşen yeriyle beraber ele alsa da, kişisel olarak dindar biri değildir, ama, konuya
    hakim yapısı, özel bir katkı getirir, daha çok kendi kültürel geçmişine dahil oluşu, başka kültürlerin sosyolojik örüntüsündeki zayıflığı, tam bir kavrayışta getirememiştir, zaten mümkün değildir, değişkenleri çok olan bir dünya da sabit kalanla ilişkisini oturtması daha fazlasını dayatır. - , Marksın bilinçdışını ihmal ettiği - bilmediği -
    sosyolojik izahına bir karşı çıkış olarak da okunabilir, ama, ihtiyacı da karşılamamıştır, biraz da Simmel e bakmak gerekecektir, ve bugünün şehirleşmiş ve giderek karmaşıklaşan ortamında bir giriş niteliği olarak yerini korur.

  • müzik02.09.2023 - 21:22

    Müzik bir dil değildir, ondan ötedir, konuşması gerekmez, zaten konuşkandır, her tınısında ulaşılan mesafe, dilin
    ulaşabileceğinden daha kapsamlıdır, ama, o kapsamı açıklamak için de dile ihtiyacımız vardır, düşüncede değildir,
    ama düşünür, nasıl, sızarak, nereye, sinir sistemine, ordaki dolaşımı yeni bir düşünce oluşturur, yani bir oluştur
    aynı zamanda, - belki o şarkılar dinlenir hala kimsenin geçmediği o ummanda -, Y.Kemal, yani ummanı ayağımıza getirir, ve götürür de, dilsiz olarak, yaşam kendiliğinden içinde akar, ayrıca bir yaşam talebi yoktur, ama, biz yaşamak isteriz, ordan çıkar, hayata akarız, gene olmamıştır, bir süre sonra, yaşam başka bir sesle bizi çağırır,
    karıştığımız hayattan sıkılmış geri döneriz, o iklim, gene müziktir, yani asla kurtulamayacağımız bir prangamızda, işte o kulağımızdan gitmeyen müziktir, yani yaşam, hep bir prangadır.