Bürokratlar Tanzimat Fermanı ile bu defa, gerçekten Batılı görüntülü yeni bir lale devri başlattılar.Bu durum aynı zamanda balolar dönemidir.Bu baloların devamı,daha sonra CHF(CHP) döneminde yoğlatım(tüketim) mallarının kıtlığının yarattığı koşullarda, Anadolu kasabalarında halkın nefreti altında verilen Cumhuriyet balolarında görmemek mümkün mü? Bu yönetici seçkinlerin emekçi kitlelere bakış açısının da bir göstergesidir.
1950’lerde Türkiye’nin “Küçük Amerika” olacağına inananların sayısı hızla artıyordu.Yeni zenginler ve bir kısım küçük burjuva, evlerinin salonlarına “Amerikan barı” inşa edip “kaçak viski” içmeyi “American way of life “ı yakalamak sayıyorlardı.Fransız,Alman,İngiliz hayranlığı yerini Amerikan hayranlığına bırakmıştı.
Maazallah İslam kanı akıtılması,günahsız zavallı Kürt kardeşlerimizden birçoğunun Osmanlı askerleri tarafında öldürülmesi gibi Dünya ve ahrette pek elim bir sonucu doüuracaktır. Oysa din ve namus sahibi büyükler yaşadıkça Kürt ve Türk birbirinden ayrılmaz iki öz kardeş olarak yaşamakta devam edeceği ve hilafet etrafında sarsılmaz bir vücut halinde kalacağı şüphesizdir. M.Kemal 15 Eylül 1915’de Malatya Mutasarrıfı vasıtasıyla Şehzade Mustafa’ya gönderdiği yazıdan alıntı.)
Cahiliye devri nedir,ne değildir bu konuyu irdelemenin çok fazla bir anlamı yoktur.Bunun için asrımızda İslam aleminin paramparça ve perişan durumuna bakmak daha anlamlıdır.
Dinsel çıkışlar,sanatın gücünü bildiği için onu sınırladılar.Çünkü öncelikli olan ve sanatın yerine geçen din idi. Ama sanatın toplumsal gücü sanatçılar tarafından dini mekanlarda, bezemelerde ve kutsal metinlerin yazılımında ustaca kullanıldı.
Belgesiz diploması çağındayız.Tanıklığımız,sahte gülümsmelerle el sıkıştıkları bildik senaryolu basın toplantıları.Yüzyüze görüşmedikleri zamanlar,telefonda konuşuyorlar. Gene yazılı belge yok.Ne konuşulduğundan,kendi hükümet üyelerinin bile haberi yok. Bu durumda olsa olsa geleceğin tarihçileri,tercumanların günlükleriyle yetinmek zorunda kalacak.
Tarihçiler genellikle yaşadıkları dönemlerin değer yargılarının noteri,güç ilişkililerinin cambazı; içselleştirdikleri egemen(devlet) düşüncenin el feneriyle tarihe işik tuttukları,tarihi aydınlattıkları zannına kapılırlar.
Bürokratlar Tanzimat Fermanı ile bu defa, gerçekten Batılı görüntülü yeni bir lale devri başlattılar.Bu durum aynı zamanda balolar dönemidir.Bu baloların devamı,daha sonra CHF(CHP) döneminde yoğlatım(tüketim) mallarının kıtlığının yarattığı koşullarda, Anadolu kasabalarında halkın nefreti altında verilen Cumhuriyet balolarında görmemek mümkün mü? Bu yönetici seçkinlerin emekçi kitlelere bakış açısının da bir göstergesidir.
1950’lerde Türkiye’nin “Küçük Amerika” olacağına inananların sayısı hızla artıyordu.Yeni zenginler ve bir kısım küçük burjuva, evlerinin salonlarına “Amerikan barı” inşa edip “kaçak viski” içmeyi “American way of life “ı yakalamak sayıyorlardı.Fransız,Alman,İngiliz hayranlığı yerini Amerikan hayranlığına bırakmıştı.
Maazallah İslam kanı akıtılması,günahsız zavallı Kürt kardeşlerimizden birçoğunun Osmanlı askerleri tarafında öldürülmesi gibi Dünya ve ahrette pek elim bir sonucu doüuracaktır. Oysa din ve namus sahibi büyükler yaşadıkça Kürt ve Türk birbirinden ayrılmaz iki öz kardeş olarak yaşamakta devam edeceği ve hilafet etrafında sarsılmaz bir vücut halinde kalacağı şüphesizdir. M.Kemal 15 Eylül 1915’de Malatya Mutasarrıfı vasıtasıyla Şehzade Mustafa’ya gönderdiği yazıdan alıntı.)
Cahiliye devri nedir,ne değildir bu konuyu irdelemenin çok fazla bir anlamı yoktur.Bunun için asrımızda İslam aleminin paramparça ve perişan durumuna bakmak daha anlamlıdır.
Bir sen vardın,
Sen de gittin.
Bırakıp beni çaresiz ve bir başıma
Solgun bir sonbahar akşamında.
'Egemenler ancak kendi sınıfından olmayanları çatıştırarak egemenliklerini sürdürebilir.(Anonim)
Dinsel çıkışlar,sanatın gücünü bildiği için onu sınırladılar.Çünkü öncelikli olan ve sanatın yerine geçen din idi. Ama sanatın toplumsal gücü sanatçılar tarafından dini mekanlarda, bezemelerde ve kutsal metinlerin yazılımında ustaca kullanıldı.
Evet,okullarımızda ezberle yetiştşrildik.
Evet,iktidarların kalebentleri gibi koşullandırıldık.
Evet,bilimi kulanacağımıza,bilime taptık.
Ya şimdi?
Hedefimiz birey olmak.
Evet,farklıyız.
Evet,izci vatandaşların değil,özgür bireylerin toplumunu istiyoruz.
Belgesiz diploması çağındayız.Tanıklığımız,sahte gülümsmelerle el sıkıştıkları bildik senaryolu basın toplantıları.Yüzyüze görüşmedikleri zamanlar,telefonda konuşuyorlar. Gene yazılı belge yok.Ne konuşulduğundan,kendi hükümet üyelerinin bile haberi yok.
Bu durumda olsa olsa geleceğin tarihçileri,tercumanların günlükleriyle yetinmek zorunda kalacak.
Tarihçiler genellikle yaşadıkları dönemlerin değer yargılarının noteri,güç ilişkililerinin cambazı; içselleştirdikleri egemen(devlet) düşüncenin el feneriyle tarihe işik tuttukları,tarihi aydınlattıkları zannına kapılırlar.