Kültür Sanat Edebiyat Şiir

  • evliya çelebi25.06.2003 - 00:32

    A. TURAN ALKAN [email protected]
    İşte yılın kültür hadisesi budur

    Evliya Çelebi Seyahatnâmesi’nin yedinci cildi de yayınlandı. Yapı Kredi Yayınları’nın bu hizmeti, gazete köşelerine sıkışmış küçük teşekkürlerle geçiştirilecek cinsten değil; hâfızasını kaybetmiş bir insana, ömrünün on senelik kısmını yeniden hatırlatmak cinsinden bir şey: Seyahatnâme’nin bende bıraktığı tesir, tam mânâsıyla bir hâfıza tazeleme ameliyesidir.



    Meraklısı bilir, daha önce de Seyahatnâme’nin muhtelif neşirleri yapıldı ama hiçbiri, titizlik ve aslına sadâkat bakımından YKY neşri ile mukayese edilemez. Kusursuz ve mükemmel değil elbette: Evliya Çelebi Seyahatnâmesi ile uğraşmak, kimi zaman altından asla kalkılamayacak lisan, etnoğrafya, etimoloji, tarih, topoğrafya, toponimi (yer adları ile uğraşan ilim dalı) problemlerinin labirentlerinde ömür tüketmek demek. Muhtemelen Evliya Çelebi’nin not tutarken düştüğü muhtemel yanlışlıkları, aradan geçen üçbuçuk asırdan sonra tashih etmek kolay değil. Bu bakımdan sadece 7. cildi yayına hazırlayan Sayın Yücel Dağlı, Seyit Ali Kahraman ve Robert Dankoff’a değil, projeye yıllardır emek ve sabır bezleden herkese şükrânlarımızı ifâde etmeliyiz.

    Seyahatnâme, harc–ı âlem bir eser değil; yazıldığı hâline sadâkat göstererek yeni alfabeye aktarılan metni fazlaca takılmaksızın okuyabilecek ve okuduğundan lezzet alacak erbâb–ı zevkin sayısı kaçla ifâde edilir bilemem fakat herkes bilmeli ki Seyahatnâme, yerine göre insanı merakla kendisine bend eden ve son derece renkli anlatımıyla değme macerâ veya tarihi romanlarına taş çıkartacak bir sürükleyiciliğe sahip. Biraz mürekkep yalamışlar arasında Evliyâ’nın mübalağacılığından ötürü güvenilmez bir müşahit olduğu iddiası efsâne gibi yayılmıştır ki, bu yersiz söylentinin, okuduğu metne doğru–dürüst nüfuz edemeyen safderûn kişiler tarafından üstünkörü verilmiş hükümlerden ibaret olduğu açıktır; bu gibi mübalağası sonradan anlaşılan bilgiler, Evliyâ Çelebi’nin, başka ağızlardan aktardığı ve doğrulamaya asla vakit bulamayacağı “mesmûat”tan (şifâhi yolla derlediği bilgilerden) ibarettir ve biz bugün Evliyâ Çelebi’ye, çoğu zaman meşakkat ve binbir zahmet ile geçen yolculukları esnasında derlediği her bilgiden ötürü (bazıları hakikaten mübalağalı olsa bile mânevi şükrân borçluyuz. Meseleye bir de şöyle bakmalı; Evliya Çelebi hiç yaşamasaydı veya çağdaşları gibi alelâde bir hayatı tamamlayıp, iki satır not bırakmadan göçüp gitseydi neler kaybetmiş olurduk? Neler kazandığımızı bilenler, ancak bu müthiş eserin derûnuna girmek zahmetine katlanabilenlerdir. Şükran arzımı bir kere daha tâzeledikten sonra sitem faslına geçebilirim; n’olaydı her cildin sonuna bir de bütün ayrıntıları hassasiyetle işlenmiş büyük paftalı, renkli haritalar ilave edilebileydi! Osmanlı Devleti’nin asıl topoğrafyası, Evliyâ’mızın karış be karış gezerek kâğıda geçirdiği, tatlı diliyle, aşk ve şevkle kaydettiği yerlerden ibarettir bir bakıma. “Bekâra hanım boşamak kolay” fehvâsıyla devam ediyorum: N’olaydı, Evliyâ’nın tasvir ettiği beldelerin, mühim geçitlerin, konaklama yerlerinin, kalelerin, köprülerin, sarayların, hanların, mâbetlerin, beldelerin bugünkü halini gösteren fotoğraflar eklenebileydi; n’olaydı bugün el altındaki lügâtlerde bile bulunmayan, ancak mütehassısların kullanabildiği tarama ve etimoloji sözlüklerinde izine rastlanabilen bazı kelime ve kavramlar için dipnot yerine küçük açıklamalar ilâve edilebileydi! Belki eseri baskıya hazırlamak için gerekli süre uzayacak, baskı masrafları ve mâliyeti artacak, bizler için gecesini gündüzüne katıp bu “demir leblebi”yi günümüz alfabesine çeviren meçhul kahramanların saçları daha erken ağaracaktı ama biz netice itibariyle bu muhteşem eseri bir lise talebesinin önüne koyup, “oku da gör” diyebilecektik; “oku da gör bakalım ders kitaplarındaki tarihe benziyor mu? ”; “oku ve anla bakalım, uzak dedelerin hangi dille konuşuyor, nasıl dua ediyor, öfkelenince nasıl küfrediyor, ölümü hangi kelimelerle göğüslüyordu? ”; “oku ve anla, dedelerin dünya işlerini nasıl yorumlardı, buhran anlarında nasıl davranırdı, hangi şakalara gülerler, neyin kaybından acı duyar ve teessürlerini nasıl ifade ederlerdi? ” Açık konuşalım, bunca özelliği bünyesinde toplayan bir başka eserimiz yok bizim.

    “Efendim, hem pahalı hem de anlamıyoruz, üstelik sınırlı sayıda basıldığı için her tarafta bulunmuyor bile, ne yapalım böyle yayını” diyemezsiniz; dememelisiniz: (Doğru, herkesin Recep Ayyıldız gibi bir ahbabı nereden olsun?) Lâkin babadan kalma iki buçuk metrelik hisseli, şüyûlu arsa parçasına nasıl sahip çıkıyorsak öyle sahiplenmeliyiz Seyahatnâme’yi. İlmî kriterlere itaat eden neşir tamamlandıktan sonra eseri esas tutarak yüzlerce yeni yayın yapılabilir ve mutlaka yapılmalı. Yüzlerce film senaryosu, roman, hikâye, masal var bu eserde ama bundan ibaret değil; Evliyâ, yaşadığı devrin tarihini de yazmış ve hem nasıl yazmış!

    Sitem sayılmaz, daha çok temenni; inşallah bundan sonra yeni baskılar yapılırken temennilerim hatırlanır. Bize düşen, minnetimizi bir kere daha ifade etmek şimdi. Sağ olun ey yayıncılar ve emeği geçen isimsiz kahramanlar: Allah sizden râzı olsun! Ey Evliya Çelebi, rûhûn rahmet diledi; Çelebi için dahi Fâtihâ!



    23.06.2003

  • hilmi oflaz20.06.2003 - 19:44

    (bkz. mehmet niyazi, marmaratörlerle ilgili bir yazi...)

  • hilmi oflaz20.06.2003 - 19:43

    (bkz. AYAKLI KÜTÜPHANE)

  • faili meçhul20.06.2003 - 19:42

    islenen cinayetlerde, özellikle iyi tasarlanmis suikasdlerde, cinayeti isleyenin tesbit edilemedigi durumlarda kullanilan, cinayeti isleyeni baglaminda ifade eden deyim...

  • ayaklı kütüphane20.06.2003 - 19:40

    cok okuyan, okuduklarini hafizasinda iyi muhafaza eden, bir mesele oldugunda, detayli ve kitabi bilgi verebilen, bilgili insan...

  • metis elöz20.06.2003 - 19:33

    faili baska yerlerde aramayin..
    bu kelimeyi buraya yazan mücrim benim...

    folter'in bile kelime oldugu yerde metis elöz niye olmasin?
    fazlasiyla hak ediyor...

  • ahmet turan alkan19.06.2003 - 22:48

    son zamanlarda kalemini sadece basinda oynattigi kadariyla müsahade etmekle yetinen ben de artik, onun kendisinin tekrarlayan bir eski tüfek durumumuna düsmeme mücadelesi vermeye basladigini gördügüm de bir vakia...

  • zülfü livaneli19.06.2003 - 03:18

    Ömer Zülfü Livanelioglu,
    Stockholm'ü onun sayesinde hep merak ediyorum...
    ama bir türlü de gitmek nasip olmadi...
    entellektüel olma cehdiyle yazdigi yazilar güzel...
    Bazi kasetlerini dinledim, güzel.. sesinin detone olusu biraz da hosuma gidiyor...

    ISIM BABASI

    Liselilerin okula giderken kullandiklari otobüs arizali oldugundan belediye teypli bir otobüa tahsis etmisti.. HEr gün okula ferdi tayfur, orhan gencebay, benim bastirmamla baris manco dinleyerek gider gelir olmstuk..
    Bir kac muzip arkadas, babasi ögretmen olan bir arkadasin cantasindan bir kaset araklamislar ve kikirdemeler arasnda mesarun ileyh kaseti teybe yerlestirdiler.. Herkeste bir merak...
    Bakalim ferdi'den orhan'dan daha baba kaset neymis diye ahali pür dikkat, derken dandiru dindiriden sonra kapkalin bir ses:
    saat dört yoksunnnnn
    ara müzigi
    5 hala yok
    felan diye saatin bütün rakamlarini saymaya baslayinca...
    otobüs kahkahayla sallanmaya basladi...
    Kasedi cantasinda tasimis olma gibi bir yanlisi yapmanin utancini öfkeyle kamufle eden arkadasimiz, kendisine hinzir hinzir gülen sakaci ekibi akla gelebilecek her türlü siddet cesidiyle tehdid ediyordu..
    ama bir ay kadar ismi makamina kaim olmak üzere
    'saat 4 yoksun' diye cagrildi...
    Zülfü Livaneli,
    bir dostumuzun isim babasi olmus oldu...

  • sevinç çokum18.06.2003 - 22:40

    Hilal görününce'de tatarlari anlatir...
    Bir zamanlar, Moskova'yi feth etmeye cehd etmis tatarlarin cöküs devrinde gösterdikleri ayakta kalma mücadelesini anlatir..
    Ölüm dösegindeki ihtiyarin, ruslara karsi durabilmek icin söz yerindeyse yeniden dirilmesi en vurucu yerlerinden biridir..
    Arslan Bey'in, kardesi vefat edince kardesinin hircin hanimiyla evlenmesi,
    ailevi kargasalar, dramlar, her sey...
    hayatta olabildigi kadar yalin...

  • ahmet turan alkan16.06.2003 - 03:21

    risale eski kitablarin kücük parcalarina denirdi.. Bir kitabi ousturulan bir konuya ait bölümler..
    Ahmet turan alkan saedece risaleleri okuyoan degil, kitablarin tamamini deviren bir okuyucuya benziyor..
    risaleden kasit risale-i nur ise,
    onu belki de hayati boyunca hic okumamistir...
    O camia ile ilgilisi, onlarin gazetesinde yazmaktan öte degil..
    ama okuyorsa bu daha iyi...

    Osmanli kültürüne hakim, tarih üzerine doyurucu makaleleri olan birisinin kelime secimindeki becerisini tek bir kitaba borclu oldugunu iddia etmek? ...