Kültür Sanat Edebiyat Şiir

  • nazım hikmet10.04.2003 - 15:04

    Feryad-ı vatan

    Sisli bir sabahtı henüz
    Etrafı bürümüştü bir duman
    Uzaktan geldi bir ses ah aman aman!
    Sen bu feryad-ı vatanı dinle işit
    Dinle de vicdanına öyle hükmet
    Vatanın parçalanmış bağrı
    Bekliyor senden ümit.

    20 Haziran 1329 (3 Temmuz 1913)

    Nâzım Hikmet, bir yıl kadar, Fransızca eğitim veren bir okula, ardından Göztepe’deki Numune Mektebine gider. İlkokul bitince Galatasaray Sultanisi’ne yazılır, bu okul masraflı olduğundan bir yıl sonra Nişantaşı Sultanisi’ne geçer. Nâzım Hikmet, Sultani’de örnek bir öğrencidir. İlk şiirini bu yıllarda yazar. “Feryâd-ı Vatan “ başlıklı ve 1913 tarihli bu şiir, Balkan savaşında Osmanlının yenik düşmesi ve düşmanların Çatalca’ya kadar gelmesi üzerine kaleme alınmış ve şairin bundan duyduğu derin üzüntü ile yurdunu kurtarma istek ve umudu yansımaktadır.

    Nâzım Hikmet'in 1913-1920 yılları arasında yazdığı şiirlerde çoğunlukla bireysel konuların işlendiğini belirten Asım Bezirci, özellikle aşk teminin ağır bastığını ve 'melankolik hava' taşıdıklarını yazmaktadır.

  • adolf hitler 10.04.2003 - 14:50

    Hitler bana bir kişiyi değil bir kavramı yani günah keçisini çağrıştıryor çünkü:

    Bu ismi hep duyduk, Adolf Hitler, ama o bir kişi olmaktan çıktı, artık o Yahudilerin, ABD'nin ve Avrupanın üstlerindeki çamuru ve kanı temizlemek için uydurduğu medyatik günah keçisidir. Nasıl bügün Saddam yaratıldıysa ya da ondan önce Fidel Castro, Hitler türünün ilk örneklerindendir. Siz bir ülkeye amborga uygulayarak tüm dış ticaretini kesin, iç politikasını ve ekonomisini ele geçrip onları dünyadan kesin işte birinci dünya savaşını kaybeden Almanya kolları bacakları kopuk bir halde yaşarken ortaya üstün ırk söylevleriyle Hitler çıkıyor. Propaganda altında ezilen ve aşağılanan Alman tabi ki suya düşen yılana sarılır gibi kabul ettiler onu…

    Çocukların korkutulduğu canavar oldu, yahudilerin cellatı, hatta cinayetler işleyen homo seksuel bile yaptılar ve sanki dünyaya barış getirmişler gibi her sene de Rusya'da, Fransa'da, İngiltere'de ve ABD'de zafer kutlamaları yapıyorlar. Ne de olsa tarihi iktidarda olanlar yazıyor..

    Eğer bu konu üzerinde ciddi bir araştırma yaparsanız kimlerin gerçek Hitler olduğunu görürsünüz. Amacım Hitler'i savunmak değil sadece emperyaryalist güçlerin göz boyamalarından sakınmanız için yazıyorum bu yazıyı.

    Amerıkan uşağı ya da Amerika gibi olmaya çalışan ülkelere bakın hepsinde birer Hitler yani günah keçisi bulabilirsiniz. Bu üzerindeki çamuru başkasına atma politakası daha kaç tane günah keçisi üretir bilinmez ama siz gerçekleri öğrenmek istiyorsanız her şeyin göründüğü gibi olmadığına inanın.

    Bugün bile yeni yeni Hitlerler üretiyorlar mesala en tazesi Usame Bin Ladin. Amaçları basit: Yeni silahlarını deneme, sömürü politikalarını devam ettirmek, yatırımlarını korumak ve zenginleştirmek, lojistik yerleri ele geçirmek ve daha akla gelebilecek ne kadar bozgunculuk varsa, barışın arkasına saklanıp, yaparak kendi güçlerini korumak vs vs.

    Bakara Suresi,11. Ayet 'Onlara: Yeryüzünde fesat çıkarmayın, denildiği zaman, 'Biz ancak ıslah edicileriz' derler.'

  • kopenhag zirvesi10.04.2003 - 13:11

    Fischer, önce uyutalım sonra unutalım dedi
    Ünsal TURAN/KOPENHAG

    Türkiye'nin, müzakere tarihi için büyük umutlar bağladığı Kopenhag
    zirvesinin perde arkasında söylenenler, Danimarkalı bir gazetecinin belgesel
    haline dönüştürdüğü görüntülerle ortaya çıktı.

    Hürriyet, eski AB dönem başkanı Danimarka Başbakanı Rasmussen ile Dışişleri
    Bakanı Möller arasındaki ilginç diyaloğun kaydını ele geçirdi. Kayıtlarda,
    Almanya Dışişleri Bakanı Fischer'in Danimarka Dışişleri Bakanı Möller'e
    tarih konusunda önce, 'Türkiye'yi uyutacak bir formül bulalım' dediği,
    sonra da fikir değiştirip Türkiye'nin üyeliğini kastederek 'unutun' diye
    konuştuğu apaçık görülüyor.

    Türkiye'nin AB'den müzakere tarihi almak için umutlarını bağladığı Kopenhag
    Zirvesi öncesinde ve zirve sırasında yapılan kulis konuşmalarının ses ve
    görüntü kayıtları, Almanya'nın Türkiye konusunda nasıl fikir değiştirdiğini
    ortaya çıkardı. Almanya'nın önce 'Türkiye'yi oyalayacak bir müzakere tarihi
    verelim' dediği, sonra da 'Unutalım' diyerek fikir değiştirdiği,
    Danimarkalı bir televizyoncunun çektiği görüntülerle belgelendi. Hürriyet
    zirve öncesi ve sonrasında AB dönem Başkanı ve Başbakan Anders Fogh
    Rasmussen ile Dışişleri Bakanı Per Stig Möller ve bürokratları arasında
    perde arkasında yaptığı konuşmaların görüntü ve ses kayıtlarını ele geçirdi.
    Bir bölümü geçtiğimiz Pazar günü Türkiye Gazetesi'ne konu olan görüntüler,
    Danimarka Televizyonu'ndan Christofer Guldbrandsen tarafından kaydedildi.
    Guldbrandsen, başbakanlığın özel izniyle çektiği görüntüleri belgesele
    dönüştürdü. Bu kayıtlarda Danimarka Dışişleri Bakanı Möller, Başbakan
    Rasmussen ile yaptığı konuşmada Almanlar'ın ikiyüzlülüğünden yakınarak,
    'Almanlar'ın içerde ve dışarda söyledikleri birbirini tutmuyor. Fischer'le
    görüştüm.12 saat içinde üç kez fikir değiştirdi' diyor. Kayıtlarda
    Başbakan Rasmussen, Türkiye'nin tarihte ısrarlı olmakla 2003 yılında
    durumunun görüşülmesi şansını yitirdiğini, Türkiye'ye dost görünen ülkelerin
    zirvedeki görüşmelerde Türkiye'yi desteklemediklerini söylüyor. Möller de,
    Rasmussen'e Fischer'in kendisine Türkiye'nin birliğe girmesini istemediğini
    söylediğini aktarıyor.

    'Masada hiçbir Türk dostu yoktu'

    (Erdoğan'ın Kopenhag ziyareti öncesi...)

    Rasmussen: Türkiye zirvenin ana maddelerinden birini oluşturuyor

    Möller: Türkiye uzun süre bekletilirse, bu bekleyiş Türkiye'yi İslam
    dünyasına itebilir. Almanlar'ın içeride ve dışarıda söyledikleri birbirini
    tutmuyor. Joschka Fischer ile görüştüm.12 saat içinde üç kez fikir
    değiştirdi. Önce Türkiye'nin birliğe tam üyeliğini istemediklerini,
    Türkiye'nin dışarıda tutulması gerektiğini söyledi. Sonra benden kendisi
    için Türkiye'ye karşı bir oyalama formülü bulmamı istedi, daha sonra da
    'unutalım' dedi.

    Rasmussen: Tarih konusunda çok dikkatli olmamız gerekiyor. Bir çok konuyu
    dikkate almalıyız. Tarih için tarih istiyorlar. Birlik içinde değişik
    görüşler var. Şartlı tarih verilmesini isteyenler var. Bazıları Türkiye'nin
    AB'ye yaklaştırılmasını istemiyor. Bazıları bugünkü durumun devam etmesini
    istiyor.

    ***

    (Ziyaretten sonra Başbakanlık binasında zirve hazırlıkları)

    Rasmussen: Türkler zirveyi Türk zirvesi yapmak istiyorlar.

    Bürokratlar: Biz bugünkü durum üzerinden politika yürütelim. Mevcut rayda
    yürütelim. Sonra bunun kavgası olabilir. Tarih için tarih verilebilir.

    Rasmussen: Normal prosüdür uygularsak,2004'ten önce bir değerlendirme
    yapmamız gerekiyor.

    ***

    (Zirve'nin birinci günü. Başbakanlıkta bürokratlar Abdullah Gül'ün randevu
    talebinde bulunduğunu söylüyorlar. Başbakan Rasmussen ise vaktinin
    olmadığını belirterek, randevu talebini kabul etmiyor. Ancak bürokratlar
    Bush'un defalarca telefon ederek, Türkler'in Birliğe bir an önce alınması
    konusunda ısrarlı davrandığını söylüyorlar.)

    Bürokratlar: Abdullah Gül'e kısa da olsa bir zaman ayırmanız gerekiyor.
    Sonrasını düşünün. Bu bir yatırımdır.

    Rasmussen: Peki kısa bir görüşme olur. Bush ile görüştüm. Ama taleplerini
    kabul etmedim. Öyle herkesin söylediğini yapmamız mümkün değil.

    ***

    (Rasmussen, Abdullah Gül ile görüşüyor. Daha sonra 15 ülke Türkiye'ye 2004
    aralık ayı tarihinin verilmesi konusunda anlaşıyor. Toplantıdan sonra
    Başbakan Rasmussen, Möller ve bürokratlar ile görüşüyor.)

    Rasmussen: Bu kararı Türkler basından öğrenmesin. Basından önce Dışişleri
    Bakanı Möller kararı Türk meslektaşına söylesin.

    ***

    (Karar Türk Dışişleri Bakanı Yaşar Yakış'a anlatıldıktan sonra başbakan
    Möller ve bürokratları ile tekrar biraraya geliyor.)

    Rasmussen: Türkler ne dediler, kararı nasıl karşıladılar?

    Möller: Çok şaşırdılar. Hayal kırıklığına uğradılar. Onlara durumu anlatmaya
    çalıştım. Sen (Rasmussen'e diyor) onlara tarih konusunda ısrarlı olmamaları
    için çok söyledin. Çok sarsıldılar.

    Rasmussen: İsterlerse 2004'ü bir tarih olarak kabul etsinler.

    Möller: Bunu bir zafer olarak kabul ettiremeyiz. Türk meslektaşım
    Türkiye'nin dostları ile görüştüklerini ve dostlarının ümit verdiğini,
    verilen kararı anlayamadığını söyledi. Kararı Gül'e bildirecek.

    Rasmussen: Masada onların dostlarından hiç biri yoktu. Kimse Türkiye'yi
    desteklemedi. Ben onlara tarih konusunda ısrarlı olmamalarının Türkiye'nin
    yararına olacağını anlatmaya çalıştım, anlamadılar. Tarih konusunda ısrar
    ettiler. Şimdi Türkiye'nin durumu sadece 2004 Aralık zirvesinde görüşülecek.
    Türkiye'yi birliğe istemeyenler, o zaman da bir bahane bularak karşı
    çıkacaklar ve bu iş uzayacaktır. Tarih verilmeseydi,1999'dan beri devam
    eden durum devam edecek ve 2003 yılı içinde ve 2004 yılı ilk 6 ayında
    Türkiye'nin durumu sürekli ele alınacak ve müzakere şansı doğacaktı. Şimdi
    2004'e kadar Türkiye konusu kapanmıştır.

  • bilanço10.04.2003 - 12:16

    Irak Savaşı'nın 22 günlük bilançosu (Saddam'ı Yok Etmek İçin buz dağının görünen kısmı)

    ABD ve İngiltere'nin Irak'a yönelik başlattığı saldırıda 22. güne girildi. Pentagon, şimdiye kadar 101 Amerikan askerinin öldüğünü,7 askerin esir alındığını ve 11 askerinin de kayıp olduğunu bildirdi.

    ABD ve İngiltere'nin Irak'a yönelik başlattığı saldırıda 22. güne girilirken Amerikan Savunma Bakanlığı Pentagon, şimdiye kadar 101 Amerikan askerinin öldüğünü,7 askerin esir alındığını ve 11 askerinin de kayıp olduğunu bildirdi.

    Kayıplar: Pentagon'a göre savaşta şimdiye kadar 101 Amerikan askeri öldü,7 asker esir alındı,11 asker ise kayıp. İngiliz askerlerinden ölenlerin sayısıysa 30.

    Asker sayıları: Bölgede,255 bini Amerikan,45 bini İngiliz,2 bini Avustralyalı,400'ü Çek ve Slovak ve 200'ü Polonyalı olmak üzene 300 binin üzerinde müttefik askeri bulunuyor.100 bin askerse yolda.

    Irak'ın kayıpları: Ne Iraklılar ne de müttefikler Irak askeri kayıpları konusunda bilgi vermediler. Irak, en az 600 sivilin öldüğünü,4 binden fazla sivilin yaralandığını bildirdi.

    Irak'a atılan bombalar: Savaş uçakları 30 binden fazla sorti yaptı. Irak topraklarına yaklaşık 20 bin parça mühimmat atıldı.

    Iraklı savaş esirleri: Pentagon, dün itibarıyla elinde 7300 savaş esiri bulunduğunu açıkladı. İngiltere ise salı günü elinde 6500 esir bulunduğunu bildirdi. Tıbbi bakım altında 236 esir bulunuyor. Ümmü Kasr'da 24 bin kişilik esir kampı inşa ediliyor.

    Gazeteci kayıpları: 10 gazeteci çarpışmalarda, biri kazada, biri hastalıktan öldü.2 gazeteci ise kayıp. ABD ordusu,700 kadar gazetecinin müttefik birliklerinin yanında görev yaptığını bildiriyor.

    Müttefiklerin kontrolündeki ya da müttefiklerin kuşattığı bölgeler: Bağdat'ta Raşid askeri havaalanı, Bağdat dışındaki uluslararası havalimanı, Bağdat'ın güneydoğusu ve güneybatısı, Musul, Tikrit, Ümmü Kasr, Safvan, Numaniye, Rumeyle, Hindiye, Nasıriye, Samava, Necef, Divaniye, Zübeydiye ve Kut.
    (aa)

  • nazım hikmet10.04.2003 - 12:06

    Dörtnala gelip Uzak Asya'dan
    Akdenize bir kısrak başı gibi
    uzanan bu memleket bizim.
    Bilekler kan içinde,
    dişler kenetli, ayaklar çıplak
    ve ipek bir halıya benzeyen toprak, bu cehennem, bu cennet bizim. Kapansın el kapıları, bir daha açılmasın, yok edin insanın insana kulluğunu,
    bu davet bizim...Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür
    ve bir orman gibi KARDEŞÇESİNE,
    bu hasret bizim...

    'Anadolu'ya geçtim. Millet sıska, nuhtan kalma silâhı, açlığı ve bitiyle savaşıyordu Yunan ordularına karşı. Milleti ve savaşını keşfettim. Şaştım, korktum, sevdim ve bütün bunları yazmak gerektiğini sezdim. Şiirle yeni şeylerin, şimdiye kadar söylenmemiş şeylerin ifade edilmesi gerektiğini sezdim. Bu işte önce beni yeni öze göre yeni bir şekil bulmak meselesi ilgilendirdi. İşe kafiyeden başladım. Kafiyeleri mısraların sonunda değil de bir sonda bir başta denedim.'

    Nazım Hikmet Ran

  • zafer10.04.2003 - 02:18

    Öküz öldü ortaklık bozuldu ve insanlar şimdi zincirini kopartmış şekilde Bağdat sokaklarında yağmalamadan yağmalamaya koşuyorlar....

    Ama Basra şehitlerini unutmadık, unutmadım tanklara karşı koyan Don Kişotları....UNUTMADIM Kifl kahramanlarını. Ve seyrettik bu savaşı da maç seyreder gibi.

    Kazanan ve kaybeden her zaman olacak ama şunu bilin ki, skor kaç olursa olsun, zafer her zaman ezilenlerin yanındadır. Dünya filminde kötüler yenebilir ama işte benim tek tesellim İLAHİ ADALET bunların hepsinin hesabını soracak.

    Her şeye rağmen bu yılki gelişmeler bile GERÇEĞİ burnumuzun ucuna kadar getirse bile yine BOZGUNCULARIN fatihlermiş gibi Bağdata girdiğini gördük ama gerçek fatihleri yaşatan tarih onları sadece bügün yaşatacak. Yarınlar umarım görür bu adaletsizliği. Tek umudum GELECEK NESİLLER.

    Geriye umutlar ve teselliler kaldı. Allah büyük, onlara petrol gibi hammadeleri zengin bir ülke, logistik bakımında güçlü bir kale, politiklarını uygulayacaklar kolay bir alan, uyuşturucu, silah, dolar gibi ticari işlerini gördüğü bir tarla bırakmış ama onlar bir altın dolusu tarlalaları olsun ikincisini isterler... İkicisini elde edince üçüncüsü isterler. İNSANLIK işte...

    Neyse bugünkü inanç dünyasın programımızın da sonuna geldik... Bir sonraki bölümde görüşmek üzere... İyi geceler...

  • sırtlanlar08.04.2003 - 14:14

    Irak’ın petrol gelirini BM istiyor
    Savaştan sonra Irak petrol bakanlığını kimin üstleneceği konusunun sadece ABD'yi değil, Avrupa ve Rusya'yı da çok yakından ilgilendirdiği belirtildi.

    New York Times gazetesi, BM'nin, savaştan sonra Irak'ın petrol satışlarından sağlanacak gelirin, BM denetimindeki emanet hesapta toplanmasında ısrar ettiğini yazdı. BM'deki diplomatik kaynaklar, İngiltere'nin, yeni bir emanet hesabı oluşturularak paranın bundan sonra bu fonda toplanmasını önereceğini belirtiyorlar. Washington ise bu konudaki politikasını henüz tam olarak açıklamadı. Bununla birlikte Irak'a vali olacağı söylenen emekli ABD’li general Jay Garner, ‘‘işgal gücü olarak, Cenevre sözleşmesinden kaynaklanan sorumluluklarla ilgili yorumun, yine ABD tarafından yapılacağını’’ söyledi.

    HUKUK NE DİYOR

    Irak petrolünün nasıl satılacağı ve elde edilecek paranın nasıl kullanılacağına, sadece Güvenlik Konseyi karar verebiliyor. Uluslararası hukuk çerçevesinde ABD önderliğindeki yeni yönetimin, geliri çok yüksek olan petrol sözleşmelerini istediği firmalara vermesi ya da uzun vadeli inşaat işlerine girişmesi mümkün görünmüyor.

  • sırtlanlar08.04.2003 - 14:12

    ABD'den üç aşamalı Irak planı
    CNN TÜRK - Anadolu Ajansı

    ABD, Saddam sonrası Irak için üç aşamalı bir plan hazırladı. Planın ilk iki aşamasında sorumluluk ABD'li komutanlarda olacak. Son aşamada Irak Ulusal Kongresi Başkanı Ahmet Çelebi'ye bırakılacak yönetim planına Avrupa karşı çıkıyor. Irak savaşının mimarlarından Wolfowitz de Çelebi yönetimine sıcak bakmıyor.

    Amerikan finans çevrelerinin gazetesi Wall Street Journal'ın haberine göre, planın birinci aşamasına General Tommy Franks komuta edecek. Halen devam eden bu aşama, askeri harekatı kapsıyor ve Irak kuvvetlerinin direnişinin kırılması ve şayet varsa kitle imha silahlarının ortaya çıkarılmasını öngörüyor. Amerikan makamları bu sürenin birkaç hafta daha süreceğini tahmin ediyorlar.

    Emekli General Jay Garner'in yöneteceği ikinci aşamada ise yüzlerce emekli Amerikalı subay ve diplomat, Irak'ta yönetimi ele alacak olan bakanlıklara el koyacak. Bu kişilerin görevi, bakanlıklarda bulunan Saddam'a sadık kişilerin ayıklanmasını sağlamak ve ABD önderliğinde yeniden inşa kampanyasını başlatmak olacak.

    Irak Ulusal Kongresi (INC) Başkanı Ahmet Çelebi'nin yöneteceği üçüncü aşamada, Çelebi ve adamları başlıca bakanlıkların yönetimini devralacaklar. Bu aşamada Irak'ta seçimlerin yapılması da planlanıyor.

    AVRUPA UYARIYOR

    Bu arada Wall Street Journal, 'ABD Başkanı George Bush'un, Saddam Hüseyin'i devirdikten sonra 24 milyon nüfuslu Irak'a, dış dünyadan yardım almadan yeni bir şekil vermeye çalışacağını' yazdı.

    Haberde 'Avrupa ülkelerinin 3 aşamalı Bush planı konusunda ciddi kaygılar taşıdıkları ve Amerikan yönetimini, Irak'ı himaye altına alma girişiminin ülkeye demokrasi getirmeyeceği, tersine köktendinciliği tetikleyeceği konusunda uyardıkları' hususu da yer aldı.

    ABD YÖNETİMİNDE GÖRÜŞ AYRILIĞI

    Irak Savaşı tüm hızıyla sürerken Amerikan yönetimi Saddam sonrası oluşturulacak iktidarda yeralacak isimleri belirleme çalışmalarını sürdürüyor.

    Washington yönetiminden yapılan açıklamalarda, sık sık Irak'daki yeni yönetim için hem yurdışındaki hem de Irak'daki muhaliflerle temasın sürdüğü belirtildi.

    WOLFOWITZ ÇELEBİYE KARŞI

    Ancak Savunma Bakan Yardımcısı Paul Wolfowitz Irak'da Kürdistan Yurtsever Birliği denetimindeki bölgede başbakan sıfatıyla görev yapan Berham Salih'in “Özgür Irak”in başbakanı olabileceğini düşünüyor.

    Savunma Bakan Yardımcısı Irak Ulusal Kongresi Lideri Ahmet Çelebi'nin geçici Irak kabinesinin başına getirilip getirilmeyeceği ile ilgili bir soruya ise ' bu kararı ben değil Iraklılar verecek. ' diye yanıtladı.

    Savunma Bakan Yardımcısı Irak'da yeni hükümetin kurulmasının 6 aydan fazla süreceğini de söyledi

    ADNAN PAÇACI

    Yeni yönetimde söz sahibi olması beklenen Irakli muhaliflerden biri de Irak eski Dişişleri Bakanı Adnan Paçacı.

    Paçacı CNN International'a verdiği bir demeçte Saddam’sız bir Irak yönetiminin daha özgür olacağının altını çiziyor.

    Ancak Paçacı’nın dikkat çektiği en önenmli noktalardan biri, Amerikalı’ların yeni iktidarin oluşturulmasına yardımcı olduktan kısa süre sonra bu görevi Iraklılara bırakmaları gerektiği.

    ABDÜRRAHIM EL NASRALLAH

    Saddam sonrası Irak'da yeralması beklenen bir diğer isim de eski Irak istihbarat birimi şeflerinden Abdürrahim El Nasrallah.

    Ülkesine dönmeye hazırlanan Nasrallah en önemli konunun halkın güvenini yeniden kazanmak olduğunu söyledi.

    Nasrallah Saddam Hüseyin'in iktidari bırakmamak için sonuna kadar direneceğine de dikkat çekti.

    Irak muhalefetinin önemli unsurlarından biri de Irak Ulusal Kongresı. Merkezi yurtdışındaki muhalif toplantılarının birçoğunun yapıldığı Londra'da bulunan kongre üyelerinin çoğu Irak'a gitti.

    GİTMEYENLER DE YOLDA

    İngiliz BBC televizyonu da Irak Ulusal Kongresi lideri Ahmet Çelebi kontrolündeki muhalif birliklerin ABD'nin denetiminde Irak'in güneyine yerleştirildiklerini duyurdu.

    Yaklaşık bin kişiden oluşan birliklerden özellikle bölgedeki Şiilerle irtibat kurmaları ve Amerikan ve İngiliz birlikleriyle Şiiler arasında bir köprü kurmaları bekleniyor.

    Amerikan Savunma Bakanı Yardımcısı Paul Wolfowitz de, bir Amerikan televizyonuna yaptığı son açıklamada Irak'da iktidarin başına geçecek kişi ile ilgili olarak tercihlerinin bir Kürt liderden yana olduğunu ortaya koydu.

  • devam07.04.2003 - 12:38

    Bozgunculara karşı katkıya devam...

    Müslümanı, ateisti, sosyalisti, çevrecisi, yazarı, doktoru, ve niceleri. Bir değil iki değil bugüne kadar dünyanın her yerinden on milyonlarca insan sokakta protesto ediyorlar ve edecekler. Canlı kalkan olarak Bağdat'a giden insanlar bile var romanyadan, arjantinden...

    Yine de bazı kişiler küçük resme bakıp ve insanları protestodan yıldırma politakasına gidiyor. Ne yaparlarsa yapsınlar yaptıkları önlerinde koskoca fil dururken sivrisinek ayıklamaktan ileri gitmez.

    Daha önce dediğim gibi savaşa karşı herkes katkıda bulunsa su damlası taşıyan karıncalar gibi şu kahpe ateş söner.
    Savaşı durduracak gücümüz yoksa bile insanlık adına elimizden ne geliyorsa yampalıyız. Markalarımı protesto edeceğiz edelim, dolar mı almayacağız almayalım, sokaklara çıkıp protesto mu yapacağız yapalım... ne yapabiliyorsak... en küçük hardal tanesini bile görüyor Mevlam hiç bir şeye gücü yetmeyen oruç tutsa yeridir. Yeter ki kendimize kim olduğumuzu gösterelim.

    Belki sokaklarda dayak yiyeceğiz, belki işimizden olacağız ya da o güzel boş vakitlerimizden olacağız ama şunu bilin Irak'ta sadece yönünden sapan akıllı bombalar yok çocukların ellerinde patlayan bubi tuzakları, kadınlara tecavüz eden bozguncular ve en önemlisi barışa açılan savaş var.

    Bu savaş çok şey götürecek, en başında iki ucu pis sopa ama bıçak kemiğe dayandığı zaman mı vatan millet sakarya diyeceğiz. O yüzden yılmayın, yıldırmayalım...

  • piyasalar07.04.2003 - 11:46

    www.haysiyet.com
    Piyasaları dövmeyelim de sürünelim mi?

    MUSTAFA SÖNMEZ

    'Mali piyasalar spekülatiftir... Türkiye'de herkes spekülatördür. Sayıları üç-beş değil, milyonlarcadır... herkes spekülatör. Herkes algıladığı duruma göre mali yatırımlarının reel değerini artırmaya ya da korumaya çalışıyor. Böyle düşünmek için zengin olmanız da gerekmiyor. Kişisel deneyimlerimden biliyorum. Bu soruları en fazla soranlar beni tanıyan simit satanlar, ayakkabı boyacıları ve garsonlar oluyorlar. İşte, piyasa denilen şey de bu. Bizleriz piyasa. Niyetimiz kötü değil. Yalnızca şu sıralarda beklentilerimiz kötü. Piyasayı birkaç para babasının yönlendirdiğini sanmayın. Bankaların davranışlarına bakıp arzu edilmeyen dengelerin oluşumunda bankaları da sorumlu tutmayın...'

    Bu cümleler, bir iktisatçıya, Ercan Kumcu'ya ait.29 Mart tarihli Hürriyet'te yayımlandı. Kumcu, 'piyasalar'ı sorgulayanlara fena bozulmuş. Piyasanın üstündeki şalın çekilip alınmasından ve gerçeğin bütün çıplaklığıyla ortaya çıkmasından tedirgin kesimleri rahatlatıyor. Bırakın o cahilleri, onların niyeti piyasayı (siz bunu 'sermayeyi' okuyun) dövmek. Sonra da yukarıdaki cümleleri yazıyor. Hepimiz piyasayız. Hepimiz yüksek faiz peşinde, döviz, borsa volisi peşinde koşarız. O zaman hepimiz spekülatörüz, diyor.

    Bunlar doğru da, beni hayrete düşüren, bir iktisatçının bunu söylerken, 'hepimiz' dediği ve aralarına, 'garsonları, ayakkabı boyacılarını, simitçileri' kattığı toplumda, tasarruflar denilen para-sermayenin nasıl bölüşüldüğünü hiç hatırlayamaması. Toplamı 188 milyar doları bulan bu para sermayeye kaç simitçi, garson sahip, kaç Kumcu patronu sahip, bunu sorgulamaması.

    Bunun hiç mi önemi yok? Bu ülkede en varlıklı yüzde 6'lık nüfusun milli gelirin yüzde 33'üne el koymasının, piyasaların oluşumuna hiç mi etkisi yok? 70 milyonun 14 milyonunun milli gelirin yüzde 55'ini alıyor olması, dolayısıyla 10 kişilik Türkiye yönetim kurulunda iki kişinin bütün kararlara, bütün süreçlere damgasını vurma gücünü elinde tutuyor olması çok mu anlamsız? Bunları bir iktisatçı bilmez mi?

    Milli gelirin yüzde 33'ünün yüzde 6 tarafından kullanıldığı DİE araştırmasıdır. Bir iktisatçı bunu bilmeden analiz yapabilir mi?

    Banka cüzdanlarının yüzde 5'ine sahip olanlar, toplam mevduatın yüzde 70'inin sahibidirler ve bu bir Bankalar Birliği verisidir. Bir iktisatçı bunu bilmezlikten gelebilir mi?

    Borsa portföyünün yüzde 72'sine 10 -evet yanlış okumadınız 10 - spekülatör hükmeder. Bu da İMKB bulgusudur.

    Her gün gazete köşesinden ahkam kesen bir iktisatçı bu bulgudan bihaber piyasa analizi yapabilir mi?

    Piyasalar denilen karar verme sürecine, gelir bölüşümüne hükmeden yüzde 10'luk varlıklı sınıf mı hükmeder, enflasyona karşı gücünü korumaya çalışan, oranları yüzde 80'e varan, varlıkları ise gelir pastasının yüzde 20-30'unda kalan yoksullar mı?

    Bu nasıl bir iktisatçıdır ki, bu servet ve gelir uçurumunu görmeden analiz yapar?

    'Piyasalar iyi de birazcık sığ ve oynak' dediği zaman o kullandığı sıfatların kendi analizinin sığlığı olmadığını düşünmez mi?

    Bütün bunlara cehalet, aymazlık mı diyelim, beceriksiz bir piyasa fedailiği mi?

    Piyasalar neden gündeme geliyor, neden tartışıyoruz? Tartışıyoruz, çünkü adına 'piyasa' denilen ama özü 'sermaye' olan bir azınlık, kaderimize daha çok hükmediyor. Hükümetler, bu kesime 'serbestlik' adına tanınmış keyfilikle başedemiyorlar artık.

    'Piyasa' isimli azınlık gemi azıya almış. Vergi vermiyor, Canı isteyince dışarı kaçıyor. Köhnemiş bir rantkeşlikte ısrar ediyor, üretimi aşındırıyor. İşsizlik, yoksulluk aldırmayıp köhne bir bencillik içinde hareket ediyor. Şimdi de savaş çığlıkları atıyor.

    Kumcu, 'spekülasyon bu işin özünde var' demeye getiriyor. Ama bizim bir azınlığın spekülasyonuna katlanmaya ne mecburiyetimiz var?

    Evet, Ercan Kumcu doğru bir şey görmüş. Piyasalar dayak istiyor... Dayağı hakediyor...

    Bir ülkede sermaye, bu kadar diktatörleşmişse, adına piyasa dediğiniz, o borsa-faiz-döviz üçgeninin baronları medyayı bu kadar araçsallaştırmış, iktisatçıları bu kadar teslim almışlarsa, bu kadar kaprisli, tehditkâr, fütursuz olmuşlarsa, kendi çıkarları için bu ülkeyi ateşe, savaşa bile sürüklüyorlarsa, o ülkede o adına piyasa denilen 'diktatörleşmiş sermayeyi' dövmenin tam zamanıdır.

    Evet, hattâ zamanı geçmektedir. O 'piyasalar' denilen illüzyona, o nazlı ve huysuz görünen zalime haddini bildirmenin tam zamanıdır.

    Ve isteyen göz görür, bıçak kemiğe dayanmakta ve o kuşatma kendiliğinden oluşmaktadır...

    Biz onu dövmeyelim de o bizi süründürsün, öldürsün mü? ...