Kültür Sanat Edebiyat Şiir

  • profesyonel12.05.2003 - 17:47

    Sanat, spor, ticaret gibi işleri kazanç karşılığı yapan kişiye denir.

    Amatörün karşıtı...

    Halk arasında işin erbabı anlamında da kullanılır.

  • suikast12.05.2003 - 17:37

    Gizli ve planlı bir şekilde birisini daha çok devlet büyüklerini veya önemli kişileri öldürme eylemi... Adeleti adeletsizlikle getirmek kadar tutarsız insanlık dışı bir kötülük.

  • mossad12.05.2003 - 16:33

    İbranice'de Enstitü anlamına gelen,2 mart 1951'de David Ben-Gurion'un ayrı yahudi istihbarat örgütlrtini bir araya getirerek kurduğu Gizli İsrail İstihbarat Servisi (Mossad The Institute for Intelligence and Special Tasks [ha-Mossad le-Modiin ule-Tafkidim Meyuhadim])

    Merkezi Tel Aviv'de bulunan örgüt, CIA kardeşlerine bile eğitim vermiştir....50 yıl sonra bile Nazi amcaları bulan örgütün eylemleri saymakla bitmez. Cep telefonlarından bile bomba yapacak kadar ileri teknolojisi olmasına rağmen hala ölümsüzlük formülünü bulamamışlardır.

    Her pisliğin altından onlar çıkar ya da her olayda bir parmağı vardır desek yeridir.

  • kelam-ı kibar10.05.2003 - 17:19

    Dilimizde bir deyimdir. Büyüklerin sözleri manasını ifade eder. İnsanlar arasında yaygın olan çok guzel sözler ve ifadeler vardır ama bunların bir kısmı kimin tarafından soylendiği bilinmemektedir. Bu tür sözlere deyişlere kelam-ı kibar ya da kelam-ı kebir denilir.

    Bazı örnekler:
    - Küçük şahsiyetler, kişilerle uğraşır. Vasat şahsiyetler, olaylarla uğraşır. Büyük şahsiyetler, fikirlerle uğraşır.
    - Allah, kimine bal verir parmak vermez, kimine de parmak verir bal vermez.
    - Kim demiş arkadaş uğrunda ölmek zor. Asıl uğrunda ölünecek arkadaş bulmak zor

  • kelam-ı kibar10.05.2003 - 17:19

    14.12.2002 Tarihinde girdiğim bu terim neden silinmiş bilmiyorum ama anlamı:

    Büyük, akıllı, veli ve meşhur zatların güzel, vecize ve çok kıymetdar olan sözleri ve kelamı.

  • bilgi akışımı10.05.2003 - 16:58

    Daha önceden Yureklis'i açtığığı 'En Çok Tıklananlar' terimi silindiğinden, Yureklis yazdığından sonra yazdığımı buraya aktarıyorum:

    13.03.2003,19: 25: 00:

    'ama tv ve yayın organlarının yaptığı gibi yüksek reyting almak istiyorsan halkın kilit noktalarına hafif vuruşlar yapmalısın.. ' Yureklis

    Yureklis'in yazdıkları bana Orhan Pamuk ve Temel arasında geçen bir fıkrayı çağrıştırdı, biraz ayıp bir fıkra ama konun daha iyi anlaşılması için uygunluğu size kalmış... umarım bir terbiyesizlik de bulun muyorumdur?

    'Temel bir gün bir kitap yazmaya karar verir ve hemen Orhan Pamuk'a koşar 'Sevgili üstat, ben bir kitap yazmaya karar verdim ama çok satsın istiyorum ne yapmalıyım? ' der. Pamuk, bak Temel Türkiye'de tutan üç şey vardır. Birincisi seks, ikincisi asalet, sonuncusu da de gizem. Sen kitaba bunları içeren bir başlık koyarsan kitabın en az on bin satar. Temel hemen başlamış kitabi yazmaya,3 ay sonra geri gelmiş. Orhan Pamuk kitabın adını sormuş, temel de, 'Kontesi kim becerdi? ' demiş. Orhan 'Afferim, çok güzel olmuş, kontes ile asaleti, becermekle seksi vurgulamışsın, kim de gizemle ilgili. Ama sana söylemeyi unuttuğum bir şey daha var. Bu başlığa bir de din katabilirsen en çok satanlar listesine tepeden girersin. Temel yine çıkmış ve kitabı değiştirmeye başlamış. Bir ay sonra tekrar geri gelmiş. Orhan Pamuk kitabın adını sorunca Temel: 'Allah Allah, kontesi kim becerdi? ' '

    Yukardaki fıkrada olduğu gibi nedirde de çoğu zaman seks ve bununla ilgili konular en çok tıklananlar arasında. Hele bundan dolayı dinle ilgili konuların aynı listede oluşunu eleştirenler ve hatta bundan dolayı nedirden ayrılanlar bile oldu.

    Bir bakıma daha çok insan çekmesi yönünden pozitifken, bir bakımdan da sayfanın ciddiyetini bozmasından negatif olması insanı çelişki de bırakıyor...

    Bu konulardaki yazılar eninde sonunda etrafımızda yaşanan olayları yansıtıyor. Eninde sonunda herkesin yazdığı bir şekilde birisini rahatsız ediyor. Tabi bu konuyu açmam lafı uzatacak ama kısaca eğer rahatsız ediyorsa yargılayacağimıza daha fazla uğraşarmamız daha doğru olur. Eninde sonunda burada yazıyorsak bu sorumluluğu da düşünmemiz gerekir. Yok 'ahırda serenat yapılmaz' deyip bırakırsak ugraşıyı başka ahırlara gitmekten başka bir şey yapmayız.

  • filistin günlüğü10.05.2003 - 16:17

    Başlığın konusu dışına çıkmak istemem ama layların bir de manevi daha doğrusu vicdani tarafını kanımca gösterecek gerçeği bir yazıyla aktarmak istiyorum:

    Yeltsin, tankların üzerine çıktığında, tankların etrafındaki Rus askerleri hiçbir şey yapmamışlardı.. Tienanmen Meydanı'nda tankları durduran eli poşetli adamı, Çin tankları ezmemişti...

    Çünkü hem Rus askerlerinin, hem de Çin askerlerinin son tahlilde bir vicdanı vardı...

    Yeltsin, tankın üzerine çıkarak cesaretini gösterdi tamam ama bir de ona dokunmayan, dokunamayan Rus askerinin vicdanı var hesaba katılması gereken... Tienanmen Meydanı'nda tankların önüne çıkan genç adamın cesareti
    tarihe geçmeli, tamam ama, tankı onun üzerine sürmeyen Çinli'yi de unutmamalıyız...

    ****

    Peki ya buldozeri kullanan İsrail askeri? Bu nasıl bir gözü dönmüşlüktür ki, buldozeri genç bir kadının üzerinden iki kez geçiriyor. Bu nasıl bir vicdansızlıktır ki, kadının genç olması, Amerikalı olması, bağırması, ağlaması hiçbir etki yapmıyor... Bir filmde rastlasak, gözümüzü çevirir, bakamayız... Ama o, uyguluyor!

    İsrail buldozerinin üzerinden iki kez geçmesiyle öldürülen 23 yaşındaki Amerikalı Rachel Corrie'nin annesine yazdığı mektuplar, dünkü gazetelerde yayınlandı... Rachel, o mektuplarda en çok bir sözcüğün altını çiziyor Vicdan... 'Amerika'ya dönemem vicdanım rahat etmez' diyor. 'Burada gördüklerim vicdanımı sızlatıyor' diyor.

    O mektuplarda okuduğum bir cümle ise, Rus askerinde olan, Çin askerinde olan ama İsrail askerinde olmayan şeyi açıklamaya yetiyor... Rachel, annesine
    şunu yazıyor 'Burada olup bitenleri gördükten sonra insana olan inancımı yitirdim..' Haklıymışsın Rachel.. Biz de insana olan inancımızı yitirdik....

    Buldozer asıl Amerika'yı ezdi Saatlerce konuşsak anlatamazdık... Ama Rachel, ölümüyle anlatmayı başardı...

    Rachel'in buldozerle ezilerek öldürülmesi, Amerika'nın iki yüzlülüğünü en çarpıcı ve dramatik şekilde ortaya koydu...

    Amerika, kendi ülkesinden çıkan 23 yaşındaki cesur ve vicdanlı kızın verdiği canla sarsıldı..

    Bakmayın siz Amerikan yönetiminin olaya doğru dürüst tepki göstermemesine. Amerikan basınının olayı es geçmesine de takılmayın... Amerika, tam da 'teröre karşı haklı savaş' adı altında Bağdat'ın üzerine bomba yağdırmak için saatleri sayarken, bir buldozerin üzerinden geçtiğini aslında bal gibi
    fark etti...

    Şimdi vicdanı olan herkes şu soruyu soruyor Amerika'ya 'Madem amacın devlet terörünü yok etmek, İsrail'e neden sesini çıkarmıyorsun?

    AHMET HAKAN-SABAH

  • sait faik10.05.2003 - 16:04

    Birisi arkamdan

    - Hişt! dedi.

    Dönüp baktım. Yolun kenarındaki daha boyunu posunu almamış, taze deve dikenleriyle karabaşlar, erik lezzetinde bana baktılar.

    Dişlerim kamaşmıştı.Yolda kimsecikler yoktu.

    Bir evin damını, uzakta uçan bir, iki kuşu, yaprakların arasından denizi gördüm. Yoluma devam ederken;

    - Hişt, hişt! dedi.

    Dönüp bakmak istedim. Belki de çok istediğim için dönüp bakamadım. Olabilir. Gökten bir kuş, hişt hişt ederek geçmiştir...

    ...

    Biraz uzaklaşınca

    - Hişt, hişt.

    Bu sefer yakaladım. Bahçıvandı. Oydu, oydu.

    - Sen değil misin, 'Hişt, hişt, ' diyen?

    - Ben de duyarım bir ses, amma bulamam nereden gelir?

    ...

    Nereden gelir, gelirse gelsin; dağlardan, kuşlardan, denizden, insandan, hayvandan, ottan, böcekten, çiçekten.

    Gelsin de nereden gelirse gelsin!

    Bir hişt sesi gelmedi mi fena.

    Geldikten sonra yaşasın çiçekler, böcekler, insanoğulları...

    - Hişt, Hişt! ..

    - Hişt, Hişt! ..

    - Hişt, Hişt! ..

  • hişt10.05.2003 - 16:04

    “nereden gelirse gelsin; dağlardan, kuşlardan, denizden, insandan, hayvandan, ottan, böcekten, çiçekten..., bir hişt hişt sesi gelsin”.
    Sait Faik

  • nasihat10.05.2003 - 15:48

    Hz. Mevlan'nın, biricik oğlu Sultan veled'e etmiş olduğu bugünde tazeliğini muhafaza etmekte olan öğütleri, onun tanıtmaya çalıştığımız şahsiyetinin özü, özetidir; hudutsuz çerçevesidir.
    Mevlana, oğluna der ki:

    'Bahaeddin! Eğer daima cennette olmak istersen, herkesle dost ol, hiç kimsenin kinini yüreğinde tutma!

    Fazla bir şey isteme ve hiç kimseden de fazla olma!

    Merhem ve mum gibi ol!
    İğne gibi olma!

    Eğer hiç kimseden sana fenalık gelmesini istemezsen
    Fena söyleyici!
    Fena öğretici!
    Fena düşünceli olma!
    Çünkü bir adamı dostlukla anarsan, daima sevinç içinde olursun. İşte o sevinç Cennetin ta kendisidir.

    Eğer bir kimseyi düşmanlıkla anarsan, daima üzüntü içinde olursun. İşte bu gam da cehennemin ta kendisidir.
    Dostlarını andığın vakit içinin bahçesi, çiçeklenir, gül ve fesleğenlerle dolar.
    Düşmanları andığın vakit, için, dikenler ve yılanlarla dolar, canın sıkılır, içine pejmürdelik gelir.
    Bütün peygamberler ve veliler, böyle yaptılar, içlerindeki karakteri dışarı vurdular. Halk onların bu güzel huyuna mağlup olup tutuldu, hepsi gönül hoşluğu ile onların ümmeti ve müridi oldular.'

    Mevlana oğluna der ki:

    Bahaeddin! Senin düşmanını sevmeni, düşmanında seni sevmesini istemen, kırk gün onun hayrını ve iyiliğini söyle, o düşman senin dostun olur; Çünkü gönülden dile yol olduğu gibi, dilden de gönüle yol vardır.
    Allah'ın sevgisini de onun aziz isimleriyle elde etmek mümkündür. Allah buyurdu ki: Ey kullar, kalbinizde arınma olması için beni pek çok anmaktan geri durmayın. Kalbinizde arınma ne kadar çok olursa, Allah'ın nurunun parlaklığı da kalpte o nispette fazla olur. Nitekim, ekmekçinin tandırı ne kadar sıcak olursa, o kadar ekmek alır, soğuk olunca ekmek almaz.'

    (Öğüt başlığının altına koymuştum ama başlık silindiğinden bu başlık altına aktardım)