Denir ki, Nemrud ve kavmi yanına bile yanaşamadıkları ateşe Hz. İbrahim'i atmak için bir mancınık kullandılar. Hz. İbrahim Halilullah yükseğe kurulan bu mancınığa kondu ve o cehennemi ateşte yakılmak üzere atıldı. Yüce rabbimizden ferman geldi;
^^(Kudret sahibi olan) Biz de dedik ki: Ey ateş İbrahim'e karşı serin ve selamet ol^^
Nefesler durmuştu. Ateş gülistana dönmüştü ve Yüce Allah'ın DOST dediği Hz. İbrahim sağ ve salim, Nemrud ve kavminin tuzağından kurtulmuştu.
^^İbrahim'e bir tuzak kurmak istediler. Fakat biz kendilerini daha ziyade hüsrâna düşürdük (üzerlerine sinek musallat ederek onları helâk ettik) . Helâk şekilleri de çok ibret verici idi.^^
Bildiğimiz gibi kelebekler, dut yaprakları üzerine yumurtalarını bırakır ve yumurtladıktan üç dört gün sonra da ölürler. Baharda yumurtadan çıkan tüylü ve siyah renkli tırtıllar, dut yaprağı ile beslenerek birbuçuk ayda 7-8 cm olurlar. Büyüdükçe renkleri açılır ve tüyleri de kaybolur. İyice büyüyen tırtıllar üst dudaklarındaki delikten iplik halinde zamk gibi bir sıvı çıkararak içsel dünyalarına yolculuk etmek için kozalarını örmeye başlarlar.
Tırtıl, kozanın önce dış kısmını,sonra da kendi vücudunun etrafını örmeye devam ederek en sonunda görünmez hale gelir, bir anlamda kendi kabuğuna çekilir. Kozanın içindeki iki üç haftalık bir içsel yolculuğun ardından tırtıl, ördüğü kozayı parçalayarak, gözlerimizi kamaştıran güzel bir kelebek olarak dış dünyaya merhaba der.
Zaman zaman bizlerde daha iyi daha güzel şeyler yapabilmek için içsel yolculuğa çıkarak bir müddet kendi kabuğumuza çekilmeyi yeğleriz. Daha sonraki hayatımızı yönlendiriken,yüce Rabbimizin yüreğimize koyduğu güzelliklerden de katarak daha iyiye ve daha güzele ulaşacağımızı biliriz.
ALLAHIM Sana hamdederim ki; Mahlûkatın içinden seçtin, ^^insan^^ ettin. Sana hamdederim ki; İnsanların içinden seçtin, ^^müslüman^^ kıldın. Sana hamdederim ki; Resulün Muhammed'e selam, ^^O'na ümmet^^ kıldın. ^^Yarabbim, şimdi senden sevgini istiyorum. Seni sevmeyi ve sevilmeyi istiyorum...^^
Keçiboynuzu çekirdeği doğada ağırlığı değişmeyen bir tohumdur. Bu nedenle keçiboynuzu tohumu yüzyıllar boyunca elmas ölçmek için kullanılmış ve böylece keçiboynuzu, ^^kırat^^ ya da ^^karat^^ denilen ölçüye adını vermiştir.
Araplar, Selçuklular ve Osmanlılar döneminde ağırlık ölçüsü olarak kullanılmıştır.Tüm kültürlerde karat elmas için bir ölçüdür.
Dört tane keçiboynuzu tohumu ise ^^bir dirhem^^ eder yani bir karat bir dirhemin çeyreğidir.
^^Fener Rum Patrikhanesi^^ Türkiye topraklarının batı kesimini içine alan ve eski Bizans’ı tekrar diriltmek anlamına gelen ^^Megalo Idea^^ nın en büyük destekçisi vede silahlı eylemler yapan ^^Etniki Eterya^^ adlı çetenin de kurucusudur. Bu Patrikhane tarih boyunca dini konulardan daha çok, siyasi olaylar ile ilgilenmiştir.
Eflak ve Boğdan isyanlarını başlattığı için 3. Parthenios, Mora İsyanı’nı başlattığı için de Patrik Grigoryus idam edilmiştir. Grigoryus’un patrikhane kapısında idam edilmesinden sonra kapı, ^^kin kapısı^^ olarak adlandırılmış ve kapalı tutulmuş. Kapının açılması için ancak o kapıda ^^MÜSLÜMAN BİR LİDERİN ASILMASI^^ şartını koyan patrikhane 1821 yılından beri kapıyı kapalı tutmakta. Evet, kapı halen de kapalıdır...!
Fener Rum Patrikhanesi’nin siyasi faaliyetleri bu idamlardan sonra da kesilmemiş, ^^Girit İsyanı’na da öncülük etmiş. İzmir’in işgal edildiği sırada Yunan askerlerine yardımcı olmuş, Kurtuluş Savaşı sırasında da işgal kuvvetlerine yardım etmiştir.^^
Türkiye Büyük Millet Meclisi de 3 Ocak 1923 günlü gizli oturumunda ^^Fener Rum Patrikhanesinin kayıtsız şartsız milli sınırlar dışına çıkarılması^^ kararını almıştır.
Mustafa Kemal Atatürk ^^Fener Rum Patrikhanesi^^’nin ne tür bir melânet yuvası olduğunu çok iyi biliyordu. Bu konudaki düşüncelerini 1923 yılında ^^Hakimiyet-i Milliye ^^ Gazetesinde yayınlanan yazısında şu şekilde dile getirdi.
^^^Patrikhane bir fesat ve hıyanet ocağıdır! Bir fesat ve hıyanet ocağı olan ve memleketimize nifak tohumları eken, uyuşmazlıklar yaratan, Hıristiyan hemşehrilerimizin huzur ve refahı için de uğursuzluğa ve felakete sebep olan İstanbul Rum Patrikhanesi’ni artık topraklarımız üzerinde bırakamayız. Bu tehlikeli teşkilatı memleketimizde muhafazaya bizi mecbur etmek için ne gibi vesile ve sebepler gösterilebilir? Türkiye’nin Rum Patrikhanesi için arazi üzerinde bir sığınılacak yer göstermeye ne mecburiyeti var? Bu fesat ocağının hakiki yeri, Yunanistan değil midir? Büyük Millet Meclisi tarafından idare edilmekte olan yeni Türkiye, Babıali’nin taht-ı idaresindeki eski Osmanlı İmparatorluğu değildir. Yeni Türkiye şeref ve haysiyet, kudret ve kuvvetini müdrik ve hukukunu muhafaza için mevcudiyetini tehlikeye atmaya hazır ve amâdedir.^^^
Diyordu Gazi Mustafa Kemal Atatürk..
Atatürk’ün bütün çabasına rağmen Fener Rum Patrikhanesinin Lozan’da kapı dışarı edilmesi mümkün olmadı. Fakat sadece İstanbul’daki Rumların dini işleriyle ilgilenmesi kaydıyla izin verilmesi konusunda mutabık kaldılar.
Geçen gün televizyonda bir yarışma izlemiştim. Yarışma Avustralya'da yapılıyordu. Bir erkek yarışmacı, kafasıyla karpuzları kırmaya çalışıyordu. Bu beni çok güldüren bir yarışmaydı. Zaten böyle bir yarışmayı yapmak ve bu yarışmaya katılmak gelse gelse ancak erkeklerin aklına gelebilirdi, aynen dişleriyle kamyon çekme yarışmasında olduğu gibi.
Ben hiçbir bayanın böyle bir yarışmaya ilgi göstereceğini sanmıyorum ;)
Kurtuluş Savaşı yıllarında Sultanahmet Meydanı'nda yüzbinlere hitaben yaptığı ünlü konuşmasıyla tarihe geçen Halide Edip Adıvar, Mehmet Edip adlı ^^YAHUDİ DÖNMESİ^^ bir babanın kızı olarak dünyaya geldi.
Halide Edip'in masonlarla ilişkisi ise hayatı boyunca devam etti. Halide Edip'in, Jöntürk akımının öncüleri arasında yer alan doktor kocası Adnan Adıvar, döneminin önde gelen masonları arasında bulunuyordu.
Cumhuriyetin kurulmasından sonra ^^Atatürk'le araları açılan Halide Edip^^, Atatürk'ün kapattığı mason localarını 1948 yılında yeniden açan İnönü'nün yardımıyla İngiliz Edebiyatı profesörlüğüne kadar yükseldi.
1950 yılında 68 yaşındayken İzmirli Yahudi dönmesi Kapaniler'in ısrarı sonucu İzmir milletvekili olarak TBMM'ye milletvekili olarak girdi.
Denir ki, Nemrud ve kavmi yanına bile yanaşamadıkları ateşe Hz. İbrahim'i atmak için bir mancınık kullandılar. Hz. İbrahim Halilullah yükseğe kurulan bu mancınığa kondu ve o cehennemi ateşte yakılmak üzere atıldı. Yüce rabbimizden ferman geldi;
^^(Kudret sahibi olan) Biz de dedik ki: Ey ateş İbrahim'e karşı serin ve selamet ol^^
Nefesler durmuştu. Ateş gülistana dönmüştü ve Yüce Allah'ın DOST dediği Hz. İbrahim sağ ve salim, Nemrud ve kavminin tuzağından kurtulmuştu.
^^İbrahim'e bir tuzak kurmak istediler. Fakat biz kendilerini daha ziyade hüsrâna düşürdük (üzerlerine sinek musallat ederek onları helâk ettik) . Helâk şekilleri de çok ibret verici idi.^^
Bir aileyi, ^^hayırsız evlat^^
Bir yiğidi, ^^huysuz avrat^^
Bir şoförü, ^^aşırı sürat^^
Bir esnafı, ^^asık surat^^
YIKAR
Bildiğimiz gibi kelebekler, dut yaprakları üzerine yumurtalarını bırakır ve yumurtladıktan üç dört gün sonra da ölürler. Baharda yumurtadan çıkan tüylü ve siyah renkli tırtıllar, dut yaprağı ile beslenerek birbuçuk ayda 7-8 cm olurlar. Büyüdükçe renkleri açılır ve tüyleri de kaybolur. İyice büyüyen tırtıllar üst dudaklarındaki delikten iplik halinde zamk gibi bir sıvı çıkararak içsel dünyalarına yolculuk etmek için kozalarını örmeye başlarlar.
Tırtıl, kozanın önce dış kısmını,sonra da kendi vücudunun etrafını örmeye devam ederek en sonunda görünmez hale gelir, bir anlamda kendi kabuğuna çekilir.
Kozanın içindeki iki üç haftalık bir içsel yolculuğun ardından tırtıl, ördüğü kozayı parçalayarak, gözlerimizi kamaştıran güzel bir kelebek olarak dış dünyaya merhaba der.
Zaman zaman bizlerde daha iyi daha güzel şeyler yapabilmek için içsel yolculuğa çıkarak bir müddet kendi kabuğumuza çekilmeyi yeğleriz. Daha sonraki hayatımızı yönlendiriken,yüce Rabbimizin yüreğimize koyduğu güzelliklerden de katarak daha iyiye ve daha güzele ulaşacağımızı biliriz.
ALLAHIM
Sana hamdederim ki;
Mahlûkatın içinden seçtin, ^^insan^^ ettin.
Sana hamdederim ki;
İnsanların içinden seçtin, ^^müslüman^^ kıldın.
Sana hamdederim ki;
Resulün Muhammed'e selam, ^^O'na ümmet^^ kıldın.
^^Yarabbim, şimdi senden sevgini istiyorum.
Seni sevmeyi ve sevilmeyi istiyorum...^^
Amin...
Keçiboynuzu çekirdeği doğada ağırlığı değişmeyen bir tohumdur. Bu nedenle keçiboynuzu tohumu yüzyıllar boyunca elmas ölçmek için kullanılmış ve böylece keçiboynuzu, ^^kırat^^ ya da ^^karat^^ denilen ölçüye adını vermiştir.
Araplar, Selçuklular ve Osmanlılar döneminde ağırlık ölçüsü olarak kullanılmıştır.Tüm kültürlerde karat elmas için bir ölçüdür.
Dört tane keçiboynuzu tohumu ise ^^bir dirhem^^ eder yani bir karat bir dirhemin çeyreğidir.
^^Fener Rum Patrikhanesi^^ Türkiye topraklarının batı kesimini içine alan ve eski Bizans’ı tekrar diriltmek anlamına gelen ^^Megalo Idea^^ nın en büyük destekçisi vede silahlı eylemler yapan ^^Etniki Eterya^^ adlı çetenin de kurucusudur. Bu Patrikhane tarih boyunca dini konulardan daha çok, siyasi olaylar ile ilgilenmiştir.
Eflak ve Boğdan isyanlarını başlattığı için 3. Parthenios, Mora İsyanı’nı başlattığı için de Patrik Grigoryus idam edilmiştir. Grigoryus’un patrikhane kapısında idam edilmesinden sonra kapı, ^^kin kapısı^^ olarak adlandırılmış ve kapalı tutulmuş. Kapının açılması için ancak o kapıda ^^MÜSLÜMAN BİR LİDERİN ASILMASI^^ şartını koyan patrikhane 1821 yılından beri kapıyı kapalı tutmakta. Evet, kapı halen de kapalıdır...!
Fener Rum Patrikhanesi’nin siyasi faaliyetleri bu idamlardan sonra da kesilmemiş, ^^Girit İsyanı’na da öncülük etmiş. İzmir’in işgal edildiği sırada Yunan askerlerine yardımcı olmuş, Kurtuluş Savaşı sırasında da işgal kuvvetlerine yardım etmiştir.^^
Türkiye Büyük Millet Meclisi de 3 Ocak 1923 günlü gizli oturumunda ^^Fener Rum Patrikhanesinin kayıtsız şartsız milli sınırlar dışına çıkarılması^^ kararını almıştır.
Mustafa Kemal Atatürk ^^Fener Rum Patrikhanesi^^’nin ne tür bir melânet yuvası olduğunu çok iyi biliyordu. Bu konudaki düşüncelerini 1923 yılında ^^Hakimiyet-i Milliye ^^ Gazetesinde yayınlanan yazısında şu şekilde dile getirdi.
^^^Patrikhane bir fesat ve hıyanet ocağıdır! Bir fesat ve hıyanet ocağı olan ve memleketimize nifak tohumları eken, uyuşmazlıklar yaratan, Hıristiyan hemşehrilerimizin huzur ve refahı için de uğursuzluğa ve felakete sebep olan İstanbul Rum Patrikhanesi’ni artık topraklarımız üzerinde bırakamayız. Bu tehlikeli teşkilatı memleketimizde muhafazaya bizi mecbur etmek için ne gibi vesile ve sebepler gösterilebilir?
Türkiye’nin Rum Patrikhanesi için arazi üzerinde bir sığınılacak yer göstermeye ne mecburiyeti var? Bu fesat ocağının hakiki yeri, Yunanistan değil midir? Büyük Millet Meclisi tarafından idare edilmekte olan yeni Türkiye, Babıali’nin taht-ı idaresindeki eski Osmanlı İmparatorluğu değildir. Yeni Türkiye şeref ve haysiyet, kudret ve kuvvetini müdrik ve hukukunu muhafaza için mevcudiyetini tehlikeye atmaya hazır ve amâdedir.^^^
Diyordu Gazi Mustafa Kemal Atatürk..
Atatürk’ün bütün çabasına rağmen Fener Rum Patrikhanesinin Lozan’da kapı dışarı edilmesi mümkün olmadı. Fakat sadece İstanbul’daki Rumların dini işleriyle ilgilenmesi kaydıyla izin verilmesi konusunda mutabık kaldılar.
Geçen gün televizyonda bir yarışma izlemiştim. Yarışma Avustralya'da yapılıyordu.
Bir erkek yarışmacı, kafasıyla karpuzları kırmaya çalışıyordu. Bu beni çok güldüren bir yarışmaydı. Zaten böyle bir yarışmayı yapmak ve bu yarışmaya katılmak gelse gelse ancak erkeklerin aklına gelebilirdi, aynen dişleriyle kamyon çekme yarışmasında olduğu gibi.
Ben hiçbir bayanın böyle bir yarışmaya ilgi göstereceğini sanmıyorum ;)
Asıl cehalet, bilmediği konuda çok şey biliyormuş gibi ortalığa atlayıp ^^SAZAN^^ olmaktır.
Cahillere laf yetiştirmekten hoşlanmıyorum. Bu ilk ve son olacak.
Kurtuluş Savaşı yıllarında Sultanahmet Meydanı'nda yüzbinlere hitaben yaptığı ünlü konuşmasıyla tarihe geçen Halide Edip Adıvar, Mehmet Edip adlı ^^YAHUDİ DÖNMESİ^^ bir babanın kızı olarak dünyaya geldi.
Halide Edip'in masonlarla ilişkisi ise hayatı boyunca devam etti.
Halide Edip'in, Jöntürk akımının öncüleri arasında yer alan doktor kocası Adnan Adıvar, döneminin önde gelen masonları arasında bulunuyordu.
Cumhuriyetin kurulmasından sonra ^^Atatürk'le araları açılan Halide Edip^^, Atatürk'ün kapattığı mason localarını 1948 yılında yeniden açan İnönü'nün yardımıyla İngiliz Edebiyatı profesörlüğüne kadar yükseldi.
1950 yılında 68 yaşındayken İzmirli Yahudi dönmesi Kapaniler'in ısrarı sonucu İzmir milletvekili olarak TBMM'ye milletvekili olarak girdi.