Hangi gecenin sabahında bulurum ben seni, Günde beş defa iyi - kötü savaşı çıkartır kelimelerim, On dört asırlık uzaklıktan geliyorum kapına Suskunluğum, susuzluğum bu yüzden Bu yüzden sensizliğinde gurbetlerin dili lâl şairiyim.
Mitolojide, ^^ay^^ Kibele' nin simgesidir. Zira o, aynı zamanda ay tanrıçasıdır. Orman ve mağara tanrıçası da olduğu gibi. Hilal, Kibele'nin genç kızlığının; dolunay hamileliğinin, batan ay ise olgun kadınlığının simgesidirler.. Beş köşeli yıldız ise, beş daktilin sembolüdür. Hilal ile beşköşeli yıldız birlikte olduğu zaman, Yunan mitolojisinde, Zeus'un doğumunu simgelermiş...
^^Ota Benga^^, 1904 yılında, Samuel Verner adlı evrimci bir araştırmacı tarafından Kongo'da yakalanmıştı. Adı, kendi dilinde ^^dost^^ anlamına gelen yerli, evli ve iki çocuk babasıydı. Ama bir hayvan gibi zincirlendi, kafese kondu ve ABD'ye götürüldü. Buradaki evrimci bilim adamları, St. Louis Dünya Fuarı'nda onu çeşitli maymun türleriyle birlikte kafese koyarak ve ne yazık ki ^^insana en yakın ara geçiş formu^^ olarak teşhir ettiler.
İki yıl sonra ise New York'taki Bronx Hayvanat Bahçesi'ne götürdüler ve birkaç ^^şempanze^^, Dinah adı verilen bir ^^goril^^ ve Dohung adı verilen bir ^^orangutan^^ ile birlikte ^^insanın eski ataları^^ adı altında sergilediler. Hayvanat bahçesinin evrimci müdürü Dr. William T. Hornaday, bu nadide ^^ara geçiş formuna^^ sahip olmanın kendisine verdiği gurur hakkında uzun konuşmalar yapmış, ziyaretçiler de kafese konan Ota Benga'ya sıradan bir hayvan gibi davranmışlardı.
Ota Benga, sonunda maruz kaldığı uygulamaya dayanamayarak ^^İNTİHAR^^ eder. Demek ki ^^Ota Benga^^ insanla hayvan arasında bir geçiş formu değil, hepimiz gibi onuru ve gururu olan bir ^^İNSAN^^mış.
Evrimciler 1922 yılında ^^Nebraska Çölü'nde^^ bulunan tek bir dişe bakarak, bunun sözde insan evriminde bir ara türe ait olduğunu iddia etmiş hatta yaptıkları canlandırma resimlerinde hayali canlının bedenini üstelik ailesiyle birlikte göstermişlerdi.
Halbuki bir dişe bakıp bunun kıllarla kaplı bir vücuda ve maymunla insan arası görünüme sahip bir canlıya ait olduğunu bilmek imkânsızdı.
Nitekim evrimci hayâller kısa süre sonra ^^boşa çıktı^^ ve fosilin bir ^^domuz dişi^^ olduğu anlaşıldı. ;)
Ancak EVRİM HİPOTEZİ bu tür sahte delillerle adını çoktan EVRİM TEORİSİNE dönüştürmüştü bile. Hani bir laf vardır ^^adı çıkmış dokuza inmez sekize^^ diye. Bu tam da evrim teorisi için söylenebilir. Artık kimse bu hipoteze hipotez demiyor, teori diyor bu da evrimi savunan görüş için büyük bir kazanım oldu. Belki de asıl amaç buydu.
Charles Dawson, 1912 yılında, İngiltere'de ^^Piltdown^^ yakınlarındaki bir çukurda, bir çene kemiği ve bir kafatası parçası bulduğu iddiasıyla ortaya çıktı. Çene kemiği maymun çenesine benzemesine rağmen, dişler ve kafatası insanınkilere benziyordu. Bu örneklere ^^Piltdown Adamı^^ adı verildi, 500 bin yıllık bir tarih biçildi ve çeşitli müzelerde insan evrimine kesin bir delil olarak sergilendi. 40 yılı aşkın bir süre, üzerine birçok bilimsel makaleler yazıldı, yorumlar ve çizimler yapıldı.
1949'da ise British Museum'un paleontoloji bölümünden Kenneth Oakley yeni bir yaş belirleme metodu olan ^^flor testi^^metodunu, eski bazı fosiller üzerinde denemek istedi. Bu yöntemle, Piltdown Adamı fosili üzerinde de bir deneme yapıldı. Sonuç çok şaşırtıcıydı.
Yapılan testte Piltdown Adamı'nın çene kemiğinin hiç flor içermediği anlaşıldı. Bu, çene kemiğinin toprağın altında birkaç yıldan fazla kalmadığını gösteriyordu. Az miktarda flor içeren kafatası ise sadece birkaç bin yıllık olmalıydı. Flor metoduna dayanılarak yapılan sonraki kronolojik araştırmalar, kafatasının ancak birkaç bin yıllık olduğunu ortaya çıkardı. Çene kemiğindeki dişlerin ise suni olarak aşındırıldığı, fosillerin yanında bulunan ilkel araçların ise çelik aletlerle yontulmuş adi birer taklit olduğu anlaşıldı.
Weiner'in yaptığı detaylı analizlerle bu sahtekarlık 1953 yılında kesin olarak ortaya çıkarıldı. Kafatası 500 yıl yaşında bir insana, çene kemiği de ^^yeni ölmüş bir orangutana^^ aitti. Dişler, insana ait olduğu izlenimini vermek için sonradan özel olarak eklenmiş ve sıralanmış, eklem yerleri de törpülenmişti. Daha sonra da bütün parçalar, eski görünmeleri için ^^potasyum-dikromat ile lekelendirilmişti.^^ Bu lekeler, kemikler aside batırıldığında kayboluyordu. Sahtekarlığı ortaya çıkaran ekipten Le Gros Clark; ^^dişler üzerinde yıpranma izlenimini vermek için, yapay olarak oynanmış olduğu o kadar açık ki, nasıl olur da bu izler dikkatlerden kaçmış olabilir? ^^ diyerek şaşkınlığını gizleyemiyordu.
Bunlar üzerine ^^Piltdown Adamı^^, 40 yılı aşkın bir süredir sergilenmekte olduğu British Museum' dan alelacele çıkarıldı. ;)
Bu nedenle sözde evrim teorisi bana insanların ille de maymundan geldik demek için ne kadar büyük bir gayret içinde olduklarını düşündürüyor.
^^Körelmiş organlar^^ iddiasında bulunan evrimcilerin yaptıkları çok önemli bir mantık hatası var. Bildiğimiz gibi evrimciler tarafından ortaya atılan iddia, canlılardaki körelmiş organların geçmişteki atalarından miras kaldığıydı.
Oysa ^^körelmiş organ^^ olduğu söylenen bazı organlar, ^^insanın atası olduğu iddia edilen canlılarda yoktur^^
Meselâ evrimciler tarafından insanın atası olduğu söylenen bazı maymunlarda ^^apandisit^^ bulunmaz.
Körelmiş organlar tezine karşı çıkan biyolog H. Enoch bu mantık hatasını şöyle dile getirmektedir:
^^ İnsanların apandisiti vardır. Ancak daha eski ataları olan alt maymunlarda apandisit bulunmaz. Süpriz bir biçimde apandisit, daha alt yapılı memelilerde, örneğin opossum (=keseli fareler) larda tekrar belirir. Öyleyse evrim teorisi bunu nasıl açıklayabilir? ^^
Kısaca söylemek gerekirse evrimciler tarafından ortaya atılan körelmiş organlar senaryosu kendi içinde hem mantık hataları içermektedir, hem de bilimsel olarak yanlıştır. İnsanlarda, sözde atalarından miras kalmış olan hiçbir körelmiş organ yoktur. Çünkü insanlar diğer canlılardan rastlantılarla türememiş, bugünkü formlarıyla eksiksiz ve mükemmel bir biçimde yaratılmışlardır.
Daha o gün anlamalıydım bu ilişkinin yazgısını. Takvim tutmazlığını. Aramızda düşman gibi duran Zaman'ı Daha o gün anlamalıydım. Benim sana erken. Senin bana geç kaldığını.
Yalan, korkaklığın tortusudur.
^^Hamdım^^ derken, çocukluk yıllarını kastetmiştir.
^^Piştim^^ derken, Hz.Seyyid-i Burhaneddin^den aldığı eğitimi kastetmiştir.
^^Yandım^^ derken Şems-i Tebrizi'nin nurlu aynasında gördüğü kendi güzelliğinin aşk ateşini kastetmiştir.
Hangi gecenin sabahında bulurum ben seni,
Günde beş defa iyi - kötü savaşı çıkartır kelimelerim,
On dört asırlık uzaklıktan geliyorum kapına
Suskunluğum, susuzluğum bu yüzden
Bu yüzden sensizliğinde gurbetlerin dili lâl şairiyim.
alıntıdır
Mitolojide, ^^ay^^ Kibele' nin simgesidir. Zira o, aynı zamanda ay tanrıçasıdır. Orman ve mağara tanrıçası da olduğu gibi. Hilal, Kibele'nin genç kızlığının; dolunay hamileliğinin, batan ay ise olgun kadınlığının simgesidirler.. Beş köşeli yıldız ise, beş daktilin sembolüdür. Hilal ile beşköşeli yıldız birlikte olduğu zaman, Yunan mitolojisinde, Zeus'un doğumunu simgelermiş...
Hangi işte olursa kâr
Ona pek ilgisi var
Her konuda bilgisi var
Benim aslan Gayserilim ;)
^^Ota Benga^^, 1904 yılında, Samuel Verner adlı evrimci bir araştırmacı tarafından Kongo'da yakalanmıştı. Adı, kendi dilinde ^^dost^^ anlamına gelen yerli, evli ve iki çocuk babasıydı. Ama bir hayvan gibi zincirlendi, kafese kondu ve ABD'ye götürüldü. Buradaki evrimci bilim adamları, St. Louis Dünya Fuarı'nda onu çeşitli maymun türleriyle birlikte kafese koyarak ve ne yazık ki ^^insana en yakın ara geçiş formu^^ olarak teşhir ettiler.
İki yıl sonra ise New York'taki Bronx Hayvanat Bahçesi'ne götürdüler ve birkaç ^^şempanze^^, Dinah adı verilen bir ^^goril^^ ve Dohung adı verilen bir ^^orangutan^^ ile birlikte ^^insanın eski ataları^^ adı altında sergilediler. Hayvanat bahçesinin evrimci müdürü Dr. William T. Hornaday, bu nadide ^^ara geçiş formuna^^ sahip olmanın kendisine verdiği gurur hakkında uzun konuşmalar yapmış, ziyaretçiler de kafese konan Ota Benga'ya sıradan bir hayvan gibi davranmışlardı.
Ota Benga, sonunda maruz kaldığı uygulamaya dayanamayarak ^^İNTİHAR^^ eder. Demek ki ^^Ota Benga^^ insanla hayvan arasında bir geçiş formu değil, hepimiz gibi onuru ve gururu olan bir ^^İNSAN^^mış.
Evrimciler 1922 yılında ^^Nebraska Çölü'nde^^ bulunan tek bir dişe bakarak, bunun sözde insan evriminde bir ara türe ait olduğunu iddia etmiş hatta yaptıkları canlandırma resimlerinde hayali canlının bedenini üstelik ailesiyle birlikte göstermişlerdi.
Halbuki bir dişe bakıp bunun kıllarla kaplı bir vücuda ve maymunla insan arası görünüme sahip bir canlıya ait olduğunu bilmek imkânsızdı.
Nitekim evrimci hayâller kısa süre sonra ^^boşa çıktı^^ ve fosilin bir ^^domuz dişi^^ olduğu anlaşıldı. ;)
Ancak EVRİM HİPOTEZİ bu tür sahte delillerle adını çoktan EVRİM TEORİSİNE dönüştürmüştü bile. Hani bir laf vardır ^^adı çıkmış dokuza inmez sekize^^ diye. Bu tam da evrim teorisi için söylenebilir.
Artık kimse bu hipoteze hipotez demiyor, teori diyor bu da evrimi savunan görüş için büyük bir kazanım oldu. Belki de asıl amaç buydu.
Charles Dawson, 1912 yılında, İngiltere'de ^^Piltdown^^ yakınlarındaki bir çukurda, bir çene kemiği ve bir kafatası parçası bulduğu iddiasıyla ortaya çıktı. Çene kemiği maymun çenesine benzemesine rağmen, dişler ve kafatası insanınkilere benziyordu. Bu örneklere ^^Piltdown Adamı^^ adı verildi, 500 bin yıllık bir tarih biçildi ve çeşitli müzelerde insan evrimine kesin bir delil olarak sergilendi. 40 yılı aşkın bir süre, üzerine birçok bilimsel makaleler yazıldı, yorumlar ve çizimler yapıldı.
1949'da ise British Museum'un paleontoloji bölümünden Kenneth Oakley yeni bir yaş belirleme metodu olan ^^flor testi^^metodunu, eski bazı fosiller üzerinde denemek istedi. Bu yöntemle, Piltdown Adamı fosili üzerinde de bir deneme yapıldı. Sonuç çok şaşırtıcıydı.
Yapılan testte Piltdown Adamı'nın çene kemiğinin hiç flor içermediği anlaşıldı. Bu, çene kemiğinin toprağın altında birkaç yıldan fazla kalmadığını gösteriyordu. Az miktarda flor içeren kafatası ise sadece birkaç bin yıllık olmalıydı. Flor metoduna dayanılarak yapılan sonraki kronolojik araştırmalar, kafatasının ancak birkaç bin yıllık olduğunu ortaya çıkardı. Çene kemiğindeki dişlerin ise suni olarak aşındırıldığı, fosillerin yanında bulunan ilkel araçların ise çelik aletlerle yontulmuş adi birer taklit olduğu anlaşıldı.
Weiner'in yaptığı detaylı analizlerle bu sahtekarlık 1953 yılında kesin olarak ortaya çıkarıldı. Kafatası 500 yıl yaşında bir insana, çene kemiği de ^^yeni ölmüş bir orangutana^^ aitti. Dişler, insana ait olduğu izlenimini vermek için sonradan özel olarak eklenmiş ve sıralanmış, eklem yerleri de törpülenmişti. Daha sonra da bütün parçalar, eski görünmeleri için ^^potasyum-dikromat ile lekelendirilmişti.^^ Bu lekeler, kemikler aside batırıldığında kayboluyordu. Sahtekarlığı ortaya çıkaran ekipten Le Gros Clark;
^^dişler üzerinde yıpranma izlenimini vermek için, yapay olarak oynanmış olduğu o kadar açık ki, nasıl olur da bu izler dikkatlerden kaçmış olabilir? ^^ diyerek şaşkınlığını gizleyemiyordu.
Bunlar üzerine ^^Piltdown Adamı^^, 40 yılı aşkın bir süredir sergilenmekte olduğu British Museum' dan alelacele çıkarıldı. ;)
Bu nedenle sözde evrim teorisi bana insanların ille de maymundan geldik demek için ne kadar büyük bir gayret içinde olduklarını düşündürüyor.
^^Körelmiş organlar^^ iddiasında bulunan evrimcilerin yaptıkları çok önemli bir mantık hatası var. Bildiğimiz gibi evrimciler tarafından ortaya atılan iddia, canlılardaki körelmiş organların geçmişteki atalarından miras kaldığıydı.
Oysa ^^körelmiş organ^^ olduğu söylenen bazı organlar, ^^insanın atası olduğu iddia edilen canlılarda yoktur^^
Meselâ evrimciler tarafından insanın atası olduğu söylenen bazı maymunlarda ^^apandisit^^ bulunmaz.
Körelmiş organlar tezine karşı çıkan biyolog H. Enoch bu mantık hatasını şöyle dile getirmektedir:
^^ İnsanların apandisiti vardır. Ancak daha eski ataları olan alt maymunlarda apandisit bulunmaz. Süpriz bir biçimde apandisit, daha alt yapılı memelilerde, örneğin opossum (=keseli fareler) larda tekrar belirir. Öyleyse evrim teorisi bunu nasıl açıklayabilir? ^^
Kısaca söylemek gerekirse evrimciler tarafından ortaya atılan körelmiş organlar senaryosu kendi içinde hem mantık hataları içermektedir, hem de bilimsel olarak yanlıştır. İnsanlarda, sözde atalarından miras kalmış olan hiçbir körelmiş organ yoktur. Çünkü insanlar diğer canlılardan rastlantılarla türememiş, bugünkü formlarıyla eksiksiz ve mükemmel bir biçimde yaratılmışlardır.
Daha o gün anlamalıydım bu ilişkinin yazgısını.
Takvim tutmazlığını.
Aramızda düşman gibi duran Zaman'ı
Daha o gün anlamalıydım.
Benim sana erken.
Senin bana geç kaldığını.