notre dame daki kambur zangoç küçükken o filmi izleyince ne ağlamıştım zavallı çirkin quasimodo'ya. evet çirkindi ama yine de salma hayek in onu sevmesini istemiştim. şimdi geldi aklıma,hani sorarlar ya birini sırf güzel olduğu için sevebilir miyiz diye.ben de sordum kendi kendime; birini sırf çirkin olduğu için,acıdığımızdan sevebilir miyiz acaba! ..
eski bir şarkı; hazzetmezdim. bir de arabaların arkasına,kamyonlara,dolmuşlara falan yazıyolar ya liselim diye,bir bakıyorsunuz içinde koca adam,bıyıklı kelli felli.ıyyy! tam bir fiyasko.. :) ondan da hazzetmem,hatta mide bulantısı yapar..
sesi; gerçek olamayacak kadar güzel ama gerçek! mükemmel bence, dinlerken acayip rahatlatıyo beni,defalarca dinlediğimde ufak bir terapi etkisi oluyo..
küçüklüğümde çok meraklıydım çizgi roman okumaya ordan biliyorum. öyle bi çizgi roman vardı,bilen bilir,bilmeyen de okuyunca öğrensin.. ne yapacaksa artık bilmem ama benden söylemesi..
amerikan filmlerinin çoğu mutfak sahnesinde adı geçer. düşünüyorum da şimdi klasik bir türk ailesi kahvaltısından önce ufaklık soruyor anneye kahvaltıda ne var diye; annede; ' yumurta,reçel,zeytin,beyaz peynir' diyor, çocuk; ' öfff, her sabah aynı şeyler, bir sabahta jambonlu sandviç falan hazırla bize yaa'..içimizden birisi olan anne bu çocuk böyle şeyleri nerden öğreniyo anlamıyorum edasıyla ufaklığı süzer ve onlar yemeklerine devam ederken bu yazı burda biter..
eskiden takmadıkça sokağa çıktığım zaman kendimi çıplak gibi hissettiğim aksesuarlar..oysa şimdi tek vazgeçilmezim halka küpelerim. bir de takı deyince düğün zamanları yapılan takı hesaplamaları geliyor aklıma ki,bana gerçekten komik geliyor bu ince hesaplar..
ya düşerse! bir keresinde takma tırnak takmıştım parmaklara, tek tek dökülüvermişti yolda, çok komikti her geçtiğim yerde bir tırnağım kalmıştı... zaten adı üstünde tak(ma) kirpik..
bizim ev; bir odası hariç(benim odam) annemin bir düzen abidesine çevirmeye çalıştığı, apartmandan içer girer girmez buram buram gelen yemek kokulularının son bulduğu nokta asla olmayan, annemin sürekli dekorasyonunu değiştirdiği ve balkonuna 2 kişiyi aynı anda sığdıramayan evimiz.. evim evim tatlı evim! seni seviyorum..
notre dame daki kambur zangoç
küçükken o filmi izleyince ne ağlamıştım zavallı çirkin quasimodo'ya. evet çirkindi ama yine de salma hayek in onu sevmesini istemiştim. şimdi geldi aklıma,hani sorarlar ya birini sırf güzel olduğu için sevebilir miyiz diye.ben de sordum kendi kendime; birini sırf çirkin olduğu için,acıdığımızdan sevebilir miyiz acaba! ..
eski bir şarkı; hazzetmezdim.
bir de arabaların arkasına,kamyonlara,dolmuşlara falan yazıyolar ya liselim diye,bir bakıyorsunuz içinde koca adam,bıyıklı kelli felli.ıyyy! tam bir fiyasko.. :) ondan da hazzetmem,hatta mide bulantısı yapar..
sesi; gerçek olamayacak kadar güzel ama gerçek!
mükemmel bence, dinlerken acayip rahatlatıyo beni,defalarca dinlediğimde ufak bir terapi etkisi oluyo..
küçüklüğümde çok meraklıydım çizgi roman okumaya ordan biliyorum.
öyle bi çizgi roman vardı,bilen bilir,bilmeyen de okuyunca öğrensin.. ne yapacaksa artık bilmem ama benden söylemesi..
amerikan filmlerinin çoğu mutfak sahnesinde adı geçer.
düşünüyorum da şimdi klasik bir türk ailesi kahvaltısından önce ufaklık soruyor anneye kahvaltıda ne var diye;
annede; ' yumurta,reçel,zeytin,beyaz peynir' diyor,
çocuk; ' öfff, her sabah aynı şeyler, bir sabahta jambonlu sandviç falan hazırla bize yaa'..içimizden birisi olan anne bu çocuk böyle şeyleri nerden öğreniyo anlamıyorum edasıyla ufaklığı süzer ve onlar yemeklerine devam ederken bu yazı burda biter..
eskiden takmadıkça sokağa çıktığım zaman kendimi çıplak gibi hissettiğim aksesuarlar..oysa şimdi tek vazgeçilmezim halka küpelerim.
bir de takı deyince düğün zamanları yapılan takı hesaplamaları geliyor aklıma ki,bana gerçekten komik geliyor bu ince hesaplar..
ya düşerse!
bir keresinde takma tırnak takmıştım parmaklara,
tek tek dökülüvermişti yolda,
çok komikti her geçtiğim yerde bir tırnağım kalmıştı...
zaten adı üstünde tak(ma) kirpik..
bizim ev;
bir odası hariç(benim odam) annemin bir düzen abidesine çevirmeye çalıştığı,
apartmandan içer girer girmez buram buram gelen yemek kokulularının son bulduğu nokta asla olmayan,
annemin sürekli dekorasyonunu değiştirdiği
ve balkonuna 2 kişiyi aynı anda sığdıramayan evimiz..
evim evim tatlı evim! seni seviyorum..
trafik gürültüsü, korna sesleri,çocuk çığlıkları,insan sesleri..
kimliksizlik..