İnsanoğlu bir gün; Virgülü kaybetti: Söyledikleri birbirine karıştı. Noktayı kaybetti: Düşünceleri uzayıp gitti, ayıramadı onları. Ünlem işaretini kaybetti bir günde: Sevincini, öfkesini, bütün duygularını kaybetti. Soru işaretini kaybetti bir başka gün: Soru sormayı unuttu. Her şeyi olduğu gibi kabul eder oldu. İki noktayı kaybetti bir başka gün: Hiçbir açıklama yapamadı. Hayatının sonuna geldiğinde Elinde sadece tırnak işareti kalmıştı. “İçinde de başkalarının düşünceleri vardı yalnızca.'.....................
Şimdi avazım çıktığı kadar susuyorum Gazetelerdeki bulmaca eklerinin boşluklarına Yalnızlıklarımı sığdırıyorum.............................................
Zamansız geLiyorsun aklıma. Gece ve gündüz ayrımsız. Ya bir ışığın ortasında dağıtıyorsun aklımı .Ya da gecenin bilmem kaçında bölüyorsun uykumu. Ya gözlerin geliyor aklıma.... Yada hayalin çıkıyor karşıma... Unutuyorum` unutmasına da ama Seni Değil Senden başka Herşeyi........................
zengin yaşlı adam sabah müthiş bir baş ağrısıyla uyanır.ilaç alır geçmez.. dayanamaz olunca doktora gider. doktor teşhis koyamaz.ağrı kesiciler işe yaramaz. ağrı gittikçe şiddetlenir. adam ağrıyı geçirene servet vadeder. Ama doktorların hiçbiri ağrıyı kesemediği gibi sebebini de bulamaz.
Baş ağrısından geceleri de uyuyamayan adam iyice kötüleşmiştir. Baş ağrısı ve devamlı gözyaşları hayatı çekilmez kılmıştır. Tedavi için yurtdışına da giderler, hastanede uzun bir süre kalır, çeşitli testler yaparlar bir türlü doktorlar teşhis koyamaz.
Memleketine evine dönmesini orda dinlenmesini daha doğrusu son günlerini evinde geçirmesi tavsiye edilir. Zengin adam ne yapalım kaderimiz böyleymiş deyip çaresiz evine döner.
Bir gün, yaşlı adam kendini iyi hissetsin diye eski berberi çağrılır. Berber yataktan kalkamayan yaşlı adamı tıraş ederken, adamcağız derdini anlatır ve ölümü beklediğini söyler. Berber bir an düşünür ve der ki;
– Sakın sizin burnunuzda kıl dönmüş olmasın.
Adamın burnunu kontrol eder;
– Hah işte! Kıl dönmüş. Sorun değil ben hallederim.
Deyip yaşlı adamın şaşkın bakışlarına aldırmaksızın çantasından cımbızı kaptığı gibi kılı çeker. Ev halkı yaşlı adamın müthiş çığlığıyla odaya koşar. Berber canı çok yanmış olan yaşlı adamın elinden zor alınır ve cımbızın ucunda tuttuğu yirmi santimlik kılla evden kovulur.
Adamın burnu kanlar içindedir. Pansumanlar yapılır, adam yatıştırılıp tekrar yatağına yatırılır. Ertesi sabah yaşlı adam aylardır ilk defa rahat bir uykudan uyanır. Gözlerinin yaşarması geçmiştir. Baş ağrısından ise eser kalmamıştır. Dönen kılın sinire değip gittikçe uzayarak dayanılmaz ıstıraplara yol açtığını doktorlar ancak o zaman keşfeder. Çözümün bu kadar basit olabileceği kimsenin aklına gelmemiştir. Sapasağlam ayağa kalkan yaşlı adam, vaadini yerine getir. Berberi çağırtır ve ona bir servet bağışlar…
Burnundan kıl aldırmayanların başı çok ağrır…
Hayat akarken bazen büyük sorunların çok basit çözümleri olabilir. Bu çözümlere ulaşmak için herkesi dinlemeyi bilmek, herkesin fikirlerine açık olmak gerekir..............................................
Sen her yeri deva Her hali şifayken Bir kesik kapamıyor Bir yara sarmıyorsun ya Yazmıyor Konuşmuyor Aramıyor Sormuyorsun ya Sen uzak Sen tuzak Başa bela güzel Çıkmaz sokaksın ya Umuda hayırsızlık Hayale perişanlık Müptela alışkanlığımda Buz gibi ayrılıksın ya Şiirsiz şarkısız Çığlığıma yankısızken Canımı hiç etsende Bir kere gelmesende Senden vazgeçmem sanıyorsun ya;
E v e t H a k l ı s ı n...............................................
'En güvendiğin insanların,
bir yanılgıdan ibaret olduğunu anlayınca,
köşene çekilirsin.'.......................................
İnsan; hep “Bilmediğinden” değil ya,
Bazen de “Bildiğinden” susar..
Edep bilir, susar.
Sabır bilir, susar.
Saygı bilir, susar.
Sevgi bilir, susar.
Bazen de anlayanı olmadığını bilir, susar.............................
İnsanları hafife almayacaksın
kiminin bakışı,
kiminin acısı,
kiminin efkarı,
kiminin eli,
kiminin dili,
kiminin de vebali ağır.......................
Yağmurun, nereye, nasıl ve ne kadar düşeceğine
sahibi karar verir,
bize düşen ıslanmaktır..........................
oysa ben akşam olmuşum
yapraklarım dökülüyor
usul usul
adım sonbahar......................................
İnsanoğlu bir gün;
Virgülü kaybetti:
Söyledikleri birbirine karıştı.
Noktayı kaybetti:
Düşünceleri uzayıp gitti, ayıramadı onları.
Ünlem işaretini kaybetti bir günde:
Sevincini, öfkesini, bütün duygularını kaybetti.
Soru işaretini kaybetti bir başka gün:
Soru sormayı unuttu.
Her şeyi olduğu gibi kabul eder oldu.
İki noktayı kaybetti bir başka gün:
Hiçbir açıklama yapamadı.
Hayatının sonuna geldiğinde
Elinde sadece tırnak işareti kalmıştı.
“İçinde de başkalarının düşünceleri vardı yalnızca.'.....................
Şimdi avazım çıktığı kadar susuyorum
Gazetelerdeki bulmaca eklerinin boşluklarına
Yalnızlıklarımı sığdırıyorum.............................................
Zamansız geLiyorsun aklıma.
Gece ve gündüz ayrımsız.
Ya bir ışığın ortasında dağıtıyorsun aklımı
.Ya da gecenin bilmem kaçında bölüyorsun uykumu.
Ya gözlerin geliyor aklıma....
Yada hayalin çıkıyor karşıma...
Unutuyorum` unutmasına da
ama Seni Değil
Senden başka Herşeyi........................
zengin yaşlı adam sabah müthiş bir baş ağrısıyla uyanır.ilaç alır geçmez.. dayanamaz olunca doktora gider. doktor teşhis koyamaz.ağrı kesiciler işe yaramaz. ağrı gittikçe şiddetlenir. adam ağrıyı geçirene servet vadeder.
Ama doktorların hiçbiri ağrıyı kesemediği gibi sebebini de bulamaz.
Baş ağrısından geceleri de uyuyamayan adam iyice kötüleşmiştir. Baş ağrısı ve devamlı gözyaşları hayatı çekilmez kılmıştır. Tedavi için yurtdışına da giderler, hastanede uzun bir süre kalır, çeşitli testler yaparlar bir türlü doktorlar teşhis koyamaz.
Memleketine evine dönmesini orda dinlenmesini daha doğrusu son günlerini evinde geçirmesi tavsiye edilir. Zengin adam ne yapalım kaderimiz böyleymiş deyip çaresiz evine döner.
Bir gün, yaşlı adam kendini iyi hissetsin diye eski berberi çağrılır. Berber yataktan kalkamayan yaşlı adamı tıraş ederken, adamcağız derdini anlatır ve ölümü beklediğini söyler. Berber bir an düşünür ve der ki;
– Sakın sizin burnunuzda kıl dönmüş olmasın.
Adamın burnunu kontrol eder;
– Hah işte! Kıl dönmüş. Sorun değil ben hallederim.
Deyip yaşlı adamın şaşkın bakışlarına aldırmaksızın çantasından cımbızı kaptığı gibi kılı çeker. Ev halkı yaşlı adamın müthiş çığlığıyla odaya koşar. Berber canı çok yanmış olan yaşlı adamın elinden zor alınır ve cımbızın ucunda tuttuğu yirmi santimlik kılla evden kovulur.
Adamın burnu kanlar içindedir. Pansumanlar yapılır, adam yatıştırılıp tekrar yatağına yatırılır. Ertesi sabah yaşlı adam aylardır ilk defa rahat bir uykudan uyanır. Gözlerinin yaşarması geçmiştir. Baş ağrısından ise eser kalmamıştır. Dönen kılın sinire değip gittikçe uzayarak dayanılmaz ıstıraplara yol açtığını doktorlar ancak o zaman keşfeder. Çözümün bu kadar basit olabileceği kimsenin aklına gelmemiştir. Sapasağlam ayağa kalkan yaşlı adam, vaadini yerine getir. Berberi çağırtır ve ona bir servet bağışlar…
Burnundan kıl aldırmayanların başı çok ağrır…
Hayat akarken bazen büyük sorunların çok basit çözümleri olabilir. Bu çözümlere ulaşmak için herkesi dinlemeyi bilmek, herkesin fikirlerine açık olmak gerekir..............................................
Sen her yeri deva
Her hali şifayken
Bir kesik kapamıyor
Bir yara sarmıyorsun ya
Yazmıyor
Konuşmuyor
Aramıyor
Sormuyorsun ya
Sen uzak
Sen tuzak
Başa bela güzel
Çıkmaz sokaksın ya
Umuda hayırsızlık
Hayale perişanlık
Müptela alışkanlığımda
Buz gibi ayrılıksın ya
Şiirsiz şarkısız
Çığlığıma yankısızken
Canımı hiç etsende
Bir kere gelmesende
Senden vazgeçmem sanıyorsun ya;
E v e t
H a k l ı s ı n...............................................