Acının bilmem kaçıncı boyutunun,noktasının,virgülünün,ünleminin içinde kıvranıp duran,kaybolmanın büyüsüne kapılmaya çalışıp beceremeyen... elini attığı hiçbir şeyi güzelleştirdiğini zannedip,biçare gönlünün herhangi bir karesinde yer alan hiç kimsenin yokluğunda, boğulmanın vermiş olduğu hazzı yaşadığı için, hergün düğüm olan sözcüklerinin sessizliğinde yoluna devam edip, umutları belkilere yükleyip,çöle salan...
Sevginin,düşmanlığın, hüznün,sevincin bir sebebi olması gerektiğine inandırıldık hep.. Sevgiler iyilere, düşmanlıklar kötülere, hüzün sonbahara, sevinçler baharlara yakışırdı sadece... Baharda yaşanan hüznün, kötüye olan sevginin, yanlış yerde duran her bir kelimenin hesabı sorulmalıydı... Virgüllerin, ünlemlerin yerli yerine otururduğuna kanıp, arada kalmışlıklarına aldırmamalıydık...Bitişler hep noktanın olmalı... Vurucu darbeyi onlar yapmalıydı... Ne zamanki noktayı saf dışı ettik, yok saydık inandıklarımızı ya da inandığımızı sandıklarımızı, kendimize ait olmayan ömürlere göz diktik, sırf gerektiğinde kulağa fısıldamak adına birkaç cümle ezberleyip ekledik yürek denilen boşluğa yitip gitmesine aldırmadan...Vazgeçti beden, evsiz bıraktı ruhu...
^^Aşk ya vardı,ya yoktu.Varsa ne zamandan beri hesap, kitap, taktik, mantık meselesi olmuştu? İnsan kendini ona bir Temmuz ikindisi, güneşi binbir parça etmiş sulara dalar gibi koyvermeliydi. Mertçesi, yiğitçesi bu idi işte. Ve bütün mesele arıbeyinin peşine düşüp düşmemekte idi...^^
Tek hece ağızda büyüdükçe büyüyen, tatsız tutsuz... sakız misali; yapışmış sağa sola... ruhlar aç kalmış çiğneye çiğneye... söylemesi kolay, duyması zor...
Mutlu sonlar artık masallara bile uğramazken...
Anılardan çok hayaller sarmışken dört bir yanınızı...Keşkeleriniz yapmadıklarınız adınaysa... Hüzün memnunsa evinden,iyi günde kötü günde,ölüm sizi ayırana kadar,razıysa kalmaya...Gözyaşları yüreğinizden ve yüzünüzden uzaksa...Hatırlamak zor, unutmak kolay olmuşsa...Sözcüklerden tasarruf yapılıyor,noktalama işaretleri sonsuzlukta kaybolup gitmişse...Nostalji tadında,hatırlandığında 'ah, vahlara' mahkumsa sözler...Zarfların karnı aç,beyazlıklarına inat karadır bahtları..
Acının bilmem kaçıncı boyutunun,noktasının,virgülünün,ünleminin içinde kıvranıp duran,kaybolmanın büyüsüne kapılmaya çalışıp beceremeyen... elini attığı hiçbir şeyi güzelleştirdiğini zannedip,biçare gönlünün herhangi bir karesinde yer alan hiç kimsenin yokluğunda, boğulmanın vermiş olduğu hazzı yaşadığı için, hergün düğüm olan sözcüklerinin sessizliğinde yoluna devam edip, umutları belkilere yükleyip,çöle salan...
Sadece bedenimizi doyurmaya çalıştığımız bir çağda kaçınılmaz son...
Sevginin,düşmanlığın, hüznün,sevincin bir sebebi olması gerektiğine inandırıldık hep.. Sevgiler iyilere, düşmanlıklar kötülere, hüzün sonbahara, sevinçler baharlara yakışırdı sadece... Baharda yaşanan hüznün, kötüye olan sevginin, yanlış yerde duran her bir kelimenin hesabı sorulmalıydı... Virgüllerin, ünlemlerin yerli yerine otururduğuna kanıp, arada kalmışlıklarına aldırmamalıydık...Bitişler hep noktanın olmalı... Vurucu darbeyi onlar yapmalıydı... Ne zamanki noktayı saf dışı ettik, yok saydık inandıklarımızı ya da inandığımızı sandıklarımızı, kendimize ait olmayan ömürlere göz diktik, sırf gerektiğinde kulağa fısıldamak adına birkaç cümle ezberleyip ekledik yürek denilen boşluğa yitip gitmesine aldırmadan...Vazgeçti beden, evsiz bıraktı ruhu...
Yüreğinden geçmeyip
Kulağa hoş gelen binlerce sözü heba etmene...
^^Aşk ya vardı,ya yoktu.Varsa ne zamandan beri hesap, kitap, taktik, mantık meselesi olmuştu? İnsan kendini ona bir Temmuz ikindisi, güneşi binbir parça etmiş sulara dalar gibi koyvermeliydi. Mertçesi, yiğitçesi bu idi işte. Ve bütün mesele arıbeyinin peşine düşüp düşmemekte idi...^^
Gerekli,gereksiz
Anlamlı, anlamsız
Vakitli, vakitsiz
Kendime sadece kendime...
...isterdim yokluğunun dehlizlerinde
Varolmanın tadına varmak için...
Günlük hayatının karmaşasından koruyup
Yağmurda erimesin diye
Askıya aldığın umutlarını...