Kültür Sanat Edebiyat Şiir

Aex Aexe
Aex Aexe

DÜŞÜNÜYORUM ÖYLEYSE VARSIN.

  • jefferson airplane27.11.2005 - 01:42

    White rabbit süper.

  • melankolik sesler26.11.2005 - 20:18

    Melankolik şarkılar diyede terim yokmu.birisi eklesin.işte bu şarkı çok melankolik ve mistik.tercüme eden olursa sevinirim.benim ingilizcem yok.ve işte karşınızda Jefferson Airplane - White Rabbit;





    Jefferson Airplane - White Rabbit



    One pill makes you larger, and -

    One pill makes you small

    And the ones that mother gives you

    Don't do anything at all



    Go ask Alice

    When she's ten feet tall



    And if you go chasing rabbits

    And you know you're going to fall

    Tell 'em a Hookah, smoking carterpillar

    Has given you the call



    Call Alice,

    When she was just small



    When the men on the chess-board

    Get up and tell you where to go

    And you just had some kind of mush-room

    And your mind is moving low



    Go ask Alice

    I think she'll know



    When logic, and proportion

    Have fallen a slopy death

    And the white knight is talking backwards

    And the red Queen's off with her head



    Remember, what the door-mouse said:

    'Feed your head'

    'Feed your head'

  • aitsizlik24.11.2005 - 17:55

    Linkn park - Somwhere I belong.

    ait olduğum bi yer istiyorum.

  • yeraltından notlar13.11.2005 - 17:15

    Dostoyevskinin klasikleşmiş eserlerinden biri ama size tavsiyem küçük kitap diye bunu okumakla kalmayın dostoyevskinin büyük kitaplarında ne cevherler var ne cevherler.suç ve ceza, karamazof kardeşler,delikanlı......

  • south park13.11.2005 - 16:58

    savaş anında cartmanın günah çıkarma girişimi;

    Cartman:Sana yahudi dediğim bütün zamanlar vardı ya, öyle demek istememiştim, sen yahudi değilsin.

    Kyle:Evet.ben yahudiyim Cartman.

    Cartman:kendine acımasız olma bu kadar.


    South Park Bigger,Longer,Uncut Filminden.

  • yeraltından notlar13.11.2005 - 16:54

    Yeraltından Notların Son birkaç sayfası;


    ...Bana öyle geliyor ki, notlara başlamakla zaten bir kusur işledim.Hiç olmazsa bu 'öykü'yü yazdığım sürece utancımdan yerin dibine geçtim.Şu halde benimki edebiyatla uğraşmak değil, suçumun kefaretini ödemek oldu.

    Köşemde manen çürümüş, çevreden, canlı yaşamdan kopmuş, yeraltımda kendi yarattığım kine boğulmuş olarak, yaşama nasıl yan çizdiğimi uzun uzadıya anlatmanın hoşa gidecek nesi var? Sonra, romanda bir kahraman istenir, oysabenimkinde, inadına, bir kahramanın karşıtı olan bütün özellikler, bir araya toplanmış.İşte bu yok mu ya, bizim gibileri anlamanın en kestirme yoludur.Çünkü biz, az ya da çok, yaşaman alışkanlığını yitirmiş, aksaya aksaya yürüyen insanlarız.Hem de gerçek 'canlı yaşam'dan tiksinecek, onun lafını bile işitmek istemeyecek kadar yaşama yabancılaşmışız.Bu yabancılaşmayı; 'canlı yaşam'ı bir iş bir görev sayarak, onu kitaptan öğrenmeyi üstün tutacak dereceye vardırmışız.

    Madem öyle, neden bazen içimiz içimize sığmaz, birtakım aptallıklar yapar, birtakım istekler besleriz? İşte bunun nedenini kendimiz de bilemeyiz. Saçma sapan isteklerimiz yerine getirilmiş olsa bundan zarar görecek olan yine biziz. Şöyle deneme olsun diye, içimizden birine daha çok özgürlük verin, ellerindeki bağı çözüp yaşama alanını genişletin, üstündeki vesayeti kaldırın; bakın, o zaman yeniden vesayet altına girmek için önce kendisi can atacaktır. Biliyorum, bunları yazdığım için bana kızacak, ayaklarınızı yere vurarak, 'Siz kendinizden, yeraltında geçen zavallı yaşantınızdan söz edin.'Biz hepimiz' gibi sözleri ağzınıza almayın! ' diye bağıracaksınız.

    İzin verin sevgili okurlarım, ben bu hepimizliğe sığınarak kendimi temize çıkarmış oluyorum. Nasıl yaşadığıma gelince, sizin kendi yaşamınızda yarıda bıraktığınız şeyleri ben sonuna kadar götürdüm. Üstelik siz ödelekliğinizi ölçülü davranış sayarak kendi kendinizi aldatıp avunuyorsunuz. Bu duruma göre, bensizden daha canlı bir insan olmuyor muyum?

    Şöyle bir daha dikkatlice düşünün! Biz bugün 'canlılık' denen şeyin nerede bulunduğunu, neyin nesi olduğunu, hangi adla çağrıldığını bile bilmiyoruz. Elimizden kitaplarımızı alsalar, bir anda neye uğradığımızı şaşırırız. Artık hangi yolu seçeceğimizi, kime tutunup kimden kaçacağımızı, neyi sevip neden nefret edeceğimizi, neyi sayıp neyi hor göreceğimizi bilemeyiz.

    Bize insan olmak, yani etiyle kemiğiyle insan olmak bile yük geliyor; bundan utanıyoruz, ayıp sayıyoruz. 'Soyut insan' diyebileceğimiz garip yaratıklar olmaya can atıyoruz. BİZ ÖLÜ DOĞMUŞ KİŞİLERİZ, ZATEN ÇOKTANDIR CANLI OLMAYAN BABALARIN SOYUNDAN ÜRÜYORUZ VE BU DURUMU GİTTİKÇE DAHA ÇOK BEĞENİYOR, BUNDAN ZEVK ALMAYA BAŞLIYORUZ. NEREDEYSE BİR KOLAYINI BULUP BİZLERİ DOĞRUDAN DOĞRUYA DÜŞÜNCELERİN DOĞURMASINI SAĞLAYACAĞIZ.

    Eh, yeter bu kadar; bir daha da 'Yeraltı'ndan yazmak istemiyorum.

    Bununla birlikte bu çelişki hastasının notları burada bitmiyor. Dayanamadığı için o, yazmayı sürdürdü. Ama biz burada da dursak daha iyi olur, sanıyorum.



    Bir kısmını özellikle büyük harfle yazdım, özellikle o kısıma dikkat edin.

  • Tamam yavrum meteliğimiz yok ama yağmurumuz var04.11.2005 - 01:39

    acip bi cümle miş bu terim.

    yağmuru biriktirip göl yaparız biraz da biz ağlar gölü deniz ederiz.sonra atlar denize önce dibe vurur sonra gideriz öte yana.

  • son04.11.2005 - 01:27

    son

    son yaşamı elimden düşürdüğüm günün adı
    son defterimin kalmayan boş sayfası
    son denizin okyanusa değdiği yer
    ...........................................