Ha bir de susmayı öğrendim İçimden geldiği gibi konuşmuyorum artık çünkü gün geliyor o masum cümlelerinle vuruyorlar seni En zayıf anını bekliyorlar Hem zaten çok konuşmak erkek adama yakışmaz
Ne güzel bağımlı olmadan yaşamak.Birilerine bağlı olmak ama bağımlı olmadan sevmek . Önce kendini sevmek-yeni öğrendiğim birşey bu- Kendimle vakit geçirmek ki müthiş güzel bir şeymiş. Suçlamadan, yargılamadan kendini anlamaya çalışmak, kendi ritmini dinlemek.İnsanların önyargılarıyla mücadele etmemek . Artık umrumda bile değil suçlamalar,üstünlük kurma çabaları.Manipülasyonlar .Ey özgürlük sıradan bir adam olmanın dayanılmaz hafifliği.
Gri şehrin puslu bir akşamüstüydü.Günlerdir evimde kasvetle oturuyordum.İçimdeki sıkıntı beni iyice boğmaya başlamıştı.Yağması beklenen yağmur bir türlü yağmıyor, havaya tuhaf bir ağırlık veriyordu.Fakat en nihayetinde yağmaya başladı. Evimizin camını açtım yağmurun sesi ne de güzeldi.Damlalarının sesi içimdeki uhuneti dağıtmaya başlamıştı.Dünyanın en güzel melodisi gibiydi.Toprağın,ıslak çimin kokusunu derin derin içime çektim. Uzun bir müddet bu güzelliğin zevkine varmak için evimin terasına çıktım . Aman yarabbim! Bu nasıl bir muhteşemlikti havadaki.Çıktığım yer bir teras değil bir masal ülkesiydi sanki. Evimiz ovayı andıran bir yerde olduğu için dört bir yandan dağlar görünür.İşte terastan baktığımda karşımdaki dağa ve önündeki bütün binalara yağan bulutların arasından Güneş bir yol bulmuş, akşamüstü olduğu için, kızıla çalan altın rengini ,büyük bir cömertlikle üzerlerine serpmişti.Sanki tuhaf büyük bir spot ışığı yanıyordu şehrin bu bölümünde. Çirkin beton yapılar,gelip geçen arabalar kızıl , sıradışı, puslu fakat pasparlak bir hayale dönüşmüştüler sanki . Yağmur yağmaya devam ediyordu ve en nihayetinde beklediğim gökkuşağı da belli belirsiz ortaya çıkmaya başlamıştı.Kırmızı ve çok hafif bir yeşilde, lakin kocaman bir gökkuşağıydı. Büyük gizemli bir kapıyı andırıyordu.Terastan arka tarafa baktığımda muhteşem bir kızıl gökyüzü beni bekliyordu.Bulutlar kıpkızıl,arada görünen değişik bir mavi...Büyülenmiştim âdeta.Sanki boyut atlamıştım . Şehrin o kulak tırmalayan sesini duymuyordum artık. Kulağımda sadece yağmurun sesi,serçelerin sevinçli cıvıltıları,gözlerimde kızıl mavi ve yer yer altın sarısı olan bir hayal şehri,burnumda da dört bir yanı saran mis gibi yeşillik kokusu vardı... Ne kadar durduğumu bilmiyorum fakat bildiğim tek şey hayatın bize verilen ne kadar mucizevi armağan olduğuydu. Daralmış ruhuma şifa gibi gelen bu an için Rabbime minnettarım. Umut hiç ummadığınız bir şekilde ve anda bir insanın kapısını işte böyle de çalabiliyor.
Yılların yorgunluğu üzerimde.
Bir ben var benden içeru.
Masmavi denizi , yemyeşil ormanları ve özgürlüğü çağrıştırıyor.
Ha bir de susmayı öğrendim İçimden geldiği gibi konuşmuyorum artık çünkü gün geliyor o masum cümlelerinle vuruyorlar seni En zayıf anını bekliyorlar Hem zaten çok konuşmak erkek adama yakışmaz
Ne güzel bağımlı olmadan yaşamak.Birilerine bağlı olmak ama bağımlı olmadan sevmek . Önce kendini sevmek-yeni öğrendiğim birşey bu-
Kendimle vakit geçirmek ki müthiş güzel bir şeymiş.
Suçlamadan, yargılamadan kendini anlamaya çalışmak, kendi ritmini dinlemek.İnsanların önyargılarıyla mücadele etmemek . Artık umrumda bile değil suçlamalar,üstünlük kurma çabaları.Manipülasyonlar .Ey özgürlük sıradan bir adam olmanın dayanılmaz hafifliği.
?si=g7FOTUtLCoC6_hKo
Gri şehrin puslu bir akşamüstüydü.Günlerdir evimde kasvetle oturuyordum.İçimdeki sıkıntı beni iyice boğmaya başlamıştı.Yağması beklenen yağmur bir türlü yağmıyor, havaya tuhaf bir ağırlık veriyordu.Fakat en nihayetinde yağmaya başladı.
Evimizin camını açtım yağmurun sesi ne de güzeldi.Damlalarının sesi içimdeki uhuneti dağıtmaya başlamıştı.Dünyanın en güzel melodisi gibiydi.Toprağın,ıslak çimin kokusunu derin derin içime çektim.
Uzun bir müddet bu güzelliğin zevkine varmak için evimin terasına çıktım .
Aman yarabbim! Bu nasıl bir muhteşemlikti havadaki.Çıktığım yer bir teras değil bir masal ülkesiydi sanki.
Evimiz ovayı andıran bir yerde olduğu için dört bir yandan dağlar görünür.İşte terastan baktığımda karşımdaki dağa ve önündeki bütün binalara yağan bulutların arasından Güneş bir yol bulmuş, akşamüstü olduğu için, kızıla çalan altın rengini ,büyük bir cömertlikle üzerlerine serpmişti.Sanki tuhaf büyük bir spot ışığı yanıyordu şehrin bu bölümünde.
Çirkin beton yapılar,gelip geçen arabalar kızıl , sıradışı, puslu fakat pasparlak bir hayale dönüşmüştüler sanki .
Yağmur yağmaya devam ediyordu ve en nihayetinde beklediğim gökkuşağı da belli belirsiz ortaya çıkmaya başlamıştı.Kırmızı ve çok hafif bir yeşilde, lakin kocaman bir gökkuşağıydı.
Büyük gizemli bir kapıyı andırıyordu.Terastan arka tarafa baktığımda muhteşem bir kızıl gökyüzü beni bekliyordu.Bulutlar kıpkızıl,arada görünen değişik bir mavi...Büyülenmiştim âdeta.Sanki boyut atlamıştım .
Şehrin o kulak tırmalayan sesini duymuyordum artık. Kulağımda sadece yağmurun sesi,serçelerin sevinçli cıvıltıları,gözlerimde kızıl mavi ve yer yer altın sarısı olan bir hayal şehri,burnumda da dört bir yanı saran mis gibi yeşillik kokusu vardı...
Ne kadar durduğumu bilmiyorum fakat bildiğim tek şey hayatın bize verilen ne kadar mucizevi armağan olduğuydu.
Daralmış ruhuma şifa gibi gelen bu an için Rabbime minnettarım.
Umut hiç ummadığınız bir şekilde ve anda bir insanın kapısını işte böyle de çalabiliyor.