Kültür Sanat Edebiyat Şiir

  • rüya01.06.2004 - 12:41

    rüyalarımız ne anlama geliyor
    Bazı uzmanlar rüyaların duygularımız yada düşüncelerimizle ilişkisi olmadığına inanır.Diğer rüya uzmanları ise rüyada gördüklerimizin hayatımızla ilgili bir anlamı olduğunu söylüyor.Rüyalar korkularımız ve derin isteklerimizi gösteren bir pencere gibidir ve rüyaları yorumlamak beynimizde neler olup bittiğini açığa çıkarmaya yardım eder.Bu teoriye göre rüya,bilincinizden gelen ve çözülmesi gereken problemleri yada ulaşılması gereken hedefleri söyleyen bir mesajdır.

    Birçok rüya araştırmacısı iki fikir arasında kalmış bir bakış açısına sahiptirler.Rüyalar her zaman bir anlam taşımazlar.Bazen rüyalar beynimizin günlük hayata ait yada televizyon ve okuduklarımızdan etkilendiği düşünce ve resimlerle oynamasıdır.Diğer bir fikir ise rüyalar başarmak istediğiniz yada sizi strese sokan olaylara bir anlam vermeniz için iyi birer fırsattır.

    Bir de uzmanlar aynı rüyayı sürekli görmenin özel bir anlamı olduğu üzerinde hem fikirler.Anlamı olmadığını düşündüğünüz ve sürekli gördüğünüz rüyalar size bir şey anlatmaya çalışıyor olabilir.

  • rüya01.06.2004 - 12:41

    neden rüya görüyoruz
    İnsanlar yüzyıllardır rüyaların arkasındaki gerçeği keşfetmek için çalışmışlardır.Bulunan en basit cevap ise rüyaların uyku sırasında beynimizin yarattığı hikaye ve resimler olduğudur.

    Rüyaların çoğu biz gece derin uykudayken görülür ve göz kapaklarımızın altındaki gözlerimiz hızla hareket eder.Bu belki size garip gelebilir fakat tamamıyla normal ve buna REM deniliyor.Aşağıda uzmanların geliştirdikleri farklı teorileri sıraladık:

    Bazıları rüyanın hiçbir amacı olmadığını söylüyor.
    Bazıları ise beynimizin bilgi,resim ve duygularla dolu büyük bir koleksiyon olduğunu ve tüm bunların rüyalarda açığa çıktığını söylüyor.
    Diğer bir görüş ise gün içinde yaşadığımız duyguların rüyalarla denetlenmesi.Bu bizim fiziksel ve ruhsal sağlığımız için önemli.Bilim adamları bunu bilgisayarın bazı programları çalıştırarak hard diskini temizlemesine benzetiyor.Beynimizde sürekli olarak çalışan bir makine olduğu için rüya kendisini yenilemesi için bir yöntem.
    Bir başka yaklaşım ise rüyaların hayatımızdaki belli sorunları çözmek için var oluşu.Şöyle düşünün bilgisayara zor bir işlem yaptırıyorsunuz.Bilgisayar bunu çözmek için zaman kullanacaktır.Beynimizde rüya esnasında duygusal sorunları çözmek için çalışır.

  • rüya01.06.2004 - 12:40

    Arkadaşınla konuşurken birden ayakların yerden kesliyor,evinin çevresinde uçmaya başlıyorsun.Yere indiğinde kendini okulda matematik dersinde sınavda buluyorsun.Ama çalışmamışsın hiçbirşey yapamıyorsun! Senin için sıradan birgün mü? Hayır.Bu bir rüya...
    İnsanlar rüya hakkından çok eski zamanlardan beri soru sormuşlardır:

    Rüya nedir ve neden rüya görüyoruz?
    Rüyalar hayatımız için önemli mi?
    Rüya kişiliğmiz hakkında sırlar yada gelecek için ipucu taşıyor mu?
    Neden bazı rüyalar çok garip?
    Modern bilim bu soruların bazılarına cevap bulmuş olsa da hala kesinleşmemiştir.Konuyla ilgili her uzmanın farklı bir teorisi vardır ve bu teoriler değişmektedir.

  • cumhuriyet gazetesi01.06.2004 - 12:35

    adıyla içeriği cok farklı olan belli bir kesime hitap eden kağıt parçası

  • arkeoloji01.06.2004 - 12:25

    Arkeoloji bir bilim dalı olarak, XIX. yüzyıldan beri kendi içinde tarihsel gelişim ve değişim geçirerek, diğer bilim dalları arasında yerini almıştır. Eski toplumların bütün yapıp etmeleri (beslenme tarzları, ürettikleri ürünler, savaşları...) maddi kalıntıları, maddi kalıntılara bağlı olarak ilişkileri... vb. arkeolojinin konusunu oluşturur. Bu yüzden arkeolojinin uğraştığı, ele aldığı bütün sorular ve sorunlara 'arkeolojik metin' diyebiliriz.

    O halde öncelikle arkeolojik bir metnin yorumlanmasının ne olup olmadığı ve arkeolojik yorumlamanın niteliğini incelememiz gerekiyor.

    Arkeologun arkeolojik metinle arasındaki tarihsel uçurumun varlığı, yorumu kaçınılmaz bir hale getirir. Ama hemen belirtmemiz gerekir ki; yorum sadece tamamlanmamış parçaları tamamlamak için yapılan bir uygulama değildir. Yorum; arkeolojik metni anlamlandıran, metnin konuşmasına kulak veren ve ona katılan bir uygulamadır. Öte yandan en betimleyici, işlevsel açıklamalar

    bile belirli bir zihinsel işlemden (çeviri, analoji, düzenleme, sınıflama...) geçtiğinden dolayı yorumlamanın kaçınılmaz olduğu söylenebilir. Yorumlamada bizim 'görme ve algılama' biçimimiz, yargılarımız önemli rol oynar. Böylelikle yorumlamanın epistemolojik yönüne değinmiş oluruz. Yorumun kendine ait işleyişi ve yasası vardır. Bir arkeolojik metne uygulanırken de bunlar işlemeye devam eder. Örneğin; bir çanak-çömlek parçası bulduğumuzda bunun öküzlere takılıp toprağı eşmekte kullanıldığınısöyleyemeyiz.(1)

    Arkeolojik yorumlamayı eşsüremli ve artsüremli yorumlama olarak inceleyebiliriz. Eşsüremli yorumlama; içine betimlemeyi-açıklamayı da alarak arkeolojik buluntu öğelerin kendi içinde gelişimsel, değişimsel ve ilişkisel düzeylerini yorumlama uygulamasıdır. Artsüremli yorumlama ise; arkeolojik bir metnin yöntembilimsel-kuramsal olarak diğer bilim dallarının yardımıyla yorumlamaya girişme çabasıdır. Bugün jeomorfolojiden antropolojiye kadar birçok bilim dalları arkeolojiye yardım etmekte. Tüm bu bilim dallarının yardımından elde edilmeye çalışılan amaçsa, arkeologun arkeolojik bir metni daha sağlam verilerle yorumlamaya girişmesi olabilir.

    Yoruma bir katkı sağlayabileceğini düşündüğümüz dilin tanıklığına değinelim: Ferdinand de Saussure, dilin, insanbilime, tarihöncesi bilimine pek de aydınlatıcı bilgiler sağladığına inanmaz: '...Dil ortaklığına bakarak kan birliği bulunduğu sonucuna varılabileceği, bir dil ailesinin insanbilimsel bir aileye denk düştüğünü sanmak yanılgı olur...'

    Farklı toplumların aynı dili konuştukları, farklı dillerin aynı toplum içinde konuşulduğu tarihsel bir olgu olarak gözlemlenebilir. Ayrıca dilin türsel özelliği olan morfo-sentaksına bakarak, toplumun nesneleri düzenleyiş biçimini ve sıralayışını öğrenemeyiz. Latince, Grekçe gibi belirli bir söz dizim kuralı olmayan dilleri konuşan toplumların, nesneleri gelişigüzel düzenlediğini, nesnelerin gelişimsel ve değişimsel durumlarının bu yönde ilerlediğini söyleyemeyiz. Dil söz konusu olduğunda paradoks gibi görünen durumlar ortaya çıkar. Mircea Eliede eski toplumlarda Üretim araç ve gereçlerinin kullanımını kısaca nesnelere ilişkin tutumun 'mitler' aracılığıyla yani dil sayesinde aktarıldığını söyler. aynı biçimde Vladimir Propp folklorun gerçeklikten kaynaklandığını ve bir 'gerçek' olduğunu belirtir. Dil belirli bir yoruma ulaştığında nesnelere ilişkin tutum ve davranışın aktarıcısı olur. Gerçekten de bugünkü tüketim mantığımızın, nesnelere bakış açımızı değiştirmediğini söylemek saçma olurdu. Tüm bunlardan çıkan sonuç; arkeolojik bir metnin çok bilinmeyenli denklem gibi olduğu, konuya nasıl bakarsak bakalım bazı öğelerin karanlıkta kaldığını söyleyebiliriz. Zaten arkeoloji bu karanlık noktaları aydınlatmak için kazmıyor mu?

    Hans George Gadamer'in hayatı boyunca cevap aradığı 'Bir metni anlamak ne demektir? ' sorusunu, biz 'Bir arkeolojik metni anlamak ne demektir? ' şeklinde tekrar sorabiliriz. Soruya başladığımız yer, arkeolojinin toprağa ilk çapa vurduğu yerle aynı.

  • sosyoloji01.06.2004 - 12:21

    Sosyolojiye Yakın Olan Diğer Sosyal Bilimler
    Sosyoloji ile çok yakından bağlantılı olan en önemli bilim dalı Sosyal Antropolojidir.

    Sosyal hayatı, kültürleri, yazının icadından önceki devirlerden başlayarak, bugüne kadarki gelişmeleri inceleyen sosyal antropoloji, dinî, siyasî, iktisadî ve sosyal kurumların yapılarını ve folklorik hususiyetlerini inceler.

    Sosyal antropoloji ayrıca etnoloji (kültürel antropoloji) ile psikoloji (psikolojik-kültürel antropoloji) arasındaki münasebetleri, mukayeseli olarak araştırır.

    Sosyal Antropoloji, altı kola ayrılmaktadır:

    Kültürel Antropoloji (Kültür Antropolojisi veya Etnoloji) .

    Etnografya.

    Arkeoloji.

    Folklor (Halk Bilimi) .

    Dil (Filoloji) .

    Psikoloji Antropolojisi (Psikolojik-Kültürel Antropoloji) .

  • sosyoloji01.06.2004 - 12:20

    Sosyoloji Dalları
    Sosyolojinin gelişmesiyle, toplumlara ve topluluklara yönelik yapılan ilmî çalışmalar sonucunda bir çok sosyolojik disiplin ortaya çıkmıştır. Bunlardan en önemlileri aşağıda sıralanmıştır:

    Ahlâk Sosyolojisi.

    Askeri Sosyoloji.

    Beden Sosyolojisi.

    Bilgi Sosyolojisi.

    Bilim Sosyolojisi.

    Çalışma (Endüstriyel) Sosyolojisi.

    Din Sosyolojisi.

    Eğitim Sosyolojisi.

    Folk Sosyolojisi.

    Gender Sosyolojisi.

    Hukuk Sosyolojisi.

    İktisat Sosyolojisi.

    İnsan Ekolojisi ve Demografi.

    Kent (Şehir) Sosyolojisi.

    Köy (Kırsal) Sosyolojisi.

    Kurumlar Sosyolojisi.

    Küçük Gruplar Sosyolojisi.

    Kültür Sosyolojisi.

    Medikal Sosyoloji.

    Natüralist Sosyoloji.

    Sağlık Sosyolojisi.

    Sanat Sosyolojisi.

    Sanayi Sosyolojisi.

    Siyaset Sosyolojisi.

    Sosyal Psikoloji.

    Sosyolojik Teori.

    Tarih Sosyolojisi.

    Tatbikî Sosyoloji

    Vergi Sosyolojisi

  • sosyoloji01.06.2004 - 12:19

    Sosyolojinin Tarihçesi
    Sosyal olaylar, her ne kadar insanlık tarihi ile başlatılmakta ise de, hadiselere sosyolojik yaklaşım tarzı, daha çok 18. ve 19. yüzyıllarda ortaya çıkmıştır.

    Sosyoloji terimi, ilk kez bir sosyolog olmaktan ziyâde bir bilim felsefecisi olan Fransız, August Comte (1798-1857) tarafından kullanılmış ve İngiliz, Herbert Spencer (1820-1903) tarafından da geniş kitlelere tanıtılmıştır.

    Ancak, sosyolojinin ilk temel esaslarını, ilmî yöntemlerle ortaya seren ilk bilim adamı belki de İbni Haldun ‘dur (1332-1406) . Prof. Dr. W. Barthold’a göre İbni Haldun, tarih felsefesinin en mümtaz simalarından birisi olduğu kadar, sosyolojinin ilk büyük kurucusudur. Sosyal kanunları, tarihî hadiselerden çıkaran İbni Haldun, cihan tarihinde, büyük devlet ve medeniyetlerin kuruluşunda, göçebe unsura yer verdiği, bunların medeni halk içerisinde yaşayıp milliyetlerini kaybettikleri hakkındaki fikirleri bugün bile geçerlidir. Ayrıca, sosyal psikoloji, sosyal ekonomi, tarih felsefesi, etnografya, sosyal coğrafya, sosyal felsefe, kentleşme, sosyal antropoloji gibi sosyal bilim dallarına ait sosyal teorileri, ciddî mânâda ancak 19. asırda kavranabilmiş ve bir çok Avrupalı bilim adamının çalışmalarına temel dayanak vazifesi görmüştür.

  • sosyoloji01.06.2004 - 12:18

    Toplum Bilimi” veya “sosyal olayların bilimi” ya da “sosyal örgütlenme ve sosyal değişimler bilimi” olarak da bilinmektedir.

    Aslında sosyoloji, sosyal hayatımızda var olan sosyal gerçekleri (sosyal hadiseler ve olgular) , insanların meydana getirdiği grupları, grupların davranışlarını ve sosyal kurumları olduğu gibi inceleyen pozitif bir sosyal bilim dalıdır. Bir başka ifadeyle, sosyoloji, bir takım varsayımlardan çok; var olan gerçekleri ortaya koymaya çalışan, sosyal gerçeğe eğilen bir ilimdir.

    Geniş anlamıyla sosyoloji, insanların birbirleriyle kurdukları sosyal münasebetleri, sosyal gruplar, kurumlar ve örgütler arasındaki münasebetleri, toplu eylem, toplu direniş gibi topluluk ve fert davranışlarını, değişik düzeylerde bütün sosyal etkileşim biçimlerini, sosyal yapı özelliklerini ve bu yapıda ortaya çıkabilecek değişme temayüllerini belirli bir yöntem dahilinde inceleyen, sosyal gerçekleri ve süreçleri sistematik ve bilimsel olarak mercek altına alan bir bilim dalıdır.

    Sosyoloji, hem insan davranışının yüz yüze etkileşim bağlamlarını (Mikro-Sosyoloji) , hem de çok sayıdaki ve büyük ölçekli grupların, örgütlerin veya sosyal sistemlerin (Makro-Sosyoloji) özelliklerini inceler.

    Sosyoloji, fertten ziyâde toplumun aynasıdır. İnsanın, sosyal diye vasıflandırabileceğimiz bütün davranışları, sosyolojinin ilgi alanına girmektedir. Her ne kadar insan ruhuna pek yakın olan ilgi alanlarını, değerleri ve duyguları ihtiva eden sorunları ele alıyorsa da, sosyoloji, bir şeyin iyiliği veya kötülüğü, uygunluğu veya uygunsuzluğu gibi hususlarda yargıda bulunmaktan uzak durmaya, yani tarafsız kalmaya gayret etmektedir.

  • uzay01.06.2004 - 12:16

    Hava, yoktur uzayda! …

    Su da, yoktur! .

    Yerçekimi de!

    Karanlıktır uzay! … Soğuk! … Duygusuz! .

    “Can”lıdır uzay! …

    “Şuur”lu…

    “Dalga”lı! .

    Kuşatmıştır Cehennemi; hiç kalır indinde Cennet! …

    Kucaklamıştır Cennet'i, sütüyle besler, hünerlerini seyreder! .

    Uzay kapsamlıdır… Varlığıyla var etmiştir insi cinni, melâikeyi… Seyreyler onlarda kendini…

    Havada, ateşte, toprakta suda! . Bunlardan meydana gelen tüm varlıklarda…

    Varlığıyla “can”lı kılar hepsini! …

    Havayla yaşarız biz; suyla yaşarız; toprakla, ateşle yaşarız biz! . Beşinci elementimiz, uzaydır bizim! .

    Uzaydan geldik; uzaya gideriz, varabilirsek! .

    “Esmâ”dır uzay! … Mazharı sıfattır uzay! .. Hayâldir uzay! .

    Sükûndur; barıştır; hoşgörüdür uzay! .

    Kozasız yaşayamazsın uzayda! . İçinde yok olup kozasız kalamazsın uzayda! .

    Gerçeğiyle yüzyüze gelemezsin uzayın… Çünkü sen, insanısın dünyanın! ..

    Çamurdan yaratıldın; toprakla gıdâlandın, suyla beslendin, ateşle yaşıyorsun! .

    Yiyorsun, yeniliyorsun, bir fâsid daire içinde yaşamını sürdürüyorsun! .

    Sen ey beşinci element…

    Bilir misin kendini? .. Sudan, topraktan, havadan, ateşten öte benliğini? Uzay kökenliliğini! .

    Uzayın bölünmez parçalanmaz tekilliğini! .

    Sanırsın ki uzay bir havasız boşluktur… Karanlıktır… Cansız, şuursuz bir varlıktır!

    Oysa uzay, nefesi Rahman; saltanatı Subhan’dır! .

    Onunla vardır, boyutlar; onunla kâimdir dünyalar… Onunla dâimdir bitmez tükenmez yaşamlar! .

    Cennetin onunladır; kozan onunla! … Yemeğin onunladır, suyun onunla… Nefretin onadır, sevgin onunla! .

    Kurtarırsan beşinci elementini dördünün kaydından; algılarsın ki, her şeyindir uzay! .. Dalgalarıyla kâim her şey… Dalgalarıyla açığa çıkmada… Dalgalarıyla seyretmede… Dalgalarıyla “ben” olup yaşamada yine kendinde! .

    Ne biliriz biz kozalılar, uzayı! ..

    Suyu biliriz… Kâh, pınar olur kaynar, diplerden gelip açığa çıkar… Kâh, Gayzer olur, derinliklerden, kızgın fışkırır yeryüzüne! .. Kâh, akar yol boyuna hayat dağıtır, ırmak olup; kâh toplanır göl olur, canlı yetiştirip sular insanları… Bazen toplanır büyük büyük; deniz olur, okyanus olur; ötesinde nice bilmediklerimizi barındırır, ayrı dünyalar yaşatır… Bazen artezyenle açılmış kuyu olur, kovayla çıkıp yeryüzüne insanlara derman olur! .

    Bazıları gidip okyanus ötelerine, görürler yaşarlar ayrı dünyaları; farkederler derin sular ötesindeki bambaşka değer ve yaşamları… Bazıları, kör, sağır, mukallit, köyünde-mahallesinde, derin suların ardındaki dünyalardan bîhaber…

    Ayırır insanları başka dünyalardan, sular! ..

    Toprak suyla evlendi, sen doğdun! . Bilmez misin anan topraktı, baban su! .

    Bedenin topraktır, içindeki su! . Yaşamın toprakladır, yeşerteni su! .

    Ya nasıl, topraktan ateş doğdu da, seni sağlıklı kodu! . Organlarında, damarlarında ısısıyla seni korudu! . Beyninden tüm hücrelerine akıp, onları gene sahibine bildirdi! … Uzaya yayılıp beyninden, seni içyüzünle yüzleştirdi! .

    Ak ateş kara ateş birbirini dengeler! … Sonunda, bakalım hangisi diğerini elemine eder!

    Hava! .. Dünyanın yaşamını koruyan nesne…

    Hücrelerin onunla yaşar, beynin onunla! .. Ateşin onunla yanar, suyun vardır onunla! . O sevdiğindir duygulandığın; bazen de düşmanındır kaçtığın! . Tanımadığın, ya da tapındığın! .

    Toprak ondan meydana gelmiştir, ateş ondan; su ondan meydana gelmiştir, varlığın ondan!

    Toprağın toprağa gidecek; suyun havaya! .

    Ya sen nereye gideceksin, havan gidince havaya?

    Tenezzül etti hava oldu; tenezzül ateş oldu; tenezzül etti toprak oldu, su oldu; tenezzül etti “sen” oldu; ya sen nereye gideceksin beşinci element?

    Toprağı mı mekân tutacaksın, suyu mu; havayı mı mekân tutacaksın ateşi mi?

    Yoksa uzay mı mekânın olacak, mekânsızlıktır mekânım, diyerek! .

    Sen ey beşinci element…

    Sen ey maddeden doğma, beşinci boyut varı! …

    Bil ki, vatan sevgisi îmândandır.. Gel dön vatanına! … Mekânsızlık otağına; DOST katına! …

    “Can”la canlanmış olarak… “Rûh”la, ruhlanmış olarak…

    Tanı kendini, aş bedenini; seviyorsan özün olan “Ben”ini..

    Uzayı tanı, uzayı bil! .

    Uzaydır, Rahim; uzaydır Halîm; uzaydır Kerîm, uzaydır Azîm! .

    Yansıdı aynaya, uzay koydu, adını; yarattı mahlûkatı, “adı”yla ayrı koydu varlığını…

    Gel dostum, urûc eyle… Yaşamını mi’râc eyle…

    Salât eyle, selâm eyle; salât ile rahmet eyle! .

    Gayzer oldu Celâliyle, pınar oldu Cemâliyle; okyanustan Kemâliyle, ilmi irfân saçtı bize! .

    Değerlendirmezsek bu nimeti; aldığımız bu nefesi; dünyamızın tüm ziyneti, yarın hepten vebal bize! .

    Gelin canlar, “cân” olalım… Hak’ta, hâk olalım! . Varlığımızı uzaya salıp; deryada bir dalga olalım! .

    Sevelim, sevilelim; sevindirip, bölüşelim; yaşam O’nun içindir, her dem O’nunla seyredelim! .

    Kin tutma, ardından konuşma; hakkın olmayana el uzatma; yaban gözle bakıp ta, özünün-uzayın gazâbını alma! .

    Beden sanma boyutunu; gökte sanma konutunu; “sen” mekânsız varlıksın, çıkar artık, poturunu!

    Rasûl gelmiş uzayından; haber verir Yâr’ından; dersin, bana dünya gerek, neyleyeyim ben o Yâr’ı …

    Bak dostum, bunca sözün kısası…

    Hep, gönüller BİR olası…

    Uzay bağı, HAK bahçesi! …

    Erenleri, gül goncası! .

    Sanma uzay gayrıdır! … Hak ayrıdır, Uzay gayrıdır! … Sen seni bilmezsen, HAK, zannında ayrıdır! .