Ozon atmosferde doğal olarak bulunan bir gazdır. Her ozon molekülü 3 tane Oksijen atomu içerir ve O3 olarak gösterilir. Atmosferik ozonun % 10 civarındaki kısmı yeryüzüne çok yakın olan troposferde (yüzeyden 10-16 km. yukarı) bulunur. Atmosferik ozonun geri kalan % 90’lık kısmı troposferin tepesi ile yaklaşık 50 km. yükseklikteki stratosferde bulunur. Stratosferdeki büyük miktardaki ozon sıklıkla “ozon tabakası” olarak adlandırılır.
Stephen King 1947 yılında Portland'da doğdu. Annesi ve babası ayrıldıktan sonra, ağabeyi David ile annesinin yanında büyüdü.
King'in çocukluğu babasının yaşadığı yer olan Indiana Fort Wayne ile annesinin yaşadığı Portland Maine arasında gidip gelmekle geçmiştir. Bir süre sonra annesi ve ağabeysi ile birlikte Durham'a taşınan King, burada okula başladı. 1966 yılında kolejden mezun oldu ve Orono Maine Üniversitesi'nde Bilim dalında öğrenim gördü. Üniversite kütüphanesinde çalıştığı sıralarda, yine burada çalışan karısı Tabitha Spruce ile tanıştı. 1970 yılında üniversiteyi bitiren King, bir yıl sonra Tabitha ile evlendi. Ancak öğretmen olarak iş bulamadığı için bir laboratuvarda çalışıyordu. Tam bu sıralarda bazı erkek dergilerinde yayınlanan bir hikâyesi büyük patlama yaptı. Bu hikâyeleri daha sonra Hayatı Emen Karanlık adlı kitabında toplandı. 1971 sonbaharında Stephen, Main'deki Hamden Koleji'nde öğret-menliğe başladı. Hafta sonları ve geceleri, kısa hikâyeler ve roman yazmakla uğraşıyordu.
1973 yılı baharında Göz (Carrie) adlı romanı yayınlandı. Zamanla kısa hikâyelerden romana hatta senaryo yazmaya atıldı. Senaryosunu yazdığı filmlerde hem oynuyor, hem yönetiyordu. 1974'te Kolorado'ya taşınan King burada Medyum (Shining) kitabını yazdı ve 1975 yazında yeniden Maine'e döndü. Burada göl kenarında bir ev alan King aynı yıl içinde Mahşer (The Stand) adlı yapıtını yazdı.
1977 yılında yine aynı şehirde başka bir eve taşındılar. 1980 yazında ikinci bir ev alan King karısı ve üç çocuğuyla beraber burada yaşamını sürdürdü.
Yazarlığı süresince, birçok ödül de kazanan Stephen King korku-gerilim dalında bir klasik oldu. Ülkemizde de büyük bir hayran kitlesine sahip olan King, Kujo, Hayvan Mezarlığı, Christine, Tepki ve Sadist gibi bir çok unutulmaz yapıta imzasını atmıştır. Kemik Torbası adlı yapıtı 1999 yılında Bram Stoker Ödülü'nü kazanmıştır.
2000 yılında vizyona giren ve Tom Hanks'in de başrollerinde oynadığı Yeşil Yol adlı kitabından aynı adla uyarlanan filmi 4 dalda Oscar'a aday gösterilmiştir.
Agatha Christie dünyanın en tanınmış polisiye romanları yazarıdır. Eserleri 45 dile çevrilmiş olan yazarın kitap satışları milyarları bulmuştur. Kutsal kitaplar (Kuran ve İncil) ile Shakespeare'dan sonra en çok satan yazardır. Agatha Miller, İngiltere'nin Torquay şehrinde 15 Eylül 1890'da doğmuştur. 1914 yılında Kraliyet Hava Kuvvetleri'nden Archibald Christie ile evlenmiştir. 1928 yılında boşanan çiftin Rosalind adında bir kızları vardır. Yarım yüzyıla aşkın süren yazarlık hayatında, 79 roman ve kısa hikâyelerden oluşan kitap yazmıştır. Ayrıca 25 Kasım 1952'de Londra'da perdelerini açan ve bugüne kadarki en uzun süreyle oynanan tiyatro eseri olan Fare Kapanı'nın da yer aldığı bir düzineden fazla oyuna imza atmıştır. Christie'nin 1920'de yayınlanan ilk kitabı 'The Mysterious Affair Style (Ölüm Sessiz Geldi) ', aynı zamanda meşhur kahramanı Belçikalı Dedektif Hercule Poirot'nun da yer aldığı ilk eseridir. Yazın dünyasının bilinen en ünlü karakterlerinden biri olan Hercule Poirot'yu yaratan Christie, bu kahramanını 33 romanı ve birçok kısa hikâyesinde kullanmıştır. Bir diğer kahramanı ise kadın karakter Miss Jane Marple'dır. Miss Marple'ı 1930 yılında yazdığı 'The Murder at the Vicarage (Ölüm Çığlığı) ' adlı romanıyla okurlarına tanıtmıştır. Her iki kahramanın da serüvenleri televizyon dizisi veya film olmuştur. 1974'de Doğu Ekspresinde Cinayet, 1957'de 'Witness for the Prosecution (Beklenmeyen? ahit) ', 1978'de Nil'de Ölüm en başarılı olan filmlerindendir. Agatha Christie ayrıca Mary Westmacott takma adıyla altı adet duygusal roman da yazmıştır. Aynı zamanda ikinci eşi Sir Max Mallowanile katıldığı arkeolojik kazılarla ilgili kitaplar da yazmıştır. 1971 yılında İngiltere'nin en yüksek onur unvanı olan 'Britanya İmparatorluğu Kadın Komutanı' nişanını almıştır. Agatha Christie 12 Ocak 1976'da ölmüştür.
27 mart 1963 dogumlu tarantino, yonetmen,senaryo yazar,aktor ve produktor. yeni bir yetenek olarak 90 baslarinda kendini yavas yavas gostermeye baslar.film okuluna gider.kariyerine buyuk bir rol ustlendigi ELVIS filmiyle aktor olarak baslar.ardindan THE GOLDEN GIRLS un bir bolumunde oynar.okul sonrasinda manhattan beach.c.l.nin video arsivinde calisir. ilk senaryosunu 1987 de roger avary ile tamamladi.TRUE ROMANCE.Senaryoyu yonetmen TONY SCOTT a satti.daha conra NATURAL BORN KILLERS i yazar ve Oliver Stone satar.kazandigi paralari RESERVOIR DOGS u cekmek icin kullanir.HARVEY KEITEL filmde oynamayi kabul edince tarantino icin kapilar acilmistir.1992 de SUNDANCE FILM FESTIVAL inde odul kazandi.hit bir cult film yapmistir.ardindan direktor ve yazar olarak CITY ON FIRE i cekti.1993 te yazar ve yonetmen olarak PULP FICTION i ceker.bu arada yonetmen TONY SCOTTS TRUE ROMANCE i ceker. 1994 de Q.TARANTINO cult figurun en onemli temsilcisi olmustur.PULP FICTION PALME D OR AT THE CANNES FILM FESTIVAL inden ilk odulunu alir.bu arad oliver stone NATURLA BORN KILLERS i cekti.bu iki film sayesinde hem cok populer olmustur hemde cok para kazanmisti.PULP FICTION 7 TANE ACADEMY AWARD odulu alir.samuel l. jackson ve j.travolta bu filmle beraber buyuk bir populerlik kazanirlar.SLEEP WITH ME filmin de oynar artik cok unludur.1995 baslarinda FOUR ROOM S (ANTOLOGY filmidir) un cekilmesini saglar.EL MARIACHI,DESPERADO VE (COMEDY) DESTINY TURN SON THE RADIO filmlerinde buyuk rollerde oynar.bu arada tv icin biseyler yapar.NBC nin hit serisi E.R. IN 1. VE 2. SEZON u tamamini yonetir.MARGARET CHO nun sitcom u ALL AMERICAN GIRLS U yonetir. 1996 da senaryo ve excutive producer olarak FROM DUSK TILL DAWN I yapar.hemen ardindan senaryosunu yazdigi ve yonettigi JACKIE BROWN i tamamlar.1997 de FULL TILT BOOGIE yi yapar.bir dokumanter film idir from dusk till dawn in nasil yapildigin anlatmaktadir.devam eden yilda GOD SAID HA! .1999 DA yapimci olarak FROM DUSK TILL DAWN 2:TEXAS BLOOD MONEY i yapti.2001 yilinda tv icin iki bolum ALIAS isimli serinin yonetmenligini yapti ve misafir oyuncu olarakta rol aldi.2002 sonu 2003 BASI KILL BILL VOL 1 cekti.2003 te KILL BILL VOL 2 yi cekti.artik sinema tarihinde tartisilmaz bir figur olmustur.
Uzun zamandır evrimci kaynaklarda canlılardaki bazı organların işlevsiz olduğu ileri sürülmekte ve bunların o canlıların atalarından miras kalmış evrimsel kör noktalar olduğu iddia edilmektedir. Örneğin insan vücudundaki appendiks (apandisit) veya kuyruk sokumu, yıllarca “körelmiş organ” sayılmıştır. Oysaki son yılların bilimsel araştırmaları, tüm bu organların önemli işlevleri olduğunu koymuş durumdadırlar. Evrimcilerin 20. yüzyıl başında çıkardıkları “körelmiş organlar listesi” bugün tamamen çürümüş durumdadır. (bkz. Körelmiş Organlar Yanılgısı)
7.“OMURGALILARIN 5 PARMAKLI EL YAPISI EVRİME DELİLDİR” YALANI:
Yunusun yüzgeçlerinde, yarasanın kanatlarında veya insanın ellerinde, 5 parmaklı bir kemik yapısı bulunur. Bu benzerlik, evrimci ders kitaplarında veya popüler yayınlarda, uzun zaman, bütün bu canlıların ortak bir atadan evrimleştiği iddiasına delil olarak sunulmuştur. Oysaki genetik araştırmalar, benzer gibi gözüken bu organların aslında çok farklı genler tarafından kontrol edildiğini göstermiştir. Bugün evrimciler bile “benzer organlar evrime delil oluşturmuyor” itirafında bulunmaktadır. (bkz. Tetrapodların Parmak Yapısı Hakkındaki Homoloji Yanılgısı)
8. “SANAYİ DEVRİMİ KEBELEKLERİ, DOĞAL SELEKSİYONLA EVRİME DELİLDİR” YALANI:
Evrim teorisinin tüm dünya çapında en çok tekrar edilen sözde “delil”lerinin başında, 19. yüzyıl İngilteresi’nde gerçekleşen sanayi devrimi sırasındaki kelebek popülasyonu gelir. İddiaya göre sanayi devrimindeki hava kirliliği ağaç kabuklarının rengini koyulaştırmış, bu nedenle koyu renkli kelebekler daha kolay kamufle olarak avcı kuşlardan korunmuş ve sonuçta koyu renkli kelebeklerin nüfusu artmıştır. Ama bu bir evrim değildir, çünkü yeni bir kelebek türü ortaya çıkmamış, sadece zaten var olan türlerin nufüs oranı değişmiştir. (bkz. Sanayi Devrimi Kelebekleri Yanılgısı)
9. “MUTASYON DENEYLERİ EVRİME DELİLDİR” YALANI:
Mutasyonlar, neo-Darwinizm’in öne sürdüğü iki “evrim mekanizması”ndan biridir. DNA üzerindeki bu rastlantısal değişikliklerin canlıları evrimleştiği öne sürülür. Bu iddiaya destek oluşturabilmek için binlerce mutasyon deneyi yapılmıştır. Başta meyve sinekleri olmak üzere seçilen bazı canlı popülasyonları yoğun mutasyona uğratılmıştır. Evrimci yayınlar bu mutasyon deneylerini “evrimin laboratuvardaki kanıtı” gibi gösterirler. Oysa gerçekte bu deneyler evrimi kanıtlamak bir yana çürütmüştür. Çünkü mutasyona uğrayan hiç bir canlıda genetik bilgi artışı gözlemlenmemiştir. Aksine, mutantlar (mutasyona uğrayan canlılar) hep sakat, kısır ve hasta olmaktadır. (bkz. Mutasyonlar)
10. “FOSİLLER, YARI MAYMUN İNSANLARIN YAŞADIĞINI İSPATLAMAKTADIR” YALANI:
Darwinizm’in en önde gelen aldatmacası, insanların maymun benzeri canlılardan evrimleştiği iddiasıdır. Bu iddia, oluşturulan binlerce hayali çizim ve maket yoluyla kitlere empoze edilir. Oysa gerçekte “maymun-adamlar”ın yaşamış olduğuna dair hiç bir kanıt yoktur. İnsanın en eski atası olarak ileri sürülen Australopithecus, şempanzelerden pek farklı olmayan soyu tükenmiş bir maymun türüdür. Evrim şemasında Australopithecus’un sonrasına yerleştirilen Homo erectus, Homo sapiens neanderthalensis, Homo sapiens archaic gibi sınıflamalar ise, farklı insan ırklarıdır. (bkz. İnsanın Hayali Soy Ağacı)
1. “HAYATIN İLKEL DÜNYADA TESADÜFEN OLUŞABİLDİĞİ İSPATLANMIŞTIR” YALANI:
Bu iddiayı öne süren evrimci kaynaklarda tek kanıt olarak 1953 yılındaki Miller Deneyi gösterilir. Oysa bu deneyde canlı bir hücre oluşturulmamış, sadece bir kaç basit aminoasit sentezlenmiştir. Aminoasitlerin tesadüfen doğru sıralamayla dizilerek proteinleri oluşturmaları, bunların da bir hücre meydana getirmeleri matematiksel olarak imkansızdır. Kaldı ki, Miller’ın sentezlediği aminoasitler dahi anlam taşımamaktadır. Çünkü Miller deneyinde ilkel dünya atmosferinde bulunmayan gazlar kullanmıştır. (bkz. Miller Deneyi)
Bu iddia, evrimci biyolog Ernst Haeckel tarafından 20. yüzyılın başında yapılan bir bilim sahtekarlığına dayanmaktadır. Haeckel, evrime delil oluşturmak için, insan, tavuk, balık gibi canlıların embriyolarını yanyana çizmiş, ancak bu çizimler üzerinde çarpıtmalar yapmıştır. Bugün tüm bilim dünyası bunun bir sahtekarlık olduğunu kabul etmektedir. Haeckel’in “solungaç” diye gösterdiği yapı, gerçekte insanın orta kulak kanalının, paratiroidlerinin ve timüs bezlerinin başlangıcıdır. (bkz. Rekapitülasyon Yanılgısı)
3. “DOĞA TARİHİ, HAYAT AĞACINI DOĞRULAMAKTADIR” YALANI:
Darwinizm, yeryüzündeki yaşamın bir ağaç gibi tek bir kökten doğup giderek geliştiğini ve dallara ayrıldığını öne sürer. Evrimciler, doğa tarihini bu iddiaya uyarlamak için 150 yıldır çabalamaktadırlar. Oysa doğa tarihi, tam aksi bir tablo ortaya koymuştur. Fosil kayıtları bir “hayat ağacı” bulunmadığını, temel canlı gruplarının yeryüzünde aynı anda ve aniden ortaya çıktığını göstermektedir. Bilinen filumların (temel canlı gruplarının) tamamına yakını, 530-520 milyon yıl önceki Kambriyen devirde ortaya çıkmıştır. (bkz. Fosiller 'Hayat Ağacı'nı Reddediyor)
4. 'ARCHAEOPTERY, SÜRÜNGENLER VE KUŞLAR ARASINDAKİ KAYIP HALKADIR' YALANI:
Archaeopteryx adlı 150 milyon yıllık kuş fosili, evrimciler tarafından 19. yüzyıldan beri “evrimin en büyük fosil kanıtı” olarak gösterilmiştir. Bu kuşun bazı sürüngen özellikleri gösterdiği ve bu yüzden sürüngenler ile kuşlar arasındaki “kayıp halka” olduğu iddia edilmiştir. Ancak 2000 yılında ortaya çıkarılan Lonqisquama adlı fosil, bu iddiayı geçersiz kılmıştır. Çünkü 220 milyon yıl yaşındaki Lonqisquama, Archaeopteryx’ten 70 milyon yıl daha eski olmasına rağmen eksiksiz bir kuştur. (bkz. Archæopteryx Yanılgısı)
Onlarca yıldır, “atın evrimi”, evrimin teorisinin en iyi belgelenmiş kanıtlarından biri olarak gösterilmiştir. Farklı devirlerde yaşamış dört ayaklı memeliler küçükten büyüğe doğru dizilmiş ve bu “at serileri” doğa tarihi müzelerinde sergilenmiştir. Oysa son yıllardaki araştırmalar, at serilerindeki canlıların birbirlerinin atası olmadığını, sıralamaların çok hatalı olduğunu, atın atası olarak gösterilen canlıların gerçekte attan daha sonra ortaya çıktıklarını ortaya koymaktadır. (bkz. Atın Evrimi Efsanesi)
Ülkeler, enerji politikalarını belirlerlerken enerji kaynakları, dışa bağımlılıkları, coğrafi durumları, nüfus artış hızı, finansman durumu, enerji kaynaklarında çeşitlilik gibi değişkenleri dikkate almaktadırlar. Bu nedenle her ülkenin kendine özgü bir enerji politikası olmalıdır. Konuya bu çerçeveden bakıldığında, dünyada nükleer enerjiden vazgeçildiğini söylemek son derece yanıltıcı olur.
Aralık 2000 - Eylül 2002 tarihleri arasında dünyada kurulu bulunan nükleer santral sayısı 438'den 442'ye çıkmıştır. Kurulu kapasite ise 351.000 MW'dan 357.000 MW'a çıkmıştır.
Bu dönemde işletmeye giren santrallar:
Çin'de 2 ünite Japonya'da 1 ünite G. Kore Cumhuriyeti 2 ünite Rusya Federasyonu 1 ünite Aynı dönemde İngiltere'de 2 ünite devre dışı bırakılmıştır. Dünyadaki bazı gelişmeler aşağıda verilmiştir:
Halen 28.000 MW kurulu kapasiteye karşılık gelen 35 santral inşa halindedir. Bu santrallar: Arjantin (1) , Çin (6) , Çek Cumhuriyeti (1) , Hindistan (8) , İran (2) , Japonya (3) , K. Kore (1) , G. Kore (2) , Romanya (1) , Rusya Federasyonu (2) , Slovak Cumhuriyeti (2) , Ukrayna (4) , Tayvan (2) . Ayrıca, Finlandiya da yeni bir nükleer santralı kurma kararı almıştır. Mayıs 2001'de yayınlanan ABD Ulusal Enerji Politikası, özellikle kaynak çeşitliliğine değinmekte ve bu ilkenin uygulanması amacıyla yerli kaynaklara (gaz, kömür ve petrol) yönelmenin yanında nükleer ve hidroelektrik potansiyelden de faydalanmanın gerekliliğine işaret etmektedir. Bu politikanın paralelinde, ABD 2010 yılında yeni nükleer santralları devreye almayı planlamaktadır. G. Afrika Cumhuriyeti'nde 10 adet herbiri 120 MWe gücünde çakıl yataklı modüler reaktörden oluşan proje devam etmektedir Çin'de 2010 yılına kadar 10.000 MW'lik bir nükleer program planlanmaktadır.
Einstein, 1905 yılında E=mc2 formülü ile fisyon sonucu açığa çıkabilecek enerji konusunda öngörüde bulunmuştu. Daha sonra 1930 yılında bu öngörü deneysel olarak Otto Hahn, Lise Meitner ve diğerleri tarafından doğrulandı. Dünyadaki insan yapısı ilk nükleer reaktör 1942 yılında Enrico Fermi’nin yürüttüğü bir proje sonucunda Amerika Birleşik Devletleri' nin Chicago, Illinois kentinde kuruldu.
Ancak, dünyadaki ilk nükleer reaktörün ortaya çıkışı milyonlarca yıl öncesine dayanmaktadır. Afrika'da Oklo, Gabon’daki bir uranyum madeninde, yeraltı sularının da maden içinde bulunması nedeniyle doğal bir nükleer reaktör oluştuğu ve binlerce yıl ısı ürettiği son yıllarda ortaya çıkarılmıştır.
Her iki reaktör de fisyonu kullanarak ısı üretmiş fakat hiçbiri elektrik üretmemiştir.
Elektrik üreten ilk ticari nükleer güç santralı Shippingport, Pennsylvania'da (ABD) kurulmuş ve 1957'de işletmeye girmiştir. Fisyon kullanılarak üretilen ilk elektrik ise, Aralık 1951'de Arco, Idaho’daki Deneysel Üretken Reaktöründe elde edilmiştir.
İşletmede olan santralların sayısı: 442 adet İşletmede olan santralların net gücü: 356.746 MW(e) Üretilen enerji: 2544 TWsaat Nükleer enerjinin toplam enerjiye oranı: %16 İnşa halindeki santralların sayısı: 35 adet İnşa halindeki santralların net gücü: 27.743 MW(e) , İşletme deneyimi:10586 reaktör-yıl (Kaynak: Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı, Eylül 2002) Bazı Ülkelerin Elektrik Üretiminde Nükleer Enerjinin Payı:
Fransa: %77, Belçika: %58, Slovak Cumhuriyeti: %53, Ukrayna: %46, İsveç: %44, Macaristan: %39, G. Kore: %39, İsviçre: %36, Japonya: %34, Almanya: %31, Finlandiya: %31, İspanya: %27, İngiltere: %23, ABD: %20, Çek Cumhuriyeti: %20, Rusya Federasyonu: %15, Kanada: %13, Arjantin: %8, Güney Afrika Cumhuriyeti: %7, Hindistan: %4.
Ağır radyoaktif (Uranyum gibi) atomların bir nötronun çarpması ile daha küçük atomlara bölünmesi (fisyon) veya hafif radyoaktif atomların birleşerek daha ağır atomları oluşturması (füzyon) sonucu çok büyük bir miktarda eneji açığa çıkar. Bu enerjiye nükleer enerji denir. Nükleer reaktörlerde fisyon reaksiyonu ile edilen enerji elektriğe çevrilir. Güneşteki reaksiyonlar ise füzyon reaksiyonudur. Bu reaksiyonun yarattığı sıcaklık fisyon reaksiyonundakinden çok daha fazladır (birkaç milyon derece santigrad) . Bu yüzden bu sıcaklığı kontrol edebilecek bir füsyon reaktörü henüz kurulamamıştır.
Ozon atmosferde doğal olarak bulunan bir gazdır. Her ozon molekülü 3 tane Oksijen atomu içerir ve O3 olarak gösterilir. Atmosferik ozonun % 10 civarındaki kısmı yeryüzüne çok yakın olan troposferde (yüzeyden 10-16 km. yukarı) bulunur. Atmosferik ozonun geri kalan % 90’lık kısmı troposferin tepesi ile yaklaşık 50 km. yükseklikteki stratosferde bulunur. Stratosferdeki büyük miktardaki ozon sıklıkla “ozon tabakası” olarak adlandırılır.
Stephen King 1947 yılında Portland'da doğdu. Annesi ve babası ayrıldıktan sonra, ağabeyi David ile annesinin yanında büyüdü.
King'in çocukluğu babasının yaşadığı yer olan Indiana Fort Wayne ile annesinin yaşadığı Portland Maine arasında gidip gelmekle geçmiştir. Bir süre sonra annesi ve ağabeysi ile birlikte Durham'a taşınan King, burada okula başladı. 1966 yılında kolejden mezun oldu ve Orono Maine Üniversitesi'nde Bilim dalında öğrenim gördü. Üniversite kütüphanesinde çalıştığı sıralarda, yine burada çalışan karısı Tabitha Spruce ile tanıştı. 1970 yılında üniversiteyi bitiren King, bir yıl sonra Tabitha ile evlendi. Ancak öğretmen olarak iş bulamadığı için bir laboratuvarda çalışıyordu. Tam bu sıralarda bazı erkek dergilerinde yayınlanan bir hikâyesi büyük patlama yaptı. Bu hikâyeleri daha sonra Hayatı Emen Karanlık adlı kitabında toplandı.
1971 sonbaharında Stephen, Main'deki Hamden Koleji'nde öğret-menliğe başladı. Hafta sonları ve geceleri, kısa hikâyeler ve roman yazmakla uğraşıyordu.
1973 yılı baharında Göz (Carrie) adlı romanı yayınlandı. Zamanla kısa hikâyelerden romana hatta senaryo yazmaya atıldı. Senaryosunu yazdığı filmlerde hem oynuyor, hem yönetiyordu. 1974'te Kolorado'ya taşınan King burada Medyum (Shining) kitabını yazdı ve 1975 yazında yeniden Maine'e döndü. Burada göl kenarında bir ev alan King aynı yıl içinde Mahşer (The Stand) adlı yapıtını yazdı.
1977 yılında yine aynı şehirde başka bir eve taşındılar. 1980 yazında ikinci bir ev alan King karısı ve üç çocuğuyla beraber burada yaşamını sürdürdü.
Yazarlığı süresince, birçok ödül de kazanan Stephen King korku-gerilim dalında bir klasik oldu. Ülkemizde de büyük bir hayran kitlesine sahip olan King, Kujo, Hayvan Mezarlığı, Christine, Tepki ve Sadist gibi bir çok unutulmaz yapıta imzasını atmıştır. Kemik Torbası adlı yapıtı 1999 yılında Bram Stoker Ödülü'nü kazanmıştır.
2000 yılında vizyona giren ve Tom Hanks'in de başrollerinde oynadığı Yeşil Yol adlı kitabından aynı adla uyarlanan filmi 4 dalda Oscar'a aday gösterilmiştir.
Agatha Christie dünyanın en tanınmış polisiye romanları yazarıdır. Eserleri 45 dile çevrilmiş olan yazarın kitap satışları milyarları bulmuştur. Kutsal kitaplar (Kuran ve İncil) ile Shakespeare'dan sonra en çok satan yazardır.
Agatha Miller, İngiltere'nin Torquay şehrinde 15 Eylül 1890'da doğmuştur. 1914 yılında Kraliyet Hava Kuvvetleri'nden Archibald Christie ile evlenmiştir. 1928 yılında boşanan çiftin Rosalind adında bir kızları vardır.
Yarım yüzyıla aşkın süren yazarlık hayatında, 79 roman ve kısa hikâyelerden oluşan kitap yazmıştır. Ayrıca 25 Kasım 1952'de Londra'da perdelerini açan ve bugüne kadarki en uzun süreyle oynanan tiyatro eseri olan Fare Kapanı'nın da yer aldığı bir düzineden fazla oyuna imza atmıştır.
Christie'nin 1920'de yayınlanan ilk kitabı 'The Mysterious Affair Style (Ölüm Sessiz Geldi) ', aynı zamanda meşhur kahramanı Belçikalı Dedektif Hercule Poirot'nun da yer aldığı ilk eseridir. Yazın dünyasının bilinen en ünlü karakterlerinden biri olan Hercule Poirot'yu yaratan Christie, bu kahramanını 33 romanı ve birçok kısa hikâyesinde kullanmıştır. Bir diğer kahramanı ise kadın karakter Miss Jane Marple'dır. Miss Marple'ı 1930 yılında yazdığı 'The Murder at the Vicarage (Ölüm Çığlığı) ' adlı romanıyla okurlarına tanıtmıştır. Her iki kahramanın da serüvenleri televizyon dizisi veya film olmuştur. 1974'de Doğu Ekspresinde Cinayet, 1957'de 'Witness for the Prosecution (Beklenmeyen? ahit) ', 1978'de Nil'de Ölüm en başarılı olan filmlerindendir. Agatha Christie ayrıca Mary Westmacott takma adıyla altı adet duygusal roman da yazmıştır. Aynı zamanda ikinci eşi Sir Max Mallowanile katıldığı arkeolojik kazılarla ilgili kitaplar da yazmıştır.
1971 yılında İngiltere'nin en yüksek onur unvanı olan 'Britanya İmparatorluğu Kadın Komutanı' nişanını almıştır. Agatha Christie 12 Ocak 1976'da ölmüştür.
27 mart 1963 dogumlu tarantino, yonetmen,senaryo yazar,aktor ve produktor.
yeni bir yetenek olarak 90 baslarinda kendini yavas yavas gostermeye baslar.film okuluna gider.kariyerine buyuk bir rol ustlendigi ELVIS filmiyle aktor olarak baslar.ardindan THE GOLDEN GIRLS un bir bolumunde oynar.okul sonrasinda manhattan beach.c.l.nin video arsivinde calisir.
ilk senaryosunu 1987 de roger avary ile tamamladi.TRUE ROMANCE.Senaryoyu yonetmen TONY SCOTT a satti.daha conra NATURAL BORN KILLERS i yazar ve Oliver Stone satar.kazandigi paralari RESERVOIR DOGS u cekmek icin kullanir.HARVEY KEITEL filmde oynamayi kabul edince tarantino icin kapilar acilmistir.1992 de SUNDANCE FILM FESTIVAL inde odul kazandi.hit bir cult film yapmistir.ardindan direktor ve yazar olarak CITY ON FIRE i cekti.1993 te yazar ve yonetmen olarak PULP FICTION i ceker.bu arada yonetmen TONY SCOTTS TRUE ROMANCE i ceker.
1994 de Q.TARANTINO cult figurun en onemli temsilcisi olmustur.PULP FICTION PALME D OR AT THE CANNES FILM FESTIVAL inden ilk odulunu alir.bu arad oliver stone NATURLA BORN KILLERS i cekti.bu iki film sayesinde hem cok populer olmustur hemde cok para kazanmisti.PULP FICTION 7 TANE ACADEMY AWARD odulu alir.samuel l. jackson ve j.travolta bu filmle beraber buyuk bir populerlik kazanirlar.SLEEP WITH ME filmin de oynar artik cok unludur.1995 baslarinda FOUR ROOM S (ANTOLOGY filmidir) un cekilmesini saglar.EL MARIACHI,DESPERADO VE (COMEDY) DESTINY TURN SON THE RADIO filmlerinde buyuk rollerde oynar.bu arada tv icin biseyler yapar.NBC nin hit serisi E.R. IN 1. VE 2. SEZON u tamamini yonetir.MARGARET CHO nun sitcom u ALL AMERICAN GIRLS U yonetir.
1996 da senaryo ve excutive producer olarak FROM DUSK TILL DAWN I yapar.hemen ardindan senaryosunu yazdigi ve yonettigi JACKIE BROWN i tamamlar.1997 de FULL TILT BOOGIE yi yapar.bir dokumanter film idir from dusk till dawn in nasil yapildigin anlatmaktadir.devam eden yilda GOD SAID HA! .1999 DA yapimci olarak FROM DUSK TILL DAWN 2:TEXAS BLOOD MONEY i yapti.2001 yilinda tv icin iki bolum ALIAS isimli serinin yonetmenligini yapti ve misafir oyuncu olarakta rol aldi.2002 sonu 2003 BASI KILL BILL VOL 1 cekti.2003 te KILL BILL VOL 2 yi cekti.artik sinema tarihinde tartisilmaz bir figur olmustur.
6. “CANLILARDA KÖRELMİŞ ORGANLAR VARDIR” YALANI:
Uzun zamandır evrimci kaynaklarda canlılardaki bazı organların işlevsiz olduğu ileri sürülmekte ve bunların o canlıların atalarından miras kalmış evrimsel kör noktalar olduğu iddia edilmektedir. Örneğin insan vücudundaki appendiks (apandisit) veya kuyruk sokumu, yıllarca “körelmiş organ” sayılmıştır. Oysaki son yılların bilimsel araştırmaları, tüm bu organların önemli işlevleri olduğunu koymuş durumdadırlar. Evrimcilerin 20. yüzyıl başında çıkardıkları “körelmiş organlar listesi” bugün tamamen çürümüş durumdadır. (bkz. Körelmiş Organlar Yanılgısı)
7.“OMURGALILARIN 5 PARMAKLI EL YAPISI EVRİME DELİLDİR” YALANI:
Yunusun yüzgeçlerinde, yarasanın kanatlarında veya insanın ellerinde, 5 parmaklı bir kemik yapısı bulunur. Bu benzerlik, evrimci ders kitaplarında veya popüler yayınlarda, uzun zaman, bütün bu canlıların ortak bir atadan evrimleştiği iddiasına delil olarak sunulmuştur. Oysaki genetik araştırmalar, benzer gibi gözüken bu organların aslında çok farklı genler tarafından kontrol edildiğini göstermiştir. Bugün evrimciler bile “benzer organlar evrime delil oluşturmuyor” itirafında bulunmaktadır. (bkz. Tetrapodların Parmak Yapısı Hakkındaki Homoloji Yanılgısı)
8. “SANAYİ DEVRİMİ KEBELEKLERİ, DOĞAL SELEKSİYONLA EVRİME DELİLDİR” YALANI:
Evrim teorisinin tüm dünya çapında en çok tekrar edilen sözde “delil”lerinin başında, 19. yüzyıl İngilteresi’nde gerçekleşen sanayi devrimi sırasındaki kelebek popülasyonu gelir. İddiaya göre sanayi devrimindeki hava kirliliği ağaç kabuklarının rengini koyulaştırmış, bu nedenle koyu renkli kelebekler daha kolay kamufle olarak avcı kuşlardan korunmuş ve sonuçta koyu renkli kelebeklerin nüfusu artmıştır. Ama bu bir evrim değildir, çünkü yeni bir kelebek türü ortaya çıkmamış, sadece zaten var olan türlerin nufüs oranı değişmiştir. (bkz. Sanayi Devrimi Kelebekleri Yanılgısı)
9. “MUTASYON DENEYLERİ EVRİME DELİLDİR” YALANI:
Mutasyonlar, neo-Darwinizm’in öne sürdüğü iki “evrim mekanizması”ndan biridir. DNA üzerindeki bu rastlantısal değişikliklerin canlıları evrimleştiği öne sürülür. Bu iddiaya destek oluşturabilmek için binlerce mutasyon deneyi yapılmıştır. Başta meyve sinekleri olmak üzere seçilen bazı canlı popülasyonları yoğun mutasyona uğratılmıştır. Evrimci yayınlar bu mutasyon deneylerini “evrimin laboratuvardaki kanıtı” gibi gösterirler. Oysa gerçekte bu deneyler evrimi kanıtlamak bir yana çürütmüştür. Çünkü mutasyona uğrayan hiç bir canlıda genetik bilgi artışı gözlemlenmemiştir. Aksine, mutantlar (mutasyona uğrayan canlılar) hep sakat, kısır ve hasta olmaktadır. (bkz. Mutasyonlar)
10. “FOSİLLER, YARI MAYMUN İNSANLARIN YAŞADIĞINI İSPATLAMAKTADIR” YALANI:
Darwinizm’in en önde gelen aldatmacası, insanların maymun benzeri canlılardan evrimleştiği iddiasıdır. Bu iddia, oluşturulan binlerce hayali çizim ve maket yoluyla kitlere empoze edilir. Oysa gerçekte “maymun-adamlar”ın yaşamış olduğuna dair hiç bir kanıt yoktur. İnsanın en eski atası olarak ileri sürülen Australopithecus, şempanzelerden pek farklı olmayan soyu tükenmiş bir maymun türüdür. Evrim şemasında Australopithecus’un sonrasına yerleştirilen Homo erectus, Homo sapiens neanderthalensis, Homo sapiens archaic gibi sınıflamalar ise, farklı insan ırklarıdır. (bkz. İnsanın Hayali Soy Ağacı)
10 ÜNLÜ DARWINİST YALAN
1. “HAYATIN İLKEL DÜNYADA TESADÜFEN OLUŞABİLDİĞİ İSPATLANMIŞTIR” YALANI:
Bu iddiayı öne süren evrimci kaynaklarda tek kanıt olarak 1953 yılındaki Miller Deneyi gösterilir. Oysa bu deneyde canlı bir hücre oluşturulmamış, sadece bir kaç basit aminoasit sentezlenmiştir. Aminoasitlerin tesadüfen doğru sıralamayla dizilerek proteinleri oluşturmaları, bunların da bir hücre meydana getirmeleri matematiksel olarak imkansızdır. Kaldı ki, Miller’ın sentezlediği aminoasitler dahi anlam taşımamaktadır. Çünkü Miller deneyinde ilkel dünya atmosferinde bulunmayan gazlar kullanmıştır. (bkz. Miller Deneyi)
2. “İNSAN EMBRİYOSUNDA SOLUNGAÇLAR VARDIR” YALANI:
Bu iddia, evrimci biyolog Ernst Haeckel tarafından 20. yüzyılın başında yapılan bir bilim sahtekarlığına dayanmaktadır. Haeckel, evrime delil oluşturmak için, insan, tavuk, balık gibi canlıların embriyolarını yanyana çizmiş, ancak bu çizimler üzerinde çarpıtmalar yapmıştır. Bugün tüm bilim dünyası bunun bir sahtekarlık olduğunu kabul etmektedir. Haeckel’in “solungaç” diye gösterdiği yapı, gerçekte insanın orta kulak kanalının, paratiroidlerinin ve timüs bezlerinin başlangıcıdır. (bkz. Rekapitülasyon Yanılgısı)
3. “DOĞA TARİHİ, HAYAT AĞACINI DOĞRULAMAKTADIR” YALANI:
Darwinizm, yeryüzündeki yaşamın bir ağaç gibi tek bir kökten doğup giderek geliştiğini ve dallara ayrıldığını öne sürer. Evrimciler, doğa tarihini bu iddiaya uyarlamak için 150 yıldır çabalamaktadırlar. Oysa doğa tarihi, tam aksi bir tablo ortaya koymuştur. Fosil kayıtları bir “hayat ağacı” bulunmadığını, temel canlı gruplarının yeryüzünde aynı anda ve aniden ortaya çıktığını göstermektedir. Bilinen filumların (temel canlı gruplarının) tamamına yakını, 530-520 milyon yıl önceki Kambriyen devirde ortaya çıkmıştır. (bkz. Fosiller 'Hayat Ağacı'nı Reddediyor)
4. 'ARCHAEOPTERY, SÜRÜNGENLER VE KUŞLAR ARASINDAKİ KAYIP HALKADIR' YALANI:
Archaeopteryx adlı 150 milyon yıllık kuş fosili, evrimciler tarafından 19. yüzyıldan beri “evrimin en büyük fosil kanıtı” olarak gösterilmiştir. Bu kuşun bazı sürüngen özellikleri gösterdiği ve bu yüzden sürüngenler ile kuşlar arasındaki “kayıp halka” olduğu iddia edilmiştir. Ancak 2000 yılında ortaya çıkarılan Lonqisquama adlı fosil, bu iddiayı geçersiz kılmıştır. Çünkü 220 milyon yıl yaşındaki Lonqisquama, Archaeopteryx’ten 70 milyon yıl daha eski olmasına rağmen eksiksiz bir kuştur. (bkz. Archæopteryx Yanılgısı)
5. “ATIN EVRİMİ FOSİL KAYITLARIYLA İSPATLANMIŞTIR” YALANI:
Onlarca yıldır, “atın evrimi”, evrimin teorisinin en iyi belgelenmiş kanıtlarından biri olarak gösterilmiştir. Farklı devirlerde yaşamış dört ayaklı memeliler küçükten büyüğe doğru dizilmiş ve bu “at serileri” doğa tarihi müzelerinde sergilenmiştir. Oysa son yıllardaki araştırmalar, at serilerindeki canlıların birbirlerinin atası olmadığını, sıralamaların çok hatalı olduğunu, atın atası olarak gösterilen canlıların gerçekte attan daha sonra ortaya çıktıklarını ortaya koymaktadır. (bkz. Atın Evrimi Efsanesi)
DÜNYA NÜKLEER ENERJİDEN VAZGEÇİYOR MU?
Ülkeler, enerji politikalarını belirlerlerken enerji kaynakları, dışa bağımlılıkları, coğrafi durumları, nüfus artış hızı, finansman durumu, enerji kaynaklarında çeşitlilik gibi değişkenleri dikkate almaktadırlar. Bu nedenle her ülkenin kendine özgü bir enerji politikası olmalıdır. Konuya bu çerçeveden bakıldığında, dünyada nükleer enerjiden vazgeçildiğini söylemek son derece yanıltıcı olur.
Aralık 2000 - Eylül 2002 tarihleri arasında dünyada kurulu bulunan nükleer santral sayısı 438'den 442'ye çıkmıştır. Kurulu kapasite ise 351.000 MW'dan 357.000 MW'a çıkmıştır.
Bu dönemde işletmeye giren santrallar:
Çin'de 2 ünite
Japonya'da 1 ünite
G. Kore Cumhuriyeti 2 ünite
Rusya Federasyonu 1 ünite
Aynı dönemde İngiltere'de 2 ünite devre dışı bırakılmıştır.
Dünyadaki bazı gelişmeler aşağıda verilmiştir:
Halen 28.000 MW kurulu kapasiteye karşılık gelen 35 santral inşa halindedir. Bu santrallar: Arjantin (1) , Çin (6) , Çek Cumhuriyeti (1) , Hindistan (8) , İran (2) , Japonya (3) , K. Kore (1) , G. Kore (2) , Romanya (1) , Rusya Federasyonu (2) , Slovak Cumhuriyeti (2) , Ukrayna (4) , Tayvan (2) . Ayrıca, Finlandiya da yeni bir nükleer santralı kurma kararı almıştır.
Mayıs 2001'de yayınlanan ABD Ulusal Enerji Politikası, özellikle kaynak çeşitliliğine değinmekte ve bu ilkenin uygulanması amacıyla yerli kaynaklara (gaz, kömür ve petrol) yönelmenin yanında nükleer ve hidroelektrik potansiyelden de faydalanmanın gerekliliğine işaret etmektedir. Bu politikanın paralelinde, ABD 2010 yılında yeni nükleer santralları devreye almayı planlamaktadır.
G. Afrika Cumhuriyeti'nde 10 adet herbiri 120 MWe gücünde çakıl yataklı modüler reaktörden oluşan proje devam etmektedir
Çin'de 2010 yılına kadar 10.000 MW'lik bir nükleer program planlanmaktadır.
İLK NÜKLEER TEPKİMEYi KİM BULDU?
Einstein, 1905 yılında E=mc2 formülü ile fisyon sonucu açığa çıkabilecek enerji konusunda öngörüde bulunmuştu. Daha sonra 1930 yılında bu öngörü deneysel olarak Otto Hahn, Lise Meitner ve diğerleri tarafından doğrulandı. Dünyadaki insan yapısı ilk nükleer reaktör 1942 yılında Enrico Fermi’nin yürüttüğü bir proje sonucunda Amerika Birleşik Devletleri' nin Chicago, Illinois kentinde kuruldu.
Ancak, dünyadaki ilk nükleer reaktörün ortaya çıkışı milyonlarca yıl öncesine dayanmaktadır. Afrika'da Oklo, Gabon’daki bir uranyum madeninde, yeraltı sularının da maden içinde bulunması nedeniyle doğal bir nükleer reaktör oluştuğu ve binlerce yıl ısı ürettiği son yıllarda ortaya çıkarılmıştır.
Her iki reaktör de fisyonu kullanarak ısı üretmiş fakat hiçbiri elektrik üretmemiştir.
Elektrik üreten ilk ticari nükleer güç santralı Shippingport, Pennsylvania'da (ABD) kurulmuş ve 1957'de işletmeye girmiştir. Fisyon kullanılarak üretilen ilk elektrik ise, Aralık 1951'de Arco, Idaho’daki Deneysel Üretken Reaktöründe elde edilmiştir.
NÜKLEER ENERJİNİN DÜNYADAKİ DURUMU NEDİR?
İşletmede olan santralların sayısı: 442 adet
İşletmede olan santralların net gücü: 356.746 MW(e)
Üretilen enerji: 2544 TWsaat
Nükleer enerjinin toplam enerjiye oranı: %16
İnşa halindeki santralların sayısı: 35 adet
İnşa halindeki santralların net gücü: 27.743 MW(e) ,
İşletme deneyimi:10586 reaktör-yıl
(Kaynak: Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı, Eylül 2002)
Bazı Ülkelerin Elektrik Üretiminde Nükleer Enerjinin Payı:
Fransa: %77, Belçika: %58, Slovak Cumhuriyeti: %53, Ukrayna: %46, İsveç: %44, Macaristan: %39, G. Kore: %39, İsviçre: %36, Japonya: %34, Almanya: %31, Finlandiya: %31, İspanya: %27, İngiltere: %23, ABD: %20, Çek Cumhuriyeti: %20, Rusya Federasyonu: %15, Kanada: %13, Arjantin: %8, Güney Afrika Cumhuriyeti: %7, Hindistan: %4.
Ağır radyoaktif (Uranyum gibi) atomların bir nötronun çarpması ile daha küçük atomlara bölünmesi (fisyon) veya hafif radyoaktif atomların birleşerek daha ağır atomları oluşturması (füzyon) sonucu çok büyük bir miktarda eneji açığa çıkar. Bu enerjiye nükleer enerji denir. Nükleer reaktörlerde fisyon reaksiyonu ile edilen enerji elektriğe çevrilir. Güneşteki reaksiyonlar ise füzyon reaksiyonudur. Bu reaksiyonun yarattığı sıcaklık fisyon reaksiyonundakinden çok daha fazladır (birkaç milyon derece santigrad) . Bu yüzden bu sıcaklığı kontrol edebilecek bir füsyon reaktörü henüz kurulamamıştır.