Belirsizlik insanın en doğal durumudur. Ama insan bu belirsizliğin içinde alan yaratmak yerine başkalarına sığınır. Bu bir tür kaçıştır. (Soren Kierkegaard-Ya ya da)
Her ülke Cumhuriyete layıktır ama Cumhuriyeti içselleştirmek bir süreç meselesidir. Hem de geniş zamana yayılan bir süreç meselesidir. Avrupa'ya baktığımızda krallık, oligarşi ve Cumhuriyet arasında bir gidip gelme görüyoruz. Cumhuriyet, demokrasi, eşitlik ve özgürlük gibi kavramlar Avrupa'da 2000 yıldır tartışılmış, fikirler olgunlaşmış ve bugünkü haline ulaşılmıştır. Dünyanın geri kalanının ise cumhurityetle pek de köklü bir geçmişi yoktur. Nasıl ki bir çocuğun doğumu için 9 ay beklemek lüzumu varsa makro düzeydeki beklentilerin vücut bulması için de binlerce yıla ihtiyaç olabilmektedir. Anadolu ve Ortadoğu'da cumhuriyetin içselleştirlmesi için ne yazık ki daha asırlar var belli ki.
Rahatlamanın birinci şartı, hiçbir şeyi kişisel algılamamaktır. Herkes kendi zihninde olup bitenlere göre eyler, kendi savaşını verir, kendini suçlar, cezalandırır ya da ödüllendirir. Etraftakiler o an sadece sahneyi renklendiren görüntülerden ibarettir.
‘’Bu iskemle üzerine oturanı aptala çevirir.’’ şeklinde bir inanış ortaya atılsa ve bu inanışı ortaya atanlar hakikaten o iskemleye hiç oturmasa, sonraki nesiller o iskemlenin oturanı aptala çevireceğine yönelik bir inanış geliştirirler. Kısa süre sonra o iskemle ile ilgili kabuslar görenler bile olur. Kimisi o lanetli iskemleyi yok etmek isteyecek, kimisi de o iskemleye dokunmanın çok daha büyük bir lanet getireceğine inanacaktır. İşte insanlık tarihi bu tarz inançlarla gelmiştir günümüzde. Yalana inanırsak, yalancılar tarafından felaketlere sürükleniriz. Büyük savaşlar bile bu yalanlalarla, bu kötülemelerle başlar. (Don Miguel Ruiz)
Hegel, Kant’ın diyalektik hakkındaki görüşlerine katılıyordu ancak onları eksik buluyordu. Bu yüzden diyalektiği, değişimin kendi iç çelişkileriyle açıklayan bir kavram haline getirdi. Böylece söylemsel diyalektiğin yerini doğal süreç diyalektiği aldı. Hegelci diyalektik aslında Herakleitos’un karşıtların birliği ilkesine dayanır.
En uzak durduğunuz, en korktuğunuz, aklınıza ya da ruhunuza en itici gelen, bazen de en görmezden geldiğiniz şeyler, aslında hayat kitabının üniteleridir.
Belirsizlik insanın en doğal durumudur. Ama insan bu belirsizliğin içinde alan yaratmak yerine başkalarına sığınır. Bu bir tür kaçıştır. (Soren Kierkegaard-Ya ya da)
Her ülke Cumhuriyete layıktır ama Cumhuriyeti içselleştirmek bir süreç meselesidir. Hem de geniş zamana yayılan bir süreç meselesidir. Avrupa'ya baktığımızda krallık, oligarşi ve Cumhuriyet arasında bir gidip gelme görüyoruz. Cumhuriyet, demokrasi, eşitlik ve özgürlük gibi kavramlar Avrupa'da 2000 yıldır tartışılmış, fikirler olgunlaşmış ve bugünkü haline ulaşılmıştır. Dünyanın geri kalanının ise cumhurityetle pek de köklü bir geçmişi yoktur. Nasıl ki bir çocuğun doğumu için 9 ay beklemek lüzumu varsa makro düzeydeki beklentilerin vücut bulması için de binlerce yıla ihtiyaç olabilmektedir. Anadolu ve Ortadoğu'da cumhuriyetin içselleştirlmesi için ne yazık ki daha asırlar var belli ki.
Rahatlamanın birinci şartı, hiçbir şeyi kişisel algılamamaktır. Herkes kendi zihninde olup bitenlere göre eyler, kendi savaşını verir, kendini suçlar, cezalandırır ya da ödüllendirir. Etraftakiler o an sadece sahneyi renklendiren görüntülerden ibarettir.
‘’Bu iskemle üzerine oturanı aptala çevirir.’’ şeklinde bir inanış ortaya atılsa ve bu inanışı ortaya atanlar hakikaten o iskemleye hiç oturmasa, sonraki nesiller o iskemlenin oturanı aptala çevireceğine yönelik bir inanış geliştirirler. Kısa süre sonra o iskemle ile ilgili kabuslar görenler bile olur. Kimisi o lanetli iskemleyi yok etmek isteyecek, kimisi de o iskemleye dokunmanın çok daha büyük bir lanet getireceğine inanacaktır. İşte insanlık tarihi bu tarz inançlarla gelmiştir günümüzde. Yalana inanırsak, yalancılar tarafından felaketlere sürükleniriz. Büyük savaşlar bile bu yalanlalarla, bu kötülemelerle başlar. (Don Miguel Ruiz)
Kurtuluşun failini dışarıda arayanlar, kulluk etmeye mahkumdurlar. Özgürlük de mutluluk gibi içeride bulunan gücün, güneşin, ışığın yansımalarıdır.
Anılar
Düşler
Düşünceler
Hegel, Kant’ın diyalektik hakkındaki görüşlerine katılıyordu ancak onları eksik buluyordu. Bu yüzden diyalektiği, değişimin kendi iç çelişkileriyle açıklayan bir kavram haline getirdi. Böylece söylemsel diyalektiğin yerini doğal süreç diyalektiği aldı. Hegelci diyalektik aslında Herakleitos’un karşıtların birliği ilkesine dayanır.
Ne düşündüğümüz sorusuyla o denli meşgulüzdür ki bilinçaltımızın bizim hakkımızda ne düşündüğünü sormayı tamamen unutmuşuzdur. (Carl Gustav Jung)
Kazandibi
Trileçe
Dubai çikolatası
En uzak durduğunuz, en korktuğunuz, aklınıza ya da ruhunuza en itici gelen, bazen de en görmezden geldiğiniz şeyler, aslında hayat kitabının üniteleridir.