Hekimim kaldır ayrılığın perdesini hekimim, gözlerimiz son kez kamaşsın ayniyetle, gözbebeklerimiz hicapla yere baksın, uzun sürmez bilirsin zaten, efsunkâr muhabbetler…, hızır ilyas tepesinde bir yetimhane türküsü gibi, şimdi ayrılık…,
ki beni mahbûb mu sandın sevgili hekimim, senden de, benden de öte ve bizden ziyade, pusuladır muhabbet…, rotasız ve yolda kalmış yalnızlara, yedi yöndür aşıklara vuslat çilesi, ah,
olmazsan olmaz, sen olmazsan olmaz; kuşlar konmaz dallarıma ve iyi gelmez kasvetime denizden esen rüzgâr…; canımsın, yoldaşımsın, sırdaşımsın son çare hekimim;
sıyırdım yüreğimin zarını, kızıl denizin tuzu gözlerimde/ halsizim..., yüreğini kuytuya seren, sümbül yüzlü, yanık buğday tebessümlü lokmanım, o aydı, doğru mevsim doğru kış/doğru yazdı/, doğru güz/doğru ba/har/dı…, …yazgıydı…, gün doğru gündü, soluğu tütün kokan perşembe, cuma vaktinin müjdecisiydi, takvimler yalan söylemez…,
gel desen bile gelemem, hicâbım var, ki yollarım biçildi, kutsanarak ayrılık yemini içildi, sevgili hızır/ilyas muştusu, sende; bütün benliklerden geçildi, muhabbetin en ayağa düşmeyeni seçildi, umulur ki böylece, sonsuzluk sevildi, o da umulur ki…, bilirsin, ah…;
Efsun ki muhabbet demlerinde, nice mücerred hatıralarda gördük ki, bizi biz bile ayıramayız; bizi biz bile…, yakınlarından izinsiz nakli yasal morgdaki ölü gözlerinde, kornea ile retina gibi…,
yeri göğe katan bir doğal afet misal, geçtin başımıza ey aşk…, ve mest olmuş /kanıyoruz/ dünyanın gözyaşlarıyla, hayat sürme narkozu altında…,
ne panik ne de şaşkınlık içindeydik, sanki saatlerimizi kurmuş, bekliyor gibiydik olacakları, kalplerimiz ve sadrımız genişti ve dayanma güçlüğü çekmiyorduk olanlara ki,
gariptir; içinde bulunduğu yerde bile, yitiği de olabiliyor insan kendi yüreğinin, ve ah termal, kayaaltı dilek çeşmesinden akmamıştır senden aktığı kadar, şifa suları,
dut pekmeziyle tahinin birbirine karışmasıdır aşk ki, yeniden ayrı ayrı dile damağa konmayan…, ki gerekmiyor bir çuval keçiboynuzunu çiğnemek de seninle, bir damla bal/şeker tadı için, ve senin gül bahçesine sinen kokun, hazan sesli nefesin de yetiyor doymak ve doydukça acıkmak için…,
ışıltıların yıldız yıldız sarıyor dört bir yanı, ve göz gözü görmüyor, gönül gönüle baktıkça…, al çift kutupluluğumu ver migrenini; canına sahip çıkmak asıl, muhibana canını vermektir…, ki aşk can vermek değil, aşk; can içinde can olabilmek, tek can kalabilmek ve kaybedip kaybedip sayısızca bulabilmektir yitirdiğini…,
âdem ve havvanın yasak meyvaya uzanırken, aşkın ellerinden tuttuğu o an, bir kadir gecesine denk gelmiş olabilir mi…, ki hatırlıyorum, bu soruyla secdedeydim, ve kıble ne yönde deseler bilmiyordum, ki yönüm bir siy/ah güle bakıyordu, üstünden gözümü hiç ayıramadığım, ve o secdeye kapanışta toprağını öptüğüm, o siy/ah güledir meftunluğum…, ah;
azarlarının tadı nasıl da kekremsi, nasıl bir değer vermektir bu ve o nasıl kıyamamak, her bir kelimesi ben/de, seni seviyorum diye haykıran, o mecnûnca basılan küfürleri anlamak ki evet efsunlu bir sevinçtir, ve o kem sözler birer umut olur an gelir, en içe saplanan…,
ki tutucu bir adamım ben çok doğru, bir yol tuttu mu; geriye çevrilmem öyle kolay kolay, ama yalnız, geri çevrilmenin muhabbete gitmek, anlamına geldiğine inanırsam, yön tanımaz olurum ve kararır gözlerim,
evet; çizgisi orta yerde, bağnazıyım gerçek hayatın…, peki şimdi söyle güzel kardeşim, tam olarak sen neredesin, bak kaç ömürdür buradayım, bu denizin karşısında…, ve ne kadar zaman oldu, yine hiçliğimle bekliyorum, kıpırdamadan, eylemsiz seni…; intiharı seçmiş bir balina kadar ölü, kıyıya vurmuş ve cansız…,
denizdeyim…, tam karşısında, kıpırtısızlığını delecek ilk dalgayı yakalamak için, gözlerimi kırpmadan bekliyorum…, kafamı kaldırıp bir an göğe baksam, yine orada kim olsa bilir, o şımarık, tembel ve inatçı bulut…,
sahi şu içi geçmiş dünyanın tepesindeki bulutlar renk değişmez mi hiç, hep o puslu gri, /kaç gündür aralıksız yağan rahmetten/ ki bir iç ses daha evet, sıkılmaz mı hiç bu inatçı bulut çakılı kalmaktan, ve hep aynı hoşnutlukta…;
renklerden gri, gri, gri, kaç fitten bana bakar sorsan, /hey; hep maviyi bekleyen, /çekil aşağımdan; ki deniz suyu, köpük, bulanık burnumun ucu…;
Hekimim
kaldır ayrılığın perdesini hekimim,
gözlerimiz son kez kamaşsın ayniyetle,
gözbebeklerimiz hicapla yere baksın,
uzun sürmez bilirsin zaten,
efsunkâr muhabbetler…,
hızır ilyas tepesinde bir yetimhane türküsü gibi,
şimdi ayrılık…,
ki beni mahbûb mu sandın sevgili hekimim,
senden de, benden de öte ve
bizden ziyade,
pusuladır muhabbet…,
rotasız ve yolda kalmış yalnızlara,
yedi yöndür aşıklara vuslat çilesi,
ah,
olmazsan olmaz,
sen olmazsan olmaz;
kuşlar konmaz dallarıma ve iyi gelmez
kasvetime denizden esen rüzgâr…;
canımsın, yoldaşımsın, sırdaşımsın
son çare hekimim;
sıyırdım yüreğimin zarını,
kızıl denizin tuzu gözlerimde/
halsizim...,
yüreğini kuytuya seren,
sümbül yüzlü,
yanık buğday tebessümlü lokmanım,
o aydı,
doğru mevsim doğru kış/doğru yazdı/,
doğru güz/doğru ba/har/dı…,
…yazgıydı…,
gün doğru gündü,
soluğu tütün kokan perşembe,
cuma vaktinin müjdecisiydi,
takvimler yalan söylemez…,
gel desen bile gelemem,
hicâbım var,
ki yollarım biçildi,
kutsanarak ayrılık yemini içildi,
sevgili hızır/ilyas muştusu,
sende; bütün benliklerden geçildi,
muhabbetin en ayağa düşmeyeni seçildi,
umulur ki böylece,
sonsuzluk sevildi,
o da umulur ki…,
bilirsin,
ah…;
allah gani gani rahmet eylesin karakoçlarımıza... bir sarışına vurgundu... oysa fakir esmerden yanadır :)
Efsun
ki muhabbet demlerinde,
nice mücerred hatıralarda gördük ki,
bizi biz bile ayıramayız; bizi biz bile…,
yakınlarından izinsiz nakli yasal
morgdaki ölü gözlerinde,
kornea ile retina gibi…,
yeri göğe katan bir doğal afet misal,
geçtin başımıza ey aşk…,
ve mest olmuş /kanıyoruz/
dünyanın gözyaşlarıyla,
hayat sürme narkozu altında…,
ne panik ne de şaşkınlık içindeydik,
sanki saatlerimizi kurmuş,
bekliyor gibiydik olacakları,
kalplerimiz ve sadrımız genişti
ve dayanma güçlüğü çekmiyorduk
olanlara ki,
gariptir; içinde bulunduğu yerde bile,
yitiği de olabiliyor insan kendi yüreğinin,
ve ah termal,
kayaaltı dilek çeşmesinden akmamıştır
senden aktığı kadar,
şifa suları,
dut pekmeziyle tahinin
birbirine karışmasıdır aşk ki,
yeniden ayrı ayrı
dile damağa konmayan…,
ki gerekmiyor bir çuval
keçiboynuzunu çiğnemek de seninle,
bir damla bal/şeker tadı için,
ve senin gül bahçesine sinen kokun,
hazan sesli nefesin de yetiyor
doymak ve doydukça acıkmak için…,
ışıltıların yıldız yıldız sarıyor dört bir yanı,
ve göz gözü görmüyor,
gönül gönüle baktıkça…,
al çift kutupluluğumu ver migrenini;
canına sahip çıkmak asıl,
muhibana canını vermektir…,
ki aşk can vermek değil,
aşk; can içinde can olabilmek,
tek can kalabilmek ve
kaybedip kaybedip sayısızca
bulabilmektir yitirdiğini…,
âdem ve havvanın yasak meyvaya uzanırken,
aşkın ellerinden tuttuğu o an,
bir kadir gecesine denk gelmiş olabilir mi…,
ki hatırlıyorum, bu soruyla secdedeydim,
ve kıble ne yönde deseler bilmiyordum,
ki yönüm bir siy/ah güle bakıyordu,
üstünden gözümü hiç ayıramadığım,
ve o secdeye kapanışta toprağını öptüğüm,
o siy/ah güledir meftunluğum…,
ah;
azarlarının tadı nasıl da kekremsi,
nasıl bir değer vermektir bu ve o nasıl
kıyamamak, her bir kelimesi ben/de,
seni seviyorum diye haykıran,
o mecnûnca basılan küfürleri anlamak ki
evet efsunlu bir sevinçtir,
ve o kem sözler birer umut olur an gelir,
en içe saplanan…,
Tutucu
ki tutucu bir adamım ben çok doğru,
bir yol tuttu mu;
geriye çevrilmem öyle kolay kolay,
ama yalnız,
geri çevrilmenin muhabbete gitmek,
anlamına geldiğine inanırsam,
yön tanımaz olurum ve kararır gözlerim,
evet;
çizgisi orta yerde,
bağnazıyım gerçek hayatın…,
peki şimdi söyle güzel kardeşim,
tam olarak sen neredesin,
bak kaç ömürdür buradayım,
bu denizin karşısında…,
ve ne kadar zaman oldu,
yine hiçliğimle bekliyorum,
kıpırdamadan, eylemsiz seni…;
intiharı seçmiş bir balina kadar ölü,
kıyıya vurmuş ve cansız…,
denizdeyim…,
tam karşısında,
kıpırtısızlığını delecek ilk dalgayı yakalamak için,
gözlerimi kırpmadan bekliyorum…,
kafamı kaldırıp bir an göğe baksam,
yine orada kim olsa bilir,
o şımarık,
tembel ve inatçı bulut…,
sahi şu içi geçmiş dünyanın tepesindeki
bulutlar renk değişmez mi hiç,
hep o puslu gri,
/kaç gündür aralıksız yağan rahmetten/
ki bir iç ses daha evet,
sıkılmaz mı hiç bu inatçı bulut çakılı kalmaktan,
ve hep aynı hoşnutlukta…;
renklerden gri, gri, gri,
kaç fitten bana bakar sorsan,
/hey;
hep maviyi bekleyen,
/çekil aşağımdan;
ki deniz suyu,
köpük,
bulanık burnumun ucu…;