saniyordu ki iyilik yapmakla iyilik elde edilir. oysa boyle birsey varsa bile olsa olsa rastlantidir. gercek olan oc almaktir. hemde en katmerlisinden.... boris vian
jerzy kosinski 1933 yılında rus asıllı bir ana-babadan polonya'da dünyaya geldi. eğitimini polonya'da tamamladı ve öğretim görevlisi olarak varşova bilimler akademisi'ne girdi. 1955 yılında başladığı asistanlık görevine 1957 yılına kadar devam etti. 1957 sonlarında ford bursuyla amerika'ya gitti; daha sonra guggenheim bursuyla amerika'da öğrenimine devam etti. psikoloji doktorası tamamladıktan sonra wesleyan üniversitesi'nde öğretim üyesi olarak görev aldı. daha sonra princeton üniversitesi'nde ve yale üniversitesi'nde öğretim üyeliği yaptı. ilk eseri 1960 yılında yayınlandı; joseph novak takma adıyla yayınlanan bu kitabını büyük başarıya ulaşan boyalı kuş/the painted bird izledi. fransa'da yazara 'en iyi yabancı roman' ödülünü kazandıran boyalı kuş 36 dile çevrildi ve bütün yayınlandığı ülkelerde aynı başarıya ulaştı. jerzy kosinski daha sonra yayınlanan adımlar/the steps ile başarısını sürdürdü. adımlar yayınlandığı sene amerika'nın en büyük edebiyat ödülü olarak bilinen 'national book award 1969' armağanını kazandı. yazarın üçüncü romanı bir yerde/being there 19 dilde aynı zamanda yayınlandı. 'çağımızın en büyük belgeleri arasında yer alacak' bir roman olarak nitelendirilen boyalı kuş yazarın en çok yankı uyandıran eseridir. yazar bütün çevirilerde ve romanın filme aktarılmasında 'boyalı kuş' adının değiştirilmemesini öne sürüyor. (boyalı kuş'un mayıs 1974 tarihli 6. baskısından)
En Sıkı Şair: Cemalettin Süreyya Seber / Ece Ayhan
Evet Cemal Süreya gerçekten de en sıkı şairlerdendi. Sivil, cins, özgün vs. Nazım Hikmet'le yan yana ve eşit düşünülürdü. (1984'te, kendime pay çıkarıyorum! Yazko'nun Somut Gazetesinde bana 'kaymakam' - 'Kafka' da dendiğini yazmıştı.) Haydarparşa Lisesi'nde parasız yatılı okuyordur. Herkes evine gidiyor ama annesi, babası ve barkı olmadığı için tek başına bütün yaz tatillerinde okulda kalıyor. Osmanlıların son zamanlarında Kadıköy'de Göztepe'de köşklerinde oturan hekimler için tıbbiye olarak yapılan amfili binada uzun koridorlarda büyük yalnızlığını yaşamaktadır. Ortaokulda parasız yatılı olarak okurken orta ikideyken yoksulluktan bir karikatüre otuzbir çekmek zorunda kalmıştır... İşte bu yüzden iyi arkadaşlarına hangi elle otuzbir çektiğini sorardı. Orhan Veli'nin 'Sol Elim' şiirini düşünerek. Sol elin yanındaydı. Sol...
(*) Bu “anılar” da yazarı da kuşku yok ki uydurmadır. Böyle olmakla birlikte bu anıların uydurucusuna benzeyen kişileri ve toplumumuzun içinde bulunduğu durumu düşünürsek, bunların içimizde bulunmalarını yalnızca olağan karşılamaz, aynı zamanda zorunlu olduğunu kabul ederiz. Ben, bundan kısa süre öncesinin alışılmış karakterlerinden birini tüm çıplaklığıyla halkın gözleri önüne sermek istedim. Bu, toplumumuzda yaşamını sürdüregelen temsilcidir. “Yeraltı” başlığı altındaki bu bölümde, bu kişi kendini, kendi görüşlerini açıklamaktadır. Aramızda bulunuşunun, bulunmak zorunda oluşunun nedenlerini anlatmak istiyor. Daha sonraki bölümde ise bu kişinin yaşamındaki birkaç olayı ortaya koyan gerçek “anılar” bulunmaktadır. Fyodor Dostoyevski
bir şerif gören filmidir,,yılmaz güney filme hayat vermiştir.82 cannes film festivalinde altın palmiye almıştır.
güzel bir yol hikayesi..birol üneri ilk defa burda tanıdık.bardaki sahneyle,budapeşte de..
im juli..
saniyordu ki iyilik yapmakla iyilik elde edilir. oysa boyle birsey varsa bile olsa olsa rastlantidir. gercek olan oc almaktir. hemde en katmerlisinden.... boris vian
jerzy kosinski-
ben artik uretemiyorum dediginde de kafasina bi torba gecirip intahar etmis.-
karisi ile tv izlerken banyoya gidip kafasina naylon torba gecirip baglayarak intihar etmistir.
jerzy kosinski 1933 yılında rus asıllı bir ana-babadan polonya'da dünyaya geldi. eğitimini polonya'da tamamladı ve öğretim görevlisi olarak varşova bilimler akademisi'ne girdi. 1955 yılında başladığı asistanlık görevine 1957 yılına kadar devam etti. 1957 sonlarında ford bursuyla amerika'ya gitti; daha sonra guggenheim bursuyla amerika'da öğrenimine devam etti. psikoloji doktorası tamamladıktan sonra wesleyan üniversitesi'nde öğretim üyesi olarak görev aldı. daha sonra princeton üniversitesi'nde ve yale üniversitesi'nde öğretim üyeliği yaptı. ilk eseri 1960 yılında yayınlandı; joseph novak takma adıyla yayınlanan bu kitabını büyük başarıya ulaşan boyalı kuş/the painted bird izledi. fransa'da yazara 'en iyi yabancı roman' ödülünü kazandıran boyalı kuş 36 dile çevrildi ve bütün yayınlandığı ülkelerde aynı başarıya ulaştı. jerzy kosinski daha sonra yayınlanan adımlar/the steps ile başarısını sürdürdü. adımlar yayınlandığı sene amerika'nın en büyük edebiyat ödülü olarak bilinen 'national book award 1969' armağanını kazandı. yazarın üçüncü romanı bir yerde/being there 19 dilde aynı zamanda yayınlandı. 'çağımızın en büyük belgeleri arasında yer alacak' bir roman olarak nitelendirilen boyalı kuş yazarın en çok yankı uyandıran eseridir. yazar bütün çevirilerde ve romanın filme aktarılmasında 'boyalı kuş' adının değiştirilmemesini öne sürüyor.
(boyalı kuş'un mayıs 1974 tarihli 6. baskısından)
En Sıkı Şair: Cemalettin Süreyya Seber / Ece Ayhan
Evet Cemal Süreya gerçekten de en sıkı şairlerdendi. Sivil, cins, özgün vs. Nazım Hikmet'le yan yana ve eşit düşünülürdü. (1984'te, kendime pay çıkarıyorum! Yazko'nun Somut Gazetesinde bana 'kaymakam' - 'Kafka' da dendiğini yazmıştı.) Haydarparşa Lisesi'nde parasız yatılı okuyordur. Herkes evine gidiyor ama annesi, babası ve barkı olmadığı için tek başına bütün yaz tatillerinde okulda kalıyor. Osmanlıların son zamanlarında Kadıköy'de Göztepe'de köşklerinde oturan hekimler için tıbbiye olarak yapılan amfili binada uzun koridorlarda büyük yalnızlığını yaşamaktadır. Ortaokulda parasız yatılı olarak okurken orta ikideyken yoksulluktan bir karikatüre otuzbir çekmek zorunda kalmıştır... İşte bu yüzden iyi arkadaşlarına hangi elle otuzbir çektiğini sorardı. Orhan Veli'nin 'Sol Elim' şiirini düşünerek. Sol elin yanındaydı. Sol...
1998
YER ALTI(*)
(*) Bu “anılar” da yazarı da kuşku yok ki uydurmadır. Böyle olmakla birlikte bu anıların uydurucusuna benzeyen kişileri ve toplumumuzun içinde bulunduğu durumu düşünürsek, bunların içimizde bulunmalarını yalnızca olağan karşılamaz, aynı zamanda zorunlu olduğunu kabul ederiz. Ben, bundan kısa süre öncesinin alışılmış karakterlerinden birini tüm çıplaklığıyla halkın gözleri önüne sermek istedim. Bu, toplumumuzda yaşamını sürdüregelen temsilcidir. “Yeraltı” başlığı altındaki bu bölümde, bu kişi kendini, kendi görüşlerini açıklamaktadır. Aramızda bulunuşunun, bulunmak zorunda oluşunun nedenlerini anlatmak istiyor. Daha sonraki bölümde ise bu kişinin yaşamındaki birkaç olayı ortaya koyan gerçek “anılar” bulunmaktadır.
Fyodor Dostoyevski
kısaca insan / william blake
Kalmaz ortada acıma
Yoksulluk olmayınca;
Ne de merhamet
Bizim gibi mutluysa millet
Birbirini korkutup barışı aradıkça
Sevgiyi kendine sakladıkça;
Zulüm sarar dört yanını
Pusularla tutarlar yollarını.
İlahi korkularla kalakalır baş başa
Ağlar gözyaşları yağar toprağa;
Ve alçakgönüllülük kök verir birdenbire
Ayaklarını bastığı yerde.
Derken bir gölge gibi yayılır hüzünle
O giz kafasının üzerinde;
Bir tırtıldan sineğe
Her şeyi o giz beslemekte.
Ve taşımakta düzenbazlığın meyvesini
Belli ki dayanılmazdır lezzeti;
Derken bir sırtlan yuvası o uğursuz gölge
Karanlığını saçar her yere.
Karalar ve denizlerin Tanrıları
Çok aradı Doğu’da bulmak için o ağacı;
Tüm çabaları boşunaydı oysa
O ağaç insanın beyninde boy atmakta.
kabuğunu değiştirmeyen yılan,,, ölür...... nietzsche.....