“Efendi” kelimesi bana kölenin sahibini çağrıştırmıyor. Aslında anlamı ve karşıladığı şeyler güzel. “Mesela; bir erkeğe efendilik çok yakışıyor” ( kibar, centilmen, iyi eğitim almış, dürüst) yunancadan girmiş türkçeye. Hem onlar Atatürk’ü bilmiyorlar:)) bence de köylü milletin efendisidir.
Bu sizin yazınıza; İnsan, “aklının yettiği kadar kendisinin efendisidir.” Kimi, bedenini akıllara köle eder! Kimileri; “akıllarına” bedenlerini köle eder. İlki başkalarına efendim der. İkincisi kendine efendilik eder. Ata kızı
Genç kızın ruhu adeta süzgeçten geçiyor ve herbir zerresinden şimdiye dek hissedip üstesinden geldiği her şey sanki üzerinden zaman geçmemiş yeni yaşanmışçasına acı veriyordu... sahi ne olmuştu da bu kadar içerlediği şeyler bir anda güncellenmişti beyninde? çocuk sayılacak yaşta Ayşe'nin uğradığı tecavüz maalesef onda travmalar yaratmıştı, söylemeyi başarmış fakat ailesi tarafından ayıplanmış, hor görülmüş, evlendirilmeye kalkışılmış... bunlar ayşede önemli ölçüde güven problemi oluşturmuş güçlü kişiliği sayesinde evden de uzaklaşıp kendisine yeni bir hayat kurmuş olduğundan bu sorunun üstesinden bir nebze de olsa gelmeyi başarmıştı. Ne yazık ki yaşadığı son olayda erdem hocanın ondan önemli bir şeyi saklamış olması normal düşünen bir insandan çok daha dramatik bir hale dönüştürmüş ve bastırdığı olumsuz duyguları gün yüzüne çıkarmıştı. Bu sebepten dolayı Ayşe depresyona girmişti. Ayşe artık okula gidemiyordu ve okulunu dondurdu, zoraki çalışıyor ve bir yandan da tedavi oluyordu. tedavi için terapi ve ilaçlar alan genç kıza patronu çok yardımcı oluyor ona sık sık izinler veriyordu. Ayşe de yoğun bir nefret duygusu uyanmış, annesini bile hatırlamak istemiyor, hatta tüm ailesinden nefret ediyordu. Erdem hoca ise onu sadece uzaktan izleyebiliyor ve kesinlikle yanına yaklaşamıyordu. Genç hoca çaresizlik içinde kıvranıyor ama ona yardım edemiyordu. Bu süreçte sadece; doktoru, patronu, bir de minik Mestan adındaki kedisi vardı... yanına onlardan başka kimseyi yaklaştırmıyordu. Psikoterapi alanında oldukça deneyimli olan doktoru, Ayşe'nin neden bu hale geldiğini bildiği için onu daha kolay tedavi ediyor ve tedavi süreci oldukça çabuk ilerleyip olumlu sonuçlar veriyordu. Ne yazık ki bütün çocuklar ayşe kadar şanslı olamayabiliyor, çünkü, çocuklar konuşamıyor, anlatamıyor. Yıllar sonra bu travmaların yol açtığı sorunlar karşılarına, "panik ataklar, depresyonlar, karşı cinse güvenmeme, eşcinsel olma korkusu, obsesyonlar, ve daha bir çok problem. bunlar çoğunlukla olayın özünde yatan sebep bilinmediği için tedavide başarıya ulaşmak zorlaşır. Neyse ki Ayşe bunu cesaretle söylemişti ve şu an tedavisi de çok güzel sonuçlar veriyordu. Bir yılın sonunda Ayşe okuluna geri döndü. Bu süreçte onun arkasında duran babasından habersizdi Ayşe. kızına bütün bunları yaşattığı için çok pişmandı ve köylerinde okul yaptırıyordu çocuklar için özellikle de kız çocukları için. Ayşe'nin babasının okul yaptırmaya gücü yoktu fakat köyün muhtarıyla konuşup bir hayırsever sayesinde onlara tarlasını hibe edip okul yapmalarına vesile olmuştu. Ayşe tedavisi sonuç vermeye başlayınca öfkesi ve nefret duygusu da azalmıştı. hala erdem hocayı görmek istemiyordu. Ve erdem hocanın tüm yaklaşma çabaları boşa çıkıyor gün geçtikçe umutsuzluğa kapılıyordu ama elinden de bir şey gelmiyordu.
Ağlamak İçin Gözden Yaş mı Akmalı? Ağlamak için gözden yaş mı akmalı? Dudaklar gülerken, insan ağlayamaz mı? Sevmek için güzele mi bakmalı? Çirkin bir tende güzel bir ruh, kalbi bağlayamaz mı? Hasret; özlenenden uzak mı kalmaktır? Özlenen yakındayken hicran duyulamaz mı?
Hırsızlık; para, mal mı çalmaktır? Saadet çalmak, hırsızlık olamaz mı? Solması için gülü dalından mı koparmalı? Pembe bir gonca iken gül dalında solmaz mı? Öldürmek için silah, hançer mı olmalı? Saçlar bağ, gözler silah, gülüş, kurşun olamaz mı?
Kadın düşünen bir varlıktır. ( çoğunluğu) aptal olanlar da var elbette. Tıpkı erkelerde de olduğu gibi. “Tin” insana özgü düşünce yetisi anlamına da gelir. ( felsefi açıdan) Farklı açıklamaları da vardır. Günün şiirine baktığımızda cümle yapısından çıkardığım kadının düşünebildiği ve güzelliğinin geçici olduğunun farkında olduğunu felsefi açıdan çok güzel anlatılmış.
Bu sabah ana sayfada bir yazı okudum. sorulara oldukça haklı ve yerindeydi, verilecek cevabım da vardı oysa bu işin eğitimini almış biri olarak.
- İnsanlar bana göre iki kategoride incelenmeli; Aykırılar standart yaşayanlar
Standart yaşayan insanlar kurallar zincirine bağlı yaşarlar, yaşamlarını idame ettirecek kadar üretkendirler. Ailelerine belki fayda sağlarlar. Bu tarz yaşamayı seçen insanlar, kendileri gibi, onlara benzeyen kişilerle bir guruba dahil olmayı seçer ve o guruba uyum sağlamayı seçerler.
Bir de işte o soruların cevabı olan insanlar var ki! onlar aykırı dediğimiz, kurallara harfiyen uymayan, kendi doğruları ve düşünceleri olan, kuralları koyan insanların da yanılma paylarının olabileceğinin farkında olan. çoğunlukla da üstün zekalı insanlar oldukları için aldıkları kararlar, doğru ve aydınlatıcı hatta öncül olabilecek kararlardır. devrimciler bu insanlardan çıkar. Büyük devlet adamları, bilim adamları bu insanlardan çıkar. Evet sorularının karşılığı şu olmalı arkadaş; "tekdüze ve standart yaşamayı tercih edebiliriz bu son derece kişisel hakkınızdır. Ama dünya denen gezegenin ilerleyip daha iyi olabilmesi için, daha yaşanabilir yer olması için, fikirlere ve yaşam haklarına saygı duymak gerekiyor."
cinsiyet ayrımcılığını ırk, din, dil ayrımcılığını artık rafa kaldırmamız gerekiyor.
...ve soru soruyorsak cevap hakkını da tanımamız gerektiğini de öğrenmemiz gerekiyor. sadece fikrimi söylemek istedim hepsi bu. okuyan herkese saygı ve sevgilerimle...
Herkes güzel insan olmayı başarabilirdi yaşadığı coğrafya cennet olsun diye.
Ata kızı
“Efendi” kelimesi bana kölenin sahibini çağrıştırmıyor. Aslında anlamı ve karşıladığı şeyler güzel. “Mesela; bir erkeğe efendilik çok yakışıyor” ( kibar, centilmen, iyi eğitim almış, dürüst) yunancadan girmiş türkçeye. Hem onlar Atatürk’ü bilmiyorlar:)) bence de köylü milletin efendisidir.
Bu sizin yazınıza; İnsan, “aklının yettiği kadar kendisinin efendisidir.” Kimi, bedenini akıllara köle eder! Kimileri; “akıllarına” bedenlerini köle eder. İlki başkalarına efendim der. İkincisi kendine efendilik eder.
Ata kızı
KARDELEN
Genç kızın ruhu adeta süzgeçten geçiyor ve herbir zerresinden şimdiye dek hissedip üstesinden geldiği her şey sanki üzerinden zaman geçmemiş yeni yaşanmışçasına acı veriyordu...
sahi ne olmuştu da bu kadar içerlediği şeyler bir anda güncellenmişti beyninde? çocuk sayılacak yaşta Ayşe'nin uğradığı tecavüz maalesef onda travmalar yaratmıştı, söylemeyi başarmış fakat ailesi tarafından ayıplanmış, hor görülmüş, evlendirilmeye kalkışılmış... bunlar ayşede önemli ölçüde güven problemi oluşturmuş güçlü kişiliği sayesinde evden de uzaklaşıp kendisine yeni bir hayat kurmuş olduğundan bu sorunun üstesinden bir nebze de olsa gelmeyi başarmıştı. Ne yazık ki yaşadığı son olayda erdem hocanın ondan önemli bir şeyi saklamış olması normal düşünen bir insandan çok daha dramatik bir hale dönüştürmüş ve bastırdığı olumsuz duyguları gün yüzüne çıkarmıştı. Bu sebepten dolayı Ayşe depresyona girmişti. Ayşe artık okula gidemiyordu ve okulunu dondurdu, zoraki çalışıyor ve bir yandan da tedavi oluyordu. tedavi için terapi ve ilaçlar alan genç kıza patronu çok yardımcı oluyor ona sık sık izinler veriyordu. Ayşe de yoğun bir nefret duygusu uyanmış, annesini bile hatırlamak istemiyor, hatta tüm ailesinden nefret ediyordu. Erdem hoca ise onu sadece uzaktan izleyebiliyor ve kesinlikle yanına yaklaşamıyordu. Genç hoca çaresizlik içinde kıvranıyor ama ona yardım edemiyordu. Bu süreçte sadece; doktoru, patronu, bir de minik Mestan adındaki kedisi vardı... yanına onlardan başka kimseyi yaklaştırmıyordu. Psikoterapi alanında oldukça deneyimli olan doktoru, Ayşe'nin neden bu hale geldiğini bildiği için onu daha kolay tedavi ediyor ve tedavi süreci oldukça çabuk ilerleyip olumlu sonuçlar veriyordu. Ne yazık ki bütün çocuklar ayşe kadar şanslı olamayabiliyor, çünkü, çocuklar konuşamıyor, anlatamıyor. Yıllar sonra bu travmaların yol açtığı sorunlar karşılarına, "panik ataklar, depresyonlar, karşı cinse güvenmeme, eşcinsel olma korkusu, obsesyonlar, ve daha bir çok problem. bunlar çoğunlukla olayın özünde yatan sebep bilinmediği için tedavide başarıya ulaşmak zorlaşır. Neyse ki Ayşe bunu cesaretle söylemişti ve şu an tedavisi de çok güzel sonuçlar veriyordu.
Bir yılın sonunda Ayşe okuluna geri döndü. Bu süreçte onun arkasında duran babasından habersizdi Ayşe. kızına bütün bunları yaşattığı için çok pişmandı ve köylerinde okul yaptırıyordu çocuklar için özellikle de kız çocukları için. Ayşe'nin babasının okul yaptırmaya gücü yoktu fakat köyün muhtarıyla konuşup bir hayırsever sayesinde onlara tarlasını hibe edip okul yapmalarına vesile olmuştu. Ayşe tedavisi sonuç vermeye başlayınca öfkesi ve nefret duygusu da azalmıştı. hala erdem hocayı görmek istemiyordu. Ve erdem hocanın tüm yaklaşma çabaları boşa çıkıyor gün geçtikçe umutsuzluğa kapılıyordu ama elinden de bir şey gelmiyordu.
13. Sayfa
Asıl deliler dışarda geziyor, içeri tıkılanlar onların hasta ettikleri:)))
Ağlamak İçin Gözden Yaş mı Akmalı?
Ağlamak için gözden yaş mı akmalı?
Dudaklar gülerken, insan ağlayamaz mı?
Sevmek için güzele mi bakmalı?
Çirkin bir tende güzel bir ruh, kalbi bağlayamaz mı?
Hasret; özlenenden uzak mı kalmaktır?
Özlenen yakındayken hicran duyulamaz mı?
Hırsızlık; para, mal mı çalmaktır?
Saadet çalmak, hırsızlık olamaz mı?
Solması için gülü dalından mı koparmalı?
Pembe bir gonca iken gül dalında solmaz mı?
Öldürmek için silah, hançer mı olmalı?
Saçlar bağ, gözler silah, gülüş, kurşun olamaz mı?
Victor Hugo
Ne güzel şiirleri var
Eee bu tımarhanenin delileri taburcu mu oldu?
Günün şiirinden bahsediyorum.
Bazıları çözmüş sırrı. Gülten Akın gibi…
Kadın düşünen bir varlıktır. ( çoğunluğu) aptal olanlar da var elbette. Tıpkı erkelerde de olduğu gibi.
“Tin” insana özgü düşünce yetisi anlamına da gelir. ( felsefi açıdan)
Farklı açıklamaları da vardır. Günün şiirine baktığımızda cümle yapısından çıkardığım kadının düşünebildiği ve güzelliğinin geçici olduğunun farkında olduğunu felsefi açıdan çok güzel anlatılmış.
Bu sabah ana sayfada bir yazı okudum. sorulara oldukça haklı ve yerindeydi, verilecek cevabım da vardı oysa bu işin eğitimini almış biri olarak.
- İnsanlar bana göre iki kategoride incelenmeli;
Aykırılar
standart yaşayanlar
Standart yaşayan insanlar kurallar zincirine bağlı yaşarlar, yaşamlarını idame ettirecek kadar üretkendirler. Ailelerine belki fayda sağlarlar. Bu tarz yaşamayı seçen insanlar, kendileri gibi, onlara benzeyen kişilerle bir guruba dahil olmayı seçer ve o guruba uyum sağlamayı seçerler.
Bir de işte o soruların cevabı olan insanlar var ki! onlar aykırı dediğimiz, kurallara harfiyen uymayan, kendi doğruları ve düşünceleri olan, kuralları koyan insanların da yanılma paylarının olabileceğinin farkında olan. çoğunlukla da üstün zekalı insanlar oldukları için aldıkları kararlar, doğru ve aydınlatıcı hatta öncül olabilecek kararlardır. devrimciler bu insanlardan çıkar. Büyük devlet adamları, bilim adamları bu insanlardan çıkar. Evet sorularının karşılığı şu olmalı arkadaş;
"tekdüze ve standart yaşamayı tercih edebiliriz bu son derece kişisel hakkınızdır. Ama dünya denen gezegenin ilerleyip daha iyi olabilmesi için, daha yaşanabilir yer olması için, fikirlere ve yaşam haklarına saygı duymak gerekiyor."
cinsiyet ayrımcılığını
ırk, din, dil ayrımcılığını
artık rafa kaldırmamız gerekiyor.
...ve soru soruyorsak cevap hakkını da tanımamız gerektiğini de öğrenmemiz gerekiyor.
sadece fikrimi söylemek istedim hepsi bu. okuyan herkese saygı ve sevgilerimle...