Haydi Bağla şu düğümü Yap şu köprüyü Özündeki soru(n)ları öğüt Kendini aş Bana ulaş Ve Parça parça olan şu coğrafyamızı birleştir... Zira Aşk, her zaman güzeldir...
Sana yüklüyorum bütün yükü Çünkü Denemediğim bir yol, Sarfetmediğim bir çaba kalmadı... Her ne kadar yılmasam da Ne yaptıysam olmadı...
Birileri bir yerlerde Gıll ü gış içinde Bohemce yaşasa da Senin irkilip İçinde kıvılcımların çaktığını Tohumların başını göğe çıkardığını Ve Bir uyanışın başladığını biliyorum...
Şimdi Gökyüzü kristal berraklığında olsa da Ben Bir yağmurun yağacağına Islanmak pahasına Yağmurları da aşarak Kapıma dayanacağına olan inancımı muhafaza ediyorum...
Ciddi yağmurlar yağıyor seni her düşündüğümde Oysa Birbirine denk gelmeyen iki hesap gibi Neresinden tutacağımı şaşırmış vaziyetteyim bu açtığın yırtığın…
Eskiden Dilimde bir türküydün Sonra dua Şimdilerde ağıt, hem de bağıra bağıra…
Nasıl olacak bilmiyorum Şu an kum gibi kaynayan arzularımla Çaresizliğin kıskacında Yerimde sayıyor Sarıyor Yiv kırıyorum ha bire…
Keşke sana üfleyeceğim tılsımları bilseydim Keşke bulsaydım da sana Sihirli iksirleri içirseydim
Çok bunaldım yağmurlardan Birgün güneş olup açacaksın, değil mi?
Sana ağlayacağım bi ömür boyu Gözlerim ağlamaktan şişmiş Belki biraz da korkutucu…
Ilık ılık Gözyaşlarım yıkamış yüzümü… Bu koca adam, Kaldırıma oturmuş ağlayan bir çocuk gibi… Ne oldu bu davudî sese… Hıçkırıklarım şimdi nefes nefese…
Ben artık seninle çözmüyorum sorunlarımı… Izdırabımda arıyorum kaybettiğim yollarımı…
Sen gelene kadar Vuracağım kendime Çıkaracağım acısını Törpüleyeceğim ruhumu her gün ince ince…
Böylesine çıkmazlarda Böylesine delirmişcesine Kudurmuşcasına Seni böyle arzulayan birine
Dışarıda güneş olsa ne fayda İçim kış olduktan sonra
Gelişin Sıcak bir çay gibi… Sen gel yeter ki Ne yapar bana kar tipi…
Şimdilerde adını yazıyorum kartpostallara Sevinçle Mektuplar yolluyorum sana Gelmeyeceğini bile bile Belki çocukça…
Haklısın Zor bu mevsimde… Olur ya Belki seneye Belki öbür seneye
Kuluçkaya yatar gibi Seni beklemeye durduğum Ve yalnızca sana dikkat kesildiğim şu günlerde Dudaklarıma bir su çalmayarak Beklentilerimi suya düşürmezsin, değil mi?
Sen benim dilimden dökülen derme çatma, kırık cümlelerime bakma… Bölük pörçük kelimelerimle yargılama beni… Sen benim Işığı sönmüş gözlerime Karşında kanı çekilmiş bir mevta gibi dağılmışlığıma Ve Sana aşk derken seni nasıl içten nasıl coşkulu arzuladığıma bak…
Uykusuz yıllar İştahsız sabahlar Rengi soluk baharlar…
Bir harabe gibi Böylesine yıkılmış biri Karşına geldiyse Seni gerçekten seviyordur, değil mi?
Her görüşümde seni
Bir kürek kömür daha atıyorsun ateşlerime…
Bir kez daha körüklüyorsun maziyi…
Bir kez daha kanatıyorsun yaralarımı…
Ama
Söyleyemiyorum
Ama imkansız
Ve habersizsin bu kısır döngüden…
Nereye kadar dayanırım bilemem
Sürekli yakarışta dudaklarım
Ve sessiz sessiz ağlayışta gecem
Kaç mevsim daha geçecek bilmiyorum
Ne zaman kopacak düğüm
Olacak mısın?
Nasıl,
Ne zaman olacaksın?
Bilmiyorum bilmiyorum
…
Görüyorsun hal-î pür melâlimi, değil mi?
Haydi
Bağla şu düğümü
Yap şu köprüyü
Özündeki soru(n)ları öğüt
Kendini aş
Bana ulaş
Ve
Parça parça olan şu coğrafyamızı birleştir...
Zira
Aşk, her zaman güzeldir...
Sana yüklüyorum bütün yükü
Çünkü
Denemediğim bir yol,
Sarfetmediğim bir çaba kalmadı...
Her ne kadar yılmasam da
Ne yaptıysam olmadı...
Birileri bir yerlerde
Gıll ü gış içinde
Bohemce yaşasa da
Senin irkilip
İçinde kıvılcımların çaktığını
Tohumların başını göğe çıkardığını
Ve
Bir uyanışın başladığını biliyorum...
Şimdi
Gökyüzü kristal berraklığında olsa da
Ben
Bir yağmurun yağacağına
Islanmak pahasına
Yağmurları da aşarak
Kapıma dayanacağına olan inancımı muhafaza ediyorum...
Sen ve ben yağmurda ne hoş olur, değil mi?
Gel
Ama
Bana zarf atarak, trip atarak, hava atarak değil…
Bana can atarak gel !
Neden?
Sevgili neden ?
Şimdi esef bırakıyorum yollarına
Ve bir oofff…
İçten…
Tâ derinlerimden…
Bu kilidi açacak, bu düğümü çözecek sendin…
Ve biliyordun
Sana karşı savunmasız…
Gardsız…
Ben senin ellerinde sanki bir objeydim
Cansız…
Ne olur bugün !
O içinde yenemediğin çekincelerini
Ya da Berlin duvarını yık ta
Soğuk savaşları bitir ruhunda
Ki
Ben sana her zaman teşneyim
Daima esirim…
Adımı koyalım:
Ben bir köleyim
Ben sana dilenciyim…
Sen, sevindirmeyi seversin, değil mi ?
Ciddi yağmurlar yağıyor seni her düşündüğümde
Oysa
Birbirine denk gelmeyen iki hesap gibi
Neresinden tutacağımı şaşırmış vaziyetteyim bu açtığın yırtığın…
Eskiden
Dilimde bir türküydün
Sonra dua
Şimdilerde ağıt, hem de bağıra bağıra…
Nasıl olacak bilmiyorum
Şu an kum gibi kaynayan arzularımla
Çaresizliğin kıskacında
Yerimde sayıyor
Sarıyor
Yiv kırıyorum ha bire…
Keşke sana üfleyeceğim tılsımları bilseydim
Keşke bulsaydım da sana
Sihirli iksirleri içirseydim
Çok bunaldım yağmurlardan
Birgün güneş olup açacaksın, değil mi?
Sen düştün yine geceme
Zaten hep kıskıvrak yakalarsın ya beni
Hep iki ayağımı bir pabuca sokarsın
Öyle bir sancıdı ki içim
Seni
Kana kana içmek istedim
Ufkumda ne zaman
Bir hayal gibi
Bir rüya gibi belirsen
Dünyam,
Sessizleşir
Kuraklaşır
Hareketsizleşir…
Ne yapsam da
Kavuşsam sana
Yıkılsın aradaki engeller
Kahrolsun sensiz geçen saatler
Çözüm de
Gözüm de
Herşey sende
…
Ah Sevgili,
Kapadığın defterin sayfalarını yeniden açarsın, değil mi ?
Sana ağlayacağım bi ömür boyu
Gözlerim ağlamaktan şişmiş
Belki biraz da korkutucu…
Ilık ılık
Gözyaşlarım yıkamış yüzümü…
Bu koca adam,
Kaldırıma oturmuş ağlayan bir çocuk gibi…
Ne oldu bu davudî sese…
Hıçkırıklarım şimdi nefes nefese…
Ben artık seninle çözmüyorum sorunlarımı…
Izdırabımda arıyorum kaybettiğim yollarımı…
Sen gelene kadar
Vuracağım kendime
Çıkaracağım acısını
Törpüleyeceğim ruhumu her gün ince ince…
Böylesine çıkmazlarda
Böylesine delirmişcesine
Kudurmuşcasına
Seni böyle arzulayan birine
Ne söyleyeceksin ki, değil mi !
Ben sende ne bulduğumu dahi bilmiyorum…
Çünkü ben
Seni gördüm kayboldum
Çünkü ben yokum
Eğer o dırahşan nâsiyenle
Beni düştüğüm Mariana çukurlarından çıkarmazsan hâlim harap…
Gönlüm bitâp…
Vaziyetim şu an
İnce bir tül gibi
Titreyen bir zâr gibi
Gözlerim sicim gibi !
Merhemim…
İlacım…
Yokluğuna düştüğüm
Bu dertten beni kurtaracaksın, değil mi?
Dışarıda güneş olsa ne fayda
İçim kış olduktan sonra
Gelişin
Sıcak bir çay gibi…
Sen gel yeter ki
Ne yapar bana kar tipi…
Şimdilerde adını yazıyorum kartpostallara
Sevinçle
Mektuplar yolluyorum sana
Gelmeyeceğini bile bile
Belki çocukça…
Haklısın
Zor bu mevsimde…
Olur ya
Belki seneye
Belki öbür seneye
Kuluçkaya yatar gibi
Seni beklemeye durduğum
Ve yalnızca sana dikkat kesildiğim şu günlerde
Dudaklarıma bir su çalmayarak
Beklentilerimi suya düşürmezsin, değil mi?
Sen benim dilimden dökülen
derme çatma, kırık cümlelerime bakma…
Bölük pörçük kelimelerimle yargılama beni…
Sen benim
Işığı sönmüş gözlerime
Karşında kanı çekilmiş bir mevta gibi dağılmışlığıma
Ve
Sana aşk derken seni nasıl içten nasıl coşkulu arzuladığıma bak…
Uykusuz yıllar
İştahsız sabahlar
Rengi soluk baharlar…
Bir harabe gibi
Böylesine yıkılmış biri
Karşına geldiyse
Seni gerçekten seviyordur, değil mi?