Bay Nal, Kadınların hangi tür erkekten hoşlandığı konusunda bu kadar bilgi(!) sahibi olmanıza, üstelik bunu matematiksel bir denklem kesinliğiyle öne sürmenize şaşırdım. Ayrıca, kusura bakmayın ama biraz da tebessüm ettim (bıyık altından).
Tebessüm ettim, çünkü sürekli bilime gönderme yaparken ve şu veya bu bilim adamının savlarını değişmez doğrular olarak öne sürerken, o savların da bir gün çürütülebileceğini ve hatta nicelerinin çürütüldüğünü unuttuğunuz ya da bilmediğiniz için "bilimin kuşkucu olduğu" bilimsel gerçeğini sümen altı edivermişsiniz.
Tebessüm ettim, çünkü duyguların ve dolayısıyla aşkın -nereden çıktılarsa- alfavari(?) veya betavari(?) kalıplara bağlı olarak yaşanacağı iddiasını okuyunca, aklıma babalarımızdan dinlediğimiz veya belgesellerden okuduğumuz katı emir komutalı sıkıyönetim dönemleri geldi. Örnek: "Alfa tipi aşık olunacak.OLLL !" ya da "Olsana lan!" gibi...
Tebessüm ettim, çünkü çıktığınız ya da çıkacağınız hanımefendiye henüz ilk buluşmanızda, nasıl da yaman bir alfa(?) erkeği olduğunuzu ballandıra ballandıra anlattığınızı kafamda canlandırınca... kaçtı kızcağız maalesef.
Tebessüm ettim, çünkü aşk üzerine sadece okuyup, yaşamaya pek vakit bulamadığınız ve dolayısıyla aşkı tanımadığınız halde, torba dolsun misali "konuştuğunuz" kanısına vardım.
Bu nedenle, boşa gideceğine inandığım açıklamalarda bulunmayacağım ve kitaplardan değil, kendi yaşam deneyimlerimden edindiğim birikimlerimim ışığında iki çift laf edip, yoluma devam ederek sizi şaşmaz(!) teorilerinizle baş başa bırakacağım.
1) Aşık olmayı deneyin. Sıkmayın kendinizi; bırakın yüreğiniz güm güm atsın, yüzünüz kızarsın. Ve kekelemekten utanmayın. Bir başka keyif, bir anlatılmaz mutluluk veren bu anlık durumları yaşadığınızda, aşkın, kitaplardan yapılan mekanik copy-paste'larla hiçbir ilgisi olmadığını anlayacaksınız.
2) O'nu gördüğünüzde, yüreğiniz güm güm atmıyor, yüzünüz kızarmıyor ya da eliniz diliniz ayağınız dolaşmıyorsa sorununuz var demektir. Bir uzmana görünmenizi şiddetle öneririm.
3) Bilimsellikle duygusallığın farklılığını fark edin.
4) "Teori ve Pratik" üzerine de biraz okuyun ve kafa yorun.
5) Önceki mesajımda belirttiğim gibi, bence aşk, polemik kaldırmaz ve zaten polemik gerektirmez... Herkesin, hatta cüppeli Ahmet'in bile, bir aşk anlayışı ve aşık olma hakkı vardır ve saygı duyulması gerekir.
Sonuç olarak, yaşamın en güzel duygusu olan aşkı, yemek tarifleri okur gibi okuyarak tanımakla, o duyguyu tadarak tanımak arasında dağlar kadar fark vardır; öyle ki, kıyas bile kabul etmez. Bir başka deyişle; aşk, okunarak yaşanmaz, yaşanarak yaşanır.
İşte bu yüzdendir ki, seçimimi "elimin dilimin ayağımın dolaşması"ndan yana yapmaya devam ediyorum, edeceğim.
BUZLUK :((( Adamın teki "seviyom ülen" adlı çeneye kuvvet bir yarışmaya girmiş. Kazanmış. İhanet, terkedilme, yalnızlık, gözyaşı dolu bir pembe romanla(!) bir fıçı şarabı ödül olarak tutuşturmuşlar eline...
gövdesine değmeden gövdem ve okşamadan aşki renkteki tenini ellerim hırçın bir kanat çırpışı ile uzaklara yol tuttu ya hayallerimin güvercini, dal çatırdaması utanç kırığı bir acı içindedir şimdi yüreğim!
AŞK'A DAİR Uzak bir aile büyüğümüzdü. Yalnız yaşadı ve öldü. Sağlığında bir sohbetimiz sırasında neden hiç evlenmediğini sorduğumda bana şu dolaylı yanıtı vermişti: Okuduğu, izlediği ve anlatılanlardan yaptığı çıkarıma göre, gerçek aşklar 1930'lar ve 40'lar ile 50'lerde yaşanmış. Ve bitmiş... Sonrakiler sadece sanal ve üstelik filtreli...imiş.
Dolaylı da olsa yanıt yeterliydi. Bir daha sormadım.
DOĞA'ya DAİR
"Sanat, doğanın bir taklididir." (Lucius Annaeus SENECA / Romalı düşünür, devlet adamı, oyun yazarı)
YAŞAM'a DAİR
"Rüyaları gerçekleştirmenin en iyi yolu uyanmaktır." (Paul VALERY / Fransız şair, yazar ve düşünür)
GÖKYÜZÜ'ne DAİR
"Ne görmek istiyorsan gökyüzüne bakınca görürsün, ne almak istiyorsan toprağa verince alırsın."
Bay Nal,
Kadınların hangi tür erkekten hoşlandığı konusunda bu kadar bilgi(!) sahibi olmanıza, üstelik bunu matematiksel bir denklem kesinliğiyle öne sürmenize şaşırdım. Ayrıca, kusura bakmayın ama biraz da tebessüm ettim (bıyık altından).
Tebessüm ettim, çünkü sürekli bilime gönderme yaparken ve şu veya bu bilim adamının savlarını değişmez doğrular olarak öne sürerken, o savların da bir gün çürütülebileceğini ve hatta nicelerinin çürütüldüğünü unuttuğunuz ya da bilmediğiniz için "bilimin kuşkucu olduğu" bilimsel gerçeğini sümen altı edivermişsiniz.
Tebessüm ettim, çünkü duyguların ve dolayısıyla aşkın -nereden çıktılarsa- alfavari(?) veya betavari(?) kalıplara bağlı olarak yaşanacağı iddiasını okuyunca,
aklıma babalarımızdan dinlediğimiz veya belgesellerden okuduğumuz katı emir komutalı sıkıyönetim dönemleri geldi. Örnek: "Alfa tipi aşık olunacak.OLLL !" ya da "Olsana lan!" gibi...
Tebessüm ettim, çünkü çıktığınız ya da çıkacağınız hanımefendiye henüz ilk buluşmanızda, nasıl da yaman bir alfa(?) erkeği olduğunuzu ballandıra ballandıra anlattığınızı kafamda canlandırınca... kaçtı kızcağız maalesef.
Tebessüm ettim, çünkü aşk üzerine sadece okuyup, yaşamaya pek vakit bulamadığınız
ve dolayısıyla aşkı tanımadığınız halde, torba dolsun misali "konuştuğunuz" kanısına vardım.
Bu nedenle, boşa gideceğine inandığım açıklamalarda bulunmayacağım ve kitaplardan değil, kendi yaşam deneyimlerimden edindiğim birikimlerimim ışığında iki çift laf edip,
yoluma devam ederek sizi şaşmaz(!) teorilerinizle baş başa bırakacağım.
1) Aşık olmayı deneyin.
Sıkmayın kendinizi; bırakın yüreğiniz güm güm atsın, yüzünüz kızarsın. Ve kekelemekten utanmayın. Bir başka keyif, bir anlatılmaz mutluluk veren bu anlık durumları yaşadığınızda, aşkın, kitaplardan yapılan mekanik copy-paste'larla hiçbir ilgisi olmadığını anlayacaksınız.
2) O'nu gördüğünüzde, yüreğiniz güm güm atmıyor, yüzünüz kızarmıyor ya da eliniz diliniz ayağınız dolaşmıyorsa sorununuz var demektir. Bir uzmana görünmenizi şiddetle öneririm.
3) Bilimsellikle duygusallığın farklılığını fark edin.
4) "Teori ve Pratik" üzerine de biraz okuyun ve kafa yorun.
5) Önceki mesajımda belirttiğim gibi,
bence aşk, polemik kaldırmaz ve zaten polemik gerektirmez... Herkesin, hatta cüppeli Ahmet'in bile, bir aşk anlayışı ve aşık olma hakkı vardır ve saygı duyulması gerekir.
Sonuç olarak, yaşamın en güzel duygusu
olan aşkı, yemek tarifleri okur gibi okuyarak tanımakla, o duyguyu tadarak tanımak arasında dağlar kadar fark vardır; öyle ki, kıyas bile kabul etmez. Bir başka deyişle;
aşk, okunarak yaşanmaz, yaşanarak yaşanır.
İşte bu yüzdendir ki, seçimimi "elimin dilimin ayağımın dolaşması"ndan yana yapmaya devam ediyorum, edeceğim.
Öneririm.
BUZLUK :(((
Adamın teki "seviyom ülen" adlı çeneye kuvvet bir yarışmaya girmiş. Kazanmış. İhanet, terkedilme, yalnızlık, gözyaşı dolu bir pembe romanla(!)
bir fıçı şarabı ödül olarak tutuşturmuşlar eline...
Hay çenen kopsun :(((
Çatırdama
gövdesine değmeden gövdem
ve okşamadan
aşki renkteki tenini ellerim
hırçın bir kanat çırpışı ile
uzaklara yol tuttu ya
hayallerimin güvercini,
dal çatırdaması
utanç kırığı
bir acı içindedir şimdi yüreğim!
Turgay DAĞ
AŞK'A DAİR
Uzak bir aile büyüğümüzdü.
Yalnız yaşadı ve öldü.
Sağlığında bir sohbetimiz sırasında neden
hiç evlenmediğini sorduğumda bana şu dolaylı yanıtı vermişti: Okuduğu, izlediği ve anlatılanlardan yaptığı çıkarıma göre,
gerçek aşklar 1930'lar ve 40'lar ile 50'lerde yaşanmış. Ve bitmiş... Sonrakiler sadece sanal ve üstelik filtreli...imiş.
Dolaylı da olsa yanıt yeterliydi.
Bir daha sormadım.
DEMOKRASİ'ye DAİR
"DemokrasiIerde hakimiyet ulusa, ulusun ekseriyetine aittir. UIus tarafından, uIus adına devIeti yönetmeye yetkiIi kıIınanIar, gerektiğinde uIusa hesap vermek zorunda oIdukIarını biImeIidirIer." (Mustafa KemaI ATATÜRK)
"ADAM/LIK"a DAİR
Hepiniz "kral" kesilmeyin, bu dünyaya "adam" da lazım!
KADIN'a DAİR
Kadın deyip geçmeyeceksin...
Sevdi mi sever/miş ölümüne kadar;
sildi mi siler/miş tozuna kadar!
Öyle diyo'lar.