"CHP'de İlke ve Demokrasi Türkiye’de AKP iktidarının değişmesinin yolu, ana muhalefet partisi CHP’nin lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun ve CHP yönetiminin değişmesinde yatmaktadır.
Genel başkan olduğundan beri girdiği tüm seçimleri, toplam 12 seçimi kaybeden Kılıçdaroğlu, ana muhalefet lideri olarak kaldığı sürece, AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan iktidarda kalmaya devam edecektir.
Bu gerçek 13 yılda bilimsel olarak kanıtlanmıştır. Aksini savunmak yalancılıktır, dürüstlüğe aykırıdır, halkı kandırmaktır, muhalefette kalmaya razı olmaktır ve AKP’ye hizmet etmektir."
(Devamını okumak için: CHP'de İlke ve Demokrasi / Örsan K. Öymen, Cumhuriyet 03 07 2023)
Temel ile Fadime küsmüşler ve bu küskünlük uzun süre devam etmiş; o kadar ki, memleket meselesi haline gelmiş. Yazılı ve görsel basın ikilinin peşinde koşuşturmaya başlamış. Ama meşhur Laz inadı tutan çifti bir türlü ortaya çıkmıyormuş.
Sonunda bir gün Temel'i bir hamsi partisinde yakalayıp hemen soru yağmuruna tutmuşlar: - Temel bey, Fadime hanımla konuşmadığınız halde nasıl anlaşıyorsunuz?
Temel soğukkanlılıkla cevap vermiş: - Benum ihtiyacum oldi mi islik çalayirum, Fadime koşarak geliyur.
- Peki, onun ihtiyacı olduğunda ne yapıyorsunuz?
Temel sırıtır: - O zaman da Fadime beni uykumdan uyandirup, "ula Temel islik mi caldun da" diyor.
İrkildi. Kuşatmanın tamamlandığını anlamıştı. Duvarın dibinde, sindiği köşede titremeye başladı. Elindeki tabancayı zor tutuyordu.
Duvarın ötesinde polisler geniş bir alana mevzilenmişlerdi ve sık aralıklarla teslim olmaya çağırıyorlardı kendisini. Sesleri soğuk ve mekanikti; ölümü çağrıştırıyordu.
Polis çemberinin gerisindeyse, uğultulu bir kalabalık toplanmıştı. Kalabalık, birkaç kederli bakış sahibi yüz dışında, kimi ciklet çiğneyerek, kimi ellerindeki kağıt külahlardan ay çekirdeği yiyerek, kimileri belki de yaşam pahalılığı ve işsizlik veya magazin dünyasındaki yapay tipler ve düzmece tartışmalar üzerine hararetli konuşmalar yaparak operasyonun tamamlanmasını bekliyorlardı merakla.
Aralarında şakalaşanlar veya kendilerini çembere yaklaştırmamak için çabalayan polislere şirinlik yapanlar da vardı. Daha gerilerde, küçük çocuklarının ellerine sıkıca yapışmış başörtülü veya başı açık kadınlar görülüyordu. Simitçi tablaları, gezgin meyva veya kuru yemiş tezgahları, su satıcıları ortalarda dolanıyorlardı.Ölüm değil, şenlik havası vardı çemberin gerisinde.
Ve bu kalabalık, gözleri önünde yaşanan can pazarını umursamaz bir görüntü içindeydi, bir açık hava sinemasında izledikleri "dram avantür" türü bir Yeşilçam filminden etkilendiklerinden daha fazla etkilenmişe benzemiyorlardı. Yani, çoğu zaman olduğu gibi, yine "seyirci" idiler.
"Teslim ol!" Teslim olmak veya ölmek, herşeyin bitmesi...Yaşayabileceği en büyük olayı yaşıyordu. Beyniyle, yüreğiyle, gözleriyle, milyonlarca hücresiyle darmadağınıktı. Korku da vardı elbette. Panik, o denli büyüktü.
"Teslim ol!"
Öğürdü, kusamadı. Parmağını boğazına kadar sokarak, birkaç kez daha öğürdü, yine kusamadı. Dizlerinin üstünde iki büklüm olup, ağlamaya başladı. Sessiz başlayan ağlayış, sarsılmalar ve inlemelerle sürdü ve adeta kendisi için yaktığı bir ağıta dönüştü. Çaresizliğin ve umutsuzluğun ağıtıydı bu.
Birden bir kelebek kondu dizinin dibine; göz nuru, el emeği işlemelere benzeyen motiflerle bezenmiş, çok güzel bir kelebek...Ve dingindi kelebek, sanki bir ölüm kalım çatışması yaşanmıyor, insan avlanmıyordu sanki, öylesine dingin.
Kelebeğe baktı bir süre. BU küçücük canlı dilediğince uçtuğuna konduğuna ve böylesine dingin olduğuna göre her şeyin olağan akışa göre yürüdüğünü, yaşamın sürdüğünü düşündü saniyenin en küçük birimi kadar bir süre içinde.
Ağlaması kesildi o anda.Titremesi durdu. Çocukluğu koptu geldi çok uzaklardan. Dünyalar güzeli ve masallardaki prensesler kadar iyi kalpli annesinin, "Dokunmayın ölür" tembihlerine karşın, arkadaşlarıyla birlikte kelebek kovalayışlarını anımsadı.
Belleği, anılardan anılara atladı İşte şimdi de, bir duvarın arkasında kendisi, ötesinde kendisi gibi çocuktan polisler, arkadaşları..."Hırsız polis" oynuyorlar.
Yasalar öyle ya, teslim olacak veya ölecek, lamı cimi yok. Nasıl da korkusuzca ölürlerdi o zamanlar, bir kez, beş kez, yüz kez...Ama tabancalar tahtadan ve ölümler yalancıktanmış, olsun, ölümden hiç korkmadan ölürlerdi ya, sen ona bak.
Kalp, düzenli atıyordu şimdi, beyin çalışıyor, gözler görüyordu. Panik dağılıvermişti.
"Teslim ol!"
Birden fırladı büzüldüğü yerden. Duvara tırmandı iki hareketle. Doğruldu. Mevzilenmiş polislere doğru rasgele, bastı tetiğe. Ne var ki, üçüncü eli ateşleyemedi. Otomatiklerin takırtısı yeri göğü kapladı.
Kalabalık, korkuyla bağırışarak sağa sola koşuştu, dağıldı, saklandı.
Alnında, yüzünde, bedeninde kanlı deliklerle, çarpılmışcasına geriye savruldu, yere yuvarlandı sırt üstü. Bağıramamıştı bile. Can çekişmesi sadece saniyeler sürdü. Küçük titremelerle sarsıldı bedeni çok kısa bir an, sonra hareketsiz kaldı.
Açık ama artık görmeyen gözleri, mavi gökyüzünde bilinmeyen bir noktaya takıldı kaldı. Artık yaşamıyordu.
Otomatiklerin takırtısı kesildi. Sonsuzadek sürecekmişcesine bir sessizlik çöktü.
Ardından, tam donanımlı üç polis, gözlerini ve silahlarının namlularını hedeften ayırmadan, dikkatli ve yavaş adımlarla ilerlediler. Toz toprak ve kan içinde yatan cansız bedene ulaştıklarında, içlerinden biri ayağıyla dürttü. Tepki gelmeyince çömeldi, inceledi ölüyü. Ve doğrulup,amirine doğru "tamamdır "anlamında bir parmak işareti yaptı.
Sessizlik bozuldu. Mevzilenmiş polisler doğrulmaya, ortaya çıkmaya, birbirlerini kutlamaya, amirlerinin emirleri doğrultusunda sağa sola koşuşturmaya, telsizler cızırtılarla çalışmaya başladı.
Kuşatmanın başından bu yana bir köşede bekleyen ambulans, ölüye doğru ilerledi. Yeniden toplanan kalabalıktan alkış ve sevinç sesleri yükseldi. Kederli bakışlara sahip o birkaç yüz, yani birkaç insan, kalabalıktan sıyrıldı sessizce, ayrı yönlere uzaklaştı, gözden kayboldu.
Kelebek, oyunun bittiğini anlamışcasına aynı dinginlikle uçtu gitti.
Çocukluk ile gökyüzü arasında kurulan bağ isabetliydi Semiramis hanım, ikisi de saflığın temizliğin simgesi.
Gel de Kılıçdaroğlu ve ve çetesine anlat bunu Nihat Kuruyer :))
"CHP'de İlke ve Demokrasi
Türkiye’de AKP iktidarının değişmesinin yolu, ana muhalefet partisi CHP’nin lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun ve CHP yönetiminin değişmesinde yatmaktadır.
Genel başkan olduğundan beri girdiği tüm seçimleri, toplam 12 seçimi kaybeden Kılıçdaroğlu, ana muhalefet lideri olarak kaldığı sürece, AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan iktidarda kalmaya devam edecektir.
Bu gerçek 13 yılda bilimsel olarak kanıtlanmıştır. Aksini savunmak yalancılıktır, dürüstlüğe aykırıdır, halkı kandırmaktır, muhalefette kalmaya razı olmaktır ve AKP’ye hizmet etmektir."
(Devamını okumak için: CHP'de İlke ve Demokrasi / Örsan K. Öymen, Cumhuriyet 03 07 2023)
"Yeryüzünün öğretmeni olabilmek.için, gökyüzünün öğrencisi olmak gerekir."
Temel ile Fadime küsmüşler ve bu küskünlük uzun süre devam etmiş; o kadar ki, memleket meselesi haline gelmiş. Yazılı ve görsel basın ikilinin peşinde koşuşturmaya başlamış. Ama meşhur Laz inadı tutan çifti bir türlü ortaya çıkmıyormuş.
Sonunda bir gün Temel'i bir hamsi partisinde yakalayıp hemen soru yağmuruna tutmuşlar:
- Temel bey, Fadime hanımla konuşmadığınız halde nasıl anlaşıyorsunuz?
Temel soğukkanlılıkla cevap vermiş:
- Benum ihtiyacum oldi mi islik çalayirum, Fadime koşarak geliyur.
- Peki, onun ihtiyacı olduğunda ne yapıyorsunuz?
Temel sırıtır:
- O zaman da Fadime beni uykumdan uyandirup, "ula Temel islik mi caldun da" diyor.
Daktilo Makinası
Niçin
parmaklarım altında
tuşların bu kadar haşin?
Peki,
Sabahat'in elinde,
ne kadar yumuşak sesin.
Cevap ver,
daktilo makinası,
yoksa sen erkek misin?
Basri İMECE
"Kiminle yaşarsan yaşa, kalbindekiyle yaşlanırsın."
DUVARIN ARDINDAKİ GÖKYÜZÜ
"Teslim ol!"
İrkildi.
Kuşatmanın tamamlandığını anlamıştı. Duvarın dibinde, sindiği köşede titremeye başladı. Elindeki tabancayı zor tutuyordu.
Duvarın ötesinde polisler geniş bir alana mevzilenmişlerdi ve sık aralıklarla teslim olmaya çağırıyorlardı kendisini. Sesleri soğuk ve mekanikti; ölümü çağrıştırıyordu.
Polis çemberinin gerisindeyse, uğultulu bir kalabalık toplanmıştı. Kalabalık, birkaç kederli bakış sahibi yüz dışında, kimi ciklet çiğneyerek, kimi ellerindeki kağıt külahlardan ay çekirdeği yiyerek, kimileri belki de yaşam pahalılığı ve işsizlik veya magazin dünyasındaki yapay tipler ve düzmece tartışmalar üzerine hararetli konuşmalar yaparak operasyonun tamamlanmasını bekliyorlardı merakla.
Aralarında şakalaşanlar veya kendilerini çembere yaklaştırmamak için çabalayan polislere şirinlik yapanlar da vardı. Daha gerilerde, küçük çocuklarının ellerine sıkıca yapışmış başörtülü veya başı açık kadınlar görülüyordu. Simitçi tablaları, gezgin meyva veya kuru yemiş tezgahları, su satıcıları ortalarda dolanıyorlardı.Ölüm değil, şenlik havası vardı çemberin gerisinde.
Ve bu kalabalık, gözleri önünde yaşanan can pazarını umursamaz bir görüntü içindeydi,
bir açık hava sinemasında izledikleri "dram avantür" türü bir Yeşilçam filminden etkilendiklerinden daha fazla etkilenmişe benzemiyorlardı. Yani, çoğu zaman olduğu gibi, yine "seyirci" idiler.
"Teslim ol!"
Teslim olmak veya ölmek, herşeyin bitmesi...Yaşayabileceği en büyük olayı yaşıyordu. Beyniyle, yüreğiyle, gözleriyle, milyonlarca hücresiyle darmadağınıktı.
Korku da vardı elbette. Panik, o denli büyüktü.
"Teslim ol!"
Öğürdü, kusamadı. Parmağını boğazına
kadar sokarak, birkaç kez daha öğürdü, yine kusamadı. Dizlerinin üstünde iki büklüm olup, ağlamaya başladı. Sessiz başlayan ağlayış, sarsılmalar ve inlemelerle sürdü ve adeta kendisi için yaktığı bir ağıta dönüştü. Çaresizliğin ve umutsuzluğun ağıtıydı bu.
Birden bir kelebek kondu dizinin dibine; göz nuru, el emeği işlemelere benzeyen motiflerle bezenmiş, çok güzel bir kelebek...Ve dingindi kelebek, sanki bir ölüm kalım çatışması yaşanmıyor, insan avlanmıyordu sanki, öylesine dingin.
Kelebeğe baktı bir süre.
BU küçücük canlı dilediğince uçtuğuna konduğuna ve böylesine dingin olduğuna
göre her şeyin olağan akışa göre yürüdüğünü, yaşamın sürdüğünü düşündü saniyenin en küçük birimi kadar bir süre içinde.
Ağlaması kesildi o anda.Titremesi durdu.
Çocukluğu koptu geldi çok uzaklardan. Dünyalar güzeli ve masallardaki prensesler kadar iyi kalpli annesinin, "Dokunmayın ölür" tembihlerine karşın, arkadaşlarıyla birlikte kelebek kovalayışlarını anımsadı.
Belleği, anılardan anılara atladı
İşte şimdi de, bir duvarın arkasında kendisi, ötesinde kendisi gibi çocuktan polisler, arkadaşları..."Hırsız polis" oynuyorlar.
Yasalar öyle ya, teslim olacak veya ölecek, lamı cimi yok. Nasıl da korkusuzca ölürlerdi
o zamanlar, bir kez, beş kez, yüz kez...Ama tabancalar tahtadan ve ölümler yalancıktanmış, olsun, ölümden hiç korkmadan ölürlerdi ya, sen ona bak.
Gülümsedi anılara, çocukluğuna, çocukluk arkadaşlarına.
Kalp, düzenli atıyordu şimdi, beyin çalışıyor, gözler görüyordu. Panik dağılıvermişti.
"Teslim ol!"
Birden fırladı büzüldüğü yerden.
Duvara tırmandı iki hareketle. Doğruldu. Mevzilenmiş polislere doğru rasgele,
bastı tetiğe. Ne var ki, üçüncü eli ateşleyemedi. Otomatiklerin takırtısı yeri
göğü kapladı.
Kalabalık, korkuyla bağırışarak sağa sola koşuştu, dağıldı, saklandı.
Alnında, yüzünde, bedeninde kanlı deliklerle, çarpılmışcasına geriye savruldu, yere yuvarlandı sırt üstü. Bağıramamıştı bile. Can çekişmesi sadece saniyeler sürdü. Küçük titremelerle sarsıldı bedeni çok kısa bir an, sonra hareketsiz kaldı.
Açık ama artık görmeyen gözleri, mavi gökyüzünde bilinmeyen bir noktaya takıldı kaldı. Artık yaşamıyordu.
Otomatiklerin takırtısı kesildi.
Sonsuzadek sürecekmişcesine bir sessizlik çöktü.
Ardından, tam donanımlı üç polis,
gözlerini ve silahlarının namlularını hedeften ayırmadan, dikkatli ve yavaş adımlarla ilerlediler. Toz toprak ve kan içinde yatan cansız bedene ulaştıklarında, içlerinden biri ayağıyla dürttü. Tepki gelmeyince çömeldi, inceledi ölüyü. Ve doğrulup,amirine doğru "tamamdır "anlamında bir parmak işareti yaptı.
Sessizlik bozuldu.
Mevzilenmiş polisler doğrulmaya, ortaya çıkmaya, birbirlerini kutlamaya, amirlerinin emirleri doğrultusunda sağa sola koşuşturmaya, telsizler cızırtılarla çalışmaya başladı.
Kuşatmanın başından bu yana bir köşede bekleyen ambulans, ölüye doğru ilerledi. Yeniden toplanan kalabalıktan alkış ve sevinç sesleri yükseldi. Kederli bakışlara sahip o birkaç yüz, yani birkaç insan, kalabalıktan sıyrıldı sessizce, ayrı yönlere uzaklaştı, gözden kayboldu.
Kelebek, oyunun bittiğini anlamışcasına aynı dinginlikle uçtu gitti.
Duvarın ardındaysa yine ve hala maviydi gökyüzü.
(Mehmet Yavuz Yürekli)
Mavi olur sevdalar; yüreklere sığmaz, gökyüzünü boyarlar.