"Delirmemek için yazanlar delirdiğinde de yazmaya devam edecek.Ne içten bir deliliğin bilgeliğidir bu.Kendimizle tanışma hâli.! "
NiLüFeR AkSu
.
..
...
“Keder;vermek istediğin ama veremediğin tüm sevgidir.Harcanmamış tüm o sevgi gözlerinin köşelerinde,boğazındaki yumruda ve göğsünün o çukur kısmında toplanır.
K e d e r ,gidecek yeri olmayan bir s e v g i di r sadece.”
“Kelime ve kavramlarımızı yerli yerine oturtmadığımız zaman ne kendimize ne de başkalarına karşı adil olabiliriz. ~ Zira adalet kelimesinin kökünde : ‘Her şeyi yerli yerine koymak, vardır. Bu,herkesin ve her şeyin hakkını teslim etmek anlamına gelir. ~ Kendimize ve başkalarına adil olmadan dünyayı insanca yaşanır bir yer hâline getiremeyiz.
İnsan sahiden üns ile varlığını tanımlayabilir.Çünkü üns denilen şey insanın bağ kurduğu,ülfet ettiği,yakınlaştığı ve nihayetinde aramakla meşgul olduğu şeydir.insan neye karşı üns tutuyorsa kalbinin yolculuğu da ona doğrudur. ~ Seçtiklerimiz,bağ kurduklarımız ve sevdiklerimiz bizim kimliğimizin bir parçasıdır.Hatta belki de bizi biz yapan şeylerdir. . ~Ebrar Akbulut
Gözbebeklerinde bir ağrıyla gelirdi.Ben,kirpiklerimde binlerce yol,parmaklarımı kalbime batıra batıra beklerdim Sokakların telaşıyla,odaların suskunluğu arasına sıkışmış bir kekeme hâyaldi.Gülüşü,bir yaprak ummanında gün ışığı gibi hüzünlü bir sevinç verirdi.Akşamüstüne benzeyen bir sesle konuşurdu. Kendisine ait olmayan bir zamanı sorgulamaktan bunalmıştı.İki kuşağın yanlışlarından bir dağ taşırdı iki kaşı arasında. Ellerini mi,rüzgârlı bir yaprağı mı tutardım,seçemezdim. Yıllarca gövdesini aynalardan uzak tutmuştu.Sorumlulukla özgürlük arasındaki ilişkiyi sorardı durmadan.Bir kapıya kısılmış dağ başı kadar acıklıydı.Parmakları,iki de bir suyu kesilen küçük ırmaklardı.Bildiği bütün türküler aşk üzerineydi ama o söylemenin değil de dinlemenin erdem olduğuna inanmıştı. Bense, onun yerine de acı çeken çifte korkudan bir umut ıslığıydım. Ay ışığı,yağmur dalgınlığı,ten kokusu ve evlerin solgunluğundan oluşmuş iki pencere gibi bakardık birbirimize. ..herkesin,yenilgisinden bir sığınakla daha büyük yıkımlardan korunmaya çalıştığı bir büyük yanılgıda,rengini ufuklardan alan bir çift günebakandı gözleri.Nereye baksa pul pul uzaklık dökerdi.Ben acıyla yakınlığımı duyurmaya çalışırdım.İçtenliği yalanla zedelenmiş insanlar,tuhaftır,içtenliğe değil de yalana tutunuyorlardı.Bir bağ bozumunda üzüm salkımları kadar güzel ve dokunaklıydı.Kâküllerine biraz eğilen herkes içinde boğulan şarkıyı görürdü.(…)
“Keder;vermek istediğin ama veremediğin tüm sevgidir.Harcanmamış tüm o sevgi gözlerinin köşelerinde,boğazındaki yumruda ve göğsünün o çukur kısmında toplanır.
K e d e r ,gidecek yeri olmayan bir s e v g i di r
sadece.”
~
Jamie Anderson
“Kelime ve kavramlarımızı yerli yerine oturtmadığımız zaman ne kendimize ne de başkalarına karşı adil olabiliriz.
~
Zira adalet kelimesinin kökünde :
‘Her şeyi yerli yerine koymak, vardır.
Bu,herkesin ve her şeyin hakkını teslim etmek anlamına gelir.
~
Kendimize ve başkalarına adil olmadan dünyayı
insanca yaşanır bir yer hâline getiremeyiz.
~
İbrahim Kalın
“Söylenen her sözün üzerinde,
içinden çıktığı kalbin elbisesi vardır.”
~
Ataullah İskenderi
“Seven bir iddiâ sahibidir ve bu nedenle sınanmaya müstehâktır.”
~
İbn Arabi
“Bile bile yaşayamayacağımız o günlerde ,
göremeyeceğimiz günler için dövüştük.
Kavgamızın şiir olması bundan.”
~
Aziz Nesin
Altını çizerek okuduğum cümlesin sen :
~
“Her şey
bir gün yerini bulmak için yaşar.”
Nerede kalbî bir adım önde yürüyen birini görsem,koşup sarılasım geliyor.Çocuklar,bilmenin ötesinde ziyadesiyle hissediyor…
.
Gözlerinin içiyle gülen insanları n’olur incitmeyin…
İnsan sahiden üns ile varlığını tanımlayabilir.Çünkü üns denilen şey insanın bağ kurduğu,ülfet ettiği,yakınlaştığı ve nihayetinde aramakla meşgul olduğu şeydir.insan neye karşı üns tutuyorsa kalbinin yolculuğu da ona doğrudur.
~
Seçtiklerimiz,bağ kurduklarımız ve sevdiklerimiz bizim kimliğimizin bir parçasıdır.Hatta belki de bizi biz yapan şeylerdir.
.
~Ebrar Akbulut
İyi öğretmenler;
kitaptan değil,yürekten öğretirler.
S e v g i y l e… !
Gözbebeklerinde bir ağrıyla gelirdi.Ben,kirpiklerimde binlerce yol,parmaklarımı kalbime batıra batıra beklerdim
Sokakların telaşıyla,odaların suskunluğu arasına sıkışmış bir kekeme hâyaldi.Gülüşü,bir yaprak ummanında gün ışığı gibi hüzünlü bir sevinç verirdi.Akşamüstüne benzeyen bir sesle konuşurdu. Kendisine ait olmayan bir zamanı sorgulamaktan bunalmıştı.İki kuşağın yanlışlarından bir dağ taşırdı iki kaşı arasında.
Ellerini mi,rüzgârlı bir yaprağı mı tutardım,seçemezdim. Yıllarca gövdesini aynalardan uzak tutmuştu.Sorumlulukla özgürlük
arasındaki ilişkiyi sorardı durmadan.Bir kapıya kısılmış dağ başı kadar acıklıydı.Parmakları,iki de bir suyu kesilen küçük ırmaklardı.Bildiği bütün türküler aşk üzerineydi ama o söylemenin değil de dinlemenin erdem olduğuna inanmıştı.
Bense, onun yerine de acı çeken çifte korkudan bir umut ıslığıydım. Ay ışığı,yağmur dalgınlığı,ten kokusu ve evlerin solgunluğundan oluşmuş iki pencere gibi bakardık birbirimize.
..herkesin,yenilgisinden bir sığınakla daha büyük yıkımlardan korunmaya çalıştığı bir büyük yanılgıda,rengini ufuklardan alan bir çift günebakandı gözleri.Nereye baksa pul pul uzaklık dökerdi.Ben acıyla yakınlığımı duyurmaya çalışırdım.İçtenliği yalanla zedelenmiş insanlar,tuhaftır,içtenliğe değil de yalana tutunuyorlardı.Bir bağ bozumunda üzüm salkımları kadar güzel ve dokunaklıydı.Kâküllerine biraz eğilen herkes içinde boğulan şarkıyı görürdü.(…)
.
~Şükrü Erbaş / Güzel Ve Dokunaklı