Arkadaşlar EVRİM konusunda neden Darwin e takılıp kaldınız anlamıyorum. Darwin bu alfabenin sadece ilk üç harfini göstermiştir. kitap tüm dünyayı kasamaktadır. Bilim dünyası artık Darwin i tartışmıyor. Çünkü darwinden sonra yapılan çalışmalarla EVRİM labaratuvar ortamlarında dahi test edilmiş ve kanıtlanmıştır.
Biyolojiyi ille de makro düzeyde almanız gerekmiyor arkadaşlar. Mikro düzeyde yaptığınız çalışmalarda genel kanunlar oluşturur. Örneğin yıldızların oluşumundaki durumu ortaya çıkarmak, atomların nasıl davrandıklarını görmek için yıldızların oluştuğu gaz toz bulutlarının içine gitmez bilim. Ne yapar o gözlemlediği ortamı modeller ve test eder.
Avrupa parçacık araştırma enstitüsünde (CERN) Tokamak denilen parçacık hızlandırıcıda çeşitli atomlar çarpıştırılarak sonuçlar gözlenmektedir. Burdanda yıldızların oluışması konusunda genellemeler ortaya çıkartmaktadır.
Elektromanyetik tayf ı kullanan teleskoplarla teleskopların ulaştığı bölgelerdeki yıldız ve gezegenlerin atomalarını, içindeki maddeleri bile görebilmektedir bilim.
Bir cahil arkadaşımız yine hadid suresini söyleyerek 'gökten demir indirdik 'bu bir mucize demektedir. Arkadaşlar dünyanın çekirdeği demirdir zaten gökten demir indirmenize gerek varmı? ? ? ? ? ? ? ? ? ? ? ? ? Sadece cehalet cehalet cehalett. Ömer çelakıl salağıda televizyonlarda sayıklayıp duruyor bunu. Gülüyorum sacede bu insanların cehaletine. Neyse konumuza devam edelim.
Bunun gibi evrim konusunda da artık Darwin zamanı değil gümünüzdeki çalışmalar konuşulmalı. Sizler inançlarınızda çağın gerisinde kaldığınız gibi bilimsel bilgilerde de çok gerilerdensiniz.
Mycobacterium tuberculosis bakterisi insanlarda en çok bilinen verem hastalığına yol açar. ama bunun yanında vücutta yerleştiği bölgelere göre değişik hastalıklara da yol açmaktadır.
Bu mikrobun bulunduğu dönemlerde onu yoketmek amacıyla oluşturulan antibiyotikler (1939 da üretilen penisilin gibi) çok geçmeden etkisizleşmiştir.
1939’da penisilinler saf olarak elde edildiğinde büyük umutlar doğurmuş ancak hemen ardından 1940’da Abraham ve Chain’in penisilinazı bulması umutların kırılmasına neden olmuştur. Takiben bir çok yeni antibiyotik geliştirilmiş ancak Milro organizmalar bulunan her antibiyotiğe yeni bir yolla direnç geliştirmeyi başarmıştır. Günümüzde bir çok gram negatif (çok antibiyotiğe dirençli Escherichia coli, Klebsiella spp, Enterobacter spp, Serratia spp, Pseudomonas spp, Stenotrophomonas maltophilia, Acinetobacter baumannii, penisilin dirençlimeningokoklar, kinolon dirençli gonokoklar) , gram pozitif (Metisilin dirençli Staphylococcus aureus ve koagülaz negatif stafilokoklar, vankomisin dirençli enterokoklar penisilin dirençli pnömokoklar, makrolid dirençli streptokoklar) ve aside dirençli (çok ilaca dirençli Mycobacterium tuberculosis ve M. avium complex) mikroorganizmalarda gözlenen antibiyotik direnci infeksiyonların tedavisinde büyük güçlükler yaratmaktadır
Antibiyotik direnci; bir mikroorganizma (Mo) türünün bazı suşlarının antibiyotikten etkilenmemesi ya da antibiyotiğe duyarlı bir suşun çeşitli direnç mekanizmalarından biri ile dirençli hale dönmesi olarak tanımlanır.
Kazanılmış antibiyotik direnci ya mo kromozomunda oluşan mutasyonlarla ya da dirençli bir mo’nın direnç genini duyarlı mo’lara aktarması ile ortaya çıkar..
Şimdi yukardaki cümleyi tekrar tekrar okuyun arkadaşlar. Evrimin genel mantığı neydi? ? Doğa kendi halinde etkinliğini sürdürürken herhangibir yerinde besin zincirine dahil olan canlı doğanın o bölümündeki şartlara adapte olur ve değişime uğrar. Değişimi sağlayamayan yok olur. Değişimi sağlayan bu değişimi kendinden sonraki kuşağa DNA yoluyla aktarır.
Burada mikro organizmaların geliştirilen ilaçlara karşı direnç kazanmak için mutasyona uğradıklarını ve direnç kazandıklarını, ilaçların artık kendisine etki etmediğini ve bununda kendinden sonraki kuşaklara DNA yoluyla akdartıklarını görüyoruz. Bu insan eliyle (doğa) yapılan bilinçli bir uyaranın (doğal çevre değişikliklerinin) mikroorganizmanın DNA sının değişmesini (evrim) i göstermektedir.
Doğa şartlarıda böyledir. Buda evrimdir. Canlı doğa şartlarına en uygun uyumu sağlar ve bu değişimi kendinden sonraki kuşaklara DNA ları yoluyla aktarır.
(şimdi bazı yine bilmediğini bilmeyen arkadaşlar zıplayarak. İnsan bunu kendi eliyle yapmaktadır bu evrim değildir gibi bir şeyler saçmalayacak. ama ben şunu soracağım ' sevgili arkadaşlar bu mikroorganizmayı yaratıcı olduğu halde yarattı size göre. Peki insan bunun yapısını yani yaratıcının yaptığı bir yapıyı nasıl değiştirebilmektedir? ? ? ? ?)))
İnsanlara gelince. Örneğin çocuğunuz oldu anne mavi göz baba mavi göz ama çocuk kahverengi göz. Şimdi bu nasıl olur derseniz. Oluyor. Nasıl mı? Çünkü anne veya babanın ebeveynlerinden birisinin göz rengi kahverengidir. Bu çocukta ortaya çıkmıştır. Yada kalıtımsal hastalıklar gibi.
Şimdi yaratıcı doğacak çocuğa bakıp bunun büyük büyük dedesinde mavi kahverengi göz vardı bunuda kahverengi mi yapalım demektedir.
Şimdi arkadaşlar genleri, mendel in çalışmalarını bilmezseniz, mutasyon ve değişim nasıl olur bilmezseniz. karşı çıktığının sadece ailenizde konuşulduğu gibi 'Darwin maymun dan mı geldiğimizi söylemiş halt etmiş.'
İşin rengi böyle değil arkadaşlar bilim darwin inin kuramı açıkladığı dönemden çok çok geliştirmiştir evrim konusunu..
Bugün yaratıcıdan kaynaklandığını söylediğniz kaleler teker teker çökmektedir bunun farkında değilmisiniz? ? ? ?
Örneğin ÖLÜM. Bugün yeryüzünde var olan tüm hastahaneler sizin yaratıcınızın içine karışmaktadırlar. Çünkü hastaneler olmasa tüm ölümcül hastalar ölecektir. Kurana göre can verende alanda allah olduğuna göre Doktorlar buna müdahale etmektedirler ve hasta yaşamına devam etmekte.
2000 yılındaydı yanlış hatırlamıyorsam. Doktorlar iki şempanzenin kafalarını birbirine değiştirdiler. Şimdi gelecekte bunu insanlarada yapacaklar. Yaptıklarını varsayalım. Şimdi yaratıcının yarattığına insanlar müdahale etmiş olmuyorlar mı? Yaratıcının yarattığı bir şeyi doğanın değiştiremeyeceği tüm canlılar yaratıldığı zaman ne ise şimdide odur diye evrimi anlamayıp karşı çıkan arkadaşlar bu değişimi nasıl açıklayacaklar acaba? ? ? ? ? Veya organ nakilleri vs... ÜÜFFFFFFFFFFFFFFF bıktım sizlerden ve CEHALETİNİZDEN.
1. Bildiğini bilen: Bu insandan dost edinin çünkü biligiyi bilinç ile edinip kendini bilgi ile geliştirmiş ve neyi bilmesi gerektiği konusunda kendisini yönlendiren bilgiye ulaşan insanlardır.
2. Bildiğini bilmeyen: Bu insanlar bilir ama ne bildiğini bilmez, bilginin içine o kadar gark olmuşturlar ki bilgiler çorbaolmuştur.
3. Bilmediğini bilen: Bu insanlarda kendini tanıyan, bilen eksileri ve artılarıyla bilginin neresinde olduklarını tahlil eden bildikleri ve bilmedikleri konuların farkında olan insanlardır.
4. Bilmediğini bilmeyen: Bunlar en tehlikelileridir. Bunlardan uzak durun. Çünkü bu tip insanlar bilmez, bilmediğinide bilmez ama ahkam keserler. iddialarını doğru olduğunu sandıkları bilgilerle (ki aslında bilmediği için yalanlardır bunlar) desteklemeye çalışırlar. Aslında insanları kandırmaktadırlar. Bunların sizlere sunduğu her bilgi yalandır. Yazılarına baktığınızda gerçekten bir şeyler biliyormuş izlenimi verirler ama sizleri kandırıyorlardır.
Örneğin 'maddenin vardan yok olması ve yoktan var olması' konusunu sadece kapalı sistemler için olduğunu söyleyen birisi üfürüyordur. Fakat üfürdüğünüde bilmiyordur. Fiziğin temel kanunu her alan için gecerlidir. Maddde yok olmaz form değiştirir.
Örneğin. Biz 100 gram ağırlığında bir şey yemişsek kilomuz 80 ise ve tuvalette 50 gram dışkı bırakmışsak, kalan 50 gram yiyecek bize enerji sağlamak üzere vücudumuzda kalmıştır. yani yediğimiz her ne ise form değiştirmiş ve dışkı ve enerji halini almıştır.
Örneğin. uzayda her saniye gaz ve toz bulutlarından milyarlarca yıldız oluşmaktadır. Gaz ve toz bulutlar yüksek çekim gücünün etkisiyle bir araya gelip yıldızları oluşturmakta ve form değiştirmektedir.
İnsan öldüğünde bedenin içinde yaşayan 5 milyar mikroorganizma 2 ay içerisinde bedende kemikler hariç hiç bir şey bırakmamaktadır.İnsan bedeni onlar için yiyecek kaynağı olmuştur ama yok olmamıştır. Form değiştirmiştir.
Bir şeye inanıp inanmamak önemli değil. İnsanlara doğru bilgileri sunmak sorumluluktur. Eğer salt benim iddiam doğrudur ve ben bunu ne pahasına olsun savunmalıyım zihniyetiyle yaklaşıyorsanız bu sizi yalanlara ve sahtekarlıklara götürür.
Kendisinin fizikçi olduğunu söyleyen zat burada açıkça sahtekarlık yapmaktadır. hiç bir şeyin yoktan var, vardan yok olamayacağı kanunu geneldir ve sadece kapalı sistemlerle ilgili değildir. Evrenin genel kuralıdır.
Düşünemeyen insanların 'aynı zamanda inançlarıyla paralel' sıradan bir insanın peşinden bu kadar sürüklenmelerinin nedenleri ordata. Aslında bu yapıları inançlarının da nedenlerini ortaya koyuyor. Kendileri yetersizliğin dibinde olduklarından kafalarında idealize ettikleri (yaratıcı kavramı gibi) sanatçı, siyasetçi, dinci, takım oyuncusu, artiz, şarkıcı vs ne varsa kör inançla peşinden koşturmaktadırlar.
Dikkat edin paradoks burada yaman bir hal alıyor. tüm bunların hepsi aslında bireylerin bir şekilde sömürücüleridirler. Bu sömürücüler sömürülenlere verdikleri şeylerin karşılığında keselerini doldururlar.
adnan oktarı (harun yahya) , fettullahı, siyasetçileri, ibraaam dadlısesi, büyücüleri, üfürükçüleri, medyum memişleri, müslüm gündüzleri zengin eden hep bu kendi iradesinin ve aklının farkında olmayan, ve bu bilinçsizliklerinde de ısrar eden insanlardır.
Bu insanların bizlere çıkardıkları hesap ise bilgisizlikleri ve bilinçsizlikleri nedeniyle toplumsal geriliklerimizinde kaynağı olmalarıdır. Çünkü bu insanlar bilime, değişime ve gelişime kapalıdırlar. Olmayan akıllarını bilimsel doğruları sorgulamakta kullanırlar, kafalarındaki hurafeleri değil.
Ateizm hayatı anlamlandırmada kullandığın yöntem meselesidir. Hayata ve evrene hangi pencereden baktığının göstergesidir.
bilim penceresinden mi? Din ve hurafe penceresinden mi?
Hayatı ve evreni bilim gözüyle anlamlandırıyorsan, açıklamaya çalışıyorsan, yani aklı ve bilimi, bilimsel doğruları referans alıp, hayatına egemen kılıyorsan sen ATEİSTsindir.
Hayatı hurafe ve yalanlarla, ol deyince olma saçmalıklarıyla, kerameti kendinden menkul, kendine peygamberim diyen kişilerin uydurduğu kitaplarla anlamlandırıyor ve açıklamaya çalışıyorsan sen DİN darsındır.
İkisinin arasındaki farkta budur. Bunu dahi anlamaktan yoksunsa kişi o zaman aklından şüphe duysun.
Hayatta en hakiki yol gösterici bilimdir. Atatürk
yukardaki sözü bile anlayamamış zihniyetler neyi tartışıyor.
'Peygamberin yapmadığı şeyi yapmak nasıl doğru olabilirdi? ' diye düşünüyordu. Ömer direndi ve önerisini kabul ettirdi. işin gerçekleşmesi için de Zeyd Ibn Sabit'e görev verildi. Zeyd 'Ebubekir bana 'Sen akıllı bir gençsin. Peygambere vahiy yazdığın için senin başaracağına güveniyorum. Araştır ve topla Kuran ayetlerini' dedi, Tanrıya ant içerek söylerim ki, dağlardan bir dağı yükleyip taşımayı önerseydi, buyurup verdiği görev kadar bana ağır gelmeyecekti. Yani Kuran'ı derlemek kadar.' diyor ama sonunda görevi kabul ettiğini söylüyor ve işi nasıl yaptığını şöyle dile getiriyor:
'Kuran (ayetlerini) derlemeye koyuldum. Hurma dallarından, küçük taşlardan ve kişilerin ezberlerinden izleyip derledim. işin sonunda, Tevbe (Beraat) suresinin sonunu, Ebu Huzeymetu'l-Ensari'de buldum. Ki, başkasında bulamamıştım bu parçayı'. Zeyd, bu parçanın Tevbe Suresinin sonundaki ayetleri (128 ve 129.ayetleri) oluşturduğunu açıklıyordu
Böylece Zeyd, Kuran ayetlerini derleme işini yaparken iki kaynağa başvurmaktaydı: Ayetlerin yazılı olduğu nesneler (ağaçlar, taşlar..) ve ezber bilenlerin bellekleri.
Ebubekir döneminde yazılan Kuran için başvurulan ezbercilerin başka deyişle hafızların sayısı Müslümanlar arasında tartışmalıdır. O döneme ilişkin kaynaklardan Buhari'nin 'e's-Sahihi'nde yer alan üç hadisten anlaşıldığı kadarıyla Kuran'ın tümünü ezberleyenlerin en iyimser rakamla 7 kişi olduğu kabul edilebilir. Aynı zamanda, Peygamber dönemindeki 'hafız'ların, yani Kuran'ı tümüyle ezberlemiş olanların sayısı pek azdı. Buhari'nin 'e's-Sahih'inde geçen hadis şöyle:
Birinci hadis: Amr Ibnu'l-Ass anlatıyor: Peygamberin 'Kuran'ı dört kişiden alın, Abdullah Ibn Mes'ud'dan, Salim'den, Muaz'dan ve Übeyy Ibn Ka'b'den' dedigini işittim. (Buhari, Fadailu'l-Kuran 8.)
İkinci hadis: Enes anlatıyor: 'Peygamber öldüğünde, dört kişiden başka Kuran'ı tümüyle ezberlemiş olan yoktu. Ebu'd-Derda, Muaz Ibn Cebel, Zeyd Ibn Sabit ve Ebu Zeyd.' (Buhari.)
Kuran ayetleri bugünkü biçimi ile yazılıp bir araya getirilmiş değildi. Hadislerde peygambere vahiy olan ayetler çeşitli nesneler üzerine yazılıydı; hepsi de dağınık durumdaydı. Ayetler 'Lihaf' (küçük taşlar) , 'Rıka' (deri ağaç yaprağı, bir çeşit kâğıt) , 'Ektaf' (deve ve koyun kemikleri) , 'Usub' (agaç parçası' gibi nesnelere yazılmıştı.
Yitip gitmesin diye tümünü bir araya getirme çabasına ilk kez Halife Ebubekir döneminde gerek duyuldu ve bu çabalar gerçekleştirildi. Bir aktarma da 'bunların tümünün peygamberin evinde, bir arada bulunduğu ve dağınıkken bir araya getirip, içinden eksilen olmasın diye ortasından iple bağlanmış olduğu' da açıklanır.
Buhari'nin yer verdiği bir hadise göre; 'dinden dönüş' (ridde) olayları ve bu olaylar nedeniyle savaş hali vardı. Kuran'ı ezber etmiş kişilerin bir bölüğü ölmüştü. Ölenlerin sayısı artabilirdi, bunların tümü ölüp gitmeden Kuran'ın orada burada yazılı ayetleri derlenmeli, tümü bir kitap haline getirilmeliydi. Hattaboğlu Ömer durumu ve konunun önemini Halife Ebubekir'e anlattı. Ayetlerin derlenmesini önerdi. Halife başlangıçta pek doğru bulmamıştı bu görüşü.
Günümüzde bir TEORİden bahsetmek gerekirse O da YARADILIŞ TEORİSİDİR ve bununda teori olarak bilimsellikle uzaktan yakından ilgisi yoktur. Çünkü bilimsel teorilerin teori olması sürecinde araştırmalar ve incelemeri vardır. Onlara teori denmesinin nedeni hipotezin 4/4 lük gerçege uygun modellenemeyişidir. Ancak 3/4 lük bir modelleme bilimsel açıdan kabul edilebilir bir modellemedir ve hipotezin doğru olduğu kabul edilebilirdir.
Yaradılış uydurmasına gelince. Elimizde ne var? Kendinden menkul, PEYGAMBERİM uydurmasıyla ortaya çıkmış ve kendi yazdıkları kitapları (bilimsel olarak YOK olan) bir yaratıcı kavramından geldiğini iddia eden insanların uydurmaları var.
Yaratıcı kavramının varlığıyla ilgili elİmizde hiç bir kanıt bulunmamaktadır. DİNgillerin yapageldiği gibi elma varsa yaratıcıda var, canlı alemi var sa yaratıcı da var. Böyle önermelerle DİNgiller ancak kendilerini kandırırlar ve ne yazık ki kandırıyorlarda.
Evrime karşı çıkan zihniyet yeryüzünün en cahil zihniyetidir. TV lerde bir belgesel bile izlememiş, evrim ile ilgili bir kitap dahi okumamış ve hatta karşı çıktığı Darwin ne diyor diye merak edip Türlerin Kökeni adlı bilimsel eserini okumamıştır bile.
Neden? Korkmaktadır çünkü. EVRİM hep bir anda OL deyince OLmayı reddedip doğanın evrim ile değiştiğini geliştiğini ortaya koymaktadır.Bu durum DİNgillerin tüm inandıklarının, daha doğrusu yıllardan beri kendilerine dayatılanların YALANdan ibaret olduğunu gösterecektir.
Ne kadar çok bilim o kadar az din ve hurafe.(Hakan.)
Toplumun kendisine empoze ettiği yaratıcı cehalet giysisini üzerinden sıyırıp atmış, hayatını bilim ışığı ile aydınlatan, OL deyince bir şeyin OLmayacağını bilecek kadar aklını kullanabilen kişidir ATEİST.
inanmak;
Keramet hırkadadır, TAC'da değil
Hararet nardadır, SAC'da değil
Her ne ararsan KENDİNDE ara
Mekkede kudüste HAC'da değil
Evet, ben kendime, çevremdeki insanlara ve sahip olduklarıma inanırım, güvenirim ama
aslında kendisi yok olan ve insanların kafasında yarattığı YOKluğa ne inanırım ne de güvenirim.
Kendimi yalanlarla kandıracak kadar da bilinç yoksunu değilim.
VAR olMAMAnın dayanılmaz HAFİFliği
Arkadaşlar EVRİM konusunda neden Darwin e takılıp kaldınız anlamıyorum. Darwin bu alfabenin sadece ilk üç harfini göstermiştir. kitap tüm dünyayı kasamaktadır. Bilim dünyası artık Darwin i tartışmıyor. Çünkü darwinden sonra yapılan çalışmalarla EVRİM labaratuvar ortamlarında dahi test edilmiş ve kanıtlanmıştır.
Biyolojiyi ille de makro düzeyde almanız gerekmiyor arkadaşlar. Mikro düzeyde yaptığınız çalışmalarda genel kanunlar oluşturur. Örneğin yıldızların oluşumundaki durumu ortaya çıkarmak, atomların nasıl davrandıklarını görmek için yıldızların oluştuğu gaz toz bulutlarının içine gitmez bilim. Ne yapar o gözlemlediği ortamı modeller ve test eder.
Avrupa parçacık araştırma enstitüsünde (CERN) Tokamak denilen parçacık hızlandırıcıda çeşitli atomlar çarpıştırılarak sonuçlar gözlenmektedir. Burdanda yıldızların oluışması konusunda genellemeler ortaya çıkartmaktadır.
Elektromanyetik tayf ı kullanan teleskoplarla teleskopların ulaştığı bölgelerdeki yıldız ve gezegenlerin atomalarını, içindeki maddeleri bile görebilmektedir bilim.
Bir cahil arkadaşımız yine hadid suresini söyleyerek 'gökten demir indirdik 'bu bir mucize demektedir. Arkadaşlar dünyanın çekirdeği demirdir zaten gökten demir indirmenize gerek varmı? ? ? ? ? ? ? ? ? ? ? ? ? Sadece cehalet cehalet cehalett. Ömer çelakıl salağıda televizyonlarda sayıklayıp duruyor bunu. Gülüyorum sacede bu insanların cehaletine. Neyse konumuza devam edelim.
Bunun gibi evrim konusunda da artık Darwin zamanı değil gümünüzdeki çalışmalar konuşulmalı. Sizler inançlarınızda çağın gerisinde kaldığınız gibi bilimsel bilgilerde de çok gerilerdensiniz.
Mycobacterium tuberculosis bakterisi insanlarda en çok bilinen verem hastalığına yol açar. ama bunun yanında vücutta yerleştiği bölgelere göre değişik hastalıklara da yol açmaktadır.
Bu mikrobun bulunduğu dönemlerde onu yoketmek amacıyla oluşturulan antibiyotikler (1939 da üretilen penisilin gibi) çok geçmeden etkisizleşmiştir.
1939’da penisilinler saf olarak elde edildiğinde büyük umutlar doğurmuş ancak hemen ardından 1940’da Abraham ve Chain’in penisilinazı bulması
umutların kırılmasına neden olmuştur. Takiben bir çok yeni antibiyotik geliştirilmiş ancak Milro organizmalar bulunan her antibiyotiğe yeni bir yolla direnç geliştirmeyi başarmıştır. Günümüzde bir çok gram negatif (çok antibiyotiğe dirençli Escherichia coli, Klebsiella spp, Enterobacter spp, Serratia spp, Pseudomonas spp, Stenotrophomonas maltophilia,
Acinetobacter baumannii, penisilin dirençlimeningokoklar, kinolon dirençli gonokoklar) , gram pozitif (Metisilin dirençli Staphylococcus aureus ve koagülaz negatif stafilokoklar, vankomisin dirençli
enterokoklar penisilin dirençli pnömokoklar, makrolid dirençli streptokoklar) ve aside dirençli (çok ilaca dirençli Mycobacterium tuberculosis ve M. avium complex) mikroorganizmalarda gözlenen antibiyotik direnci infeksiyonların tedavisinde büyük güçlükler yaratmaktadır
Antibiyotik direnci; bir mikroorganizma (Mo) türünün bazı suşlarının antibiyotikten etkilenmemesi ya da antibiyotiğe duyarlı bir suşun çeşitli direnç mekanizmalarından biri ile dirençli hale dönmesi olarak tanımlanır.
Kazanılmış antibiyotik direnci ya mo kromozomunda oluşan mutasyonlarla ya da dirençli bir mo’nın direnç genini duyarlı mo’lara aktarması ile ortaya çıkar..
Şimdi yukardaki cümleyi tekrar tekrar okuyun arkadaşlar. Evrimin genel mantığı neydi? ? Doğa kendi halinde etkinliğini sürdürürken herhangibir yerinde besin zincirine dahil olan canlı doğanın o bölümündeki şartlara adapte olur ve değişime uğrar. Değişimi sağlayamayan yok olur. Değişimi sağlayan bu değişimi kendinden sonraki kuşağa DNA yoluyla aktarır.
Burada mikro organizmaların geliştirilen ilaçlara karşı direnç kazanmak için mutasyona uğradıklarını ve direnç kazandıklarını, ilaçların artık kendisine etki etmediğini ve bununda kendinden sonraki kuşaklara DNA yoluyla akdartıklarını görüyoruz. Bu insan eliyle (doğa) yapılan bilinçli bir uyaranın (doğal çevre değişikliklerinin) mikroorganizmanın DNA sının değişmesini (evrim) i göstermektedir.
Doğa şartlarıda böyledir. Buda evrimdir. Canlı doğa şartlarına en uygun uyumu sağlar ve bu değişimi kendinden sonraki kuşaklara DNA ları yoluyla aktarır.
(şimdi bazı yine bilmediğini bilmeyen arkadaşlar zıplayarak. İnsan bunu kendi eliyle yapmaktadır bu evrim değildir gibi bir şeyler saçmalayacak. ama ben şunu soracağım ' sevgili arkadaşlar bu mikroorganizmayı yaratıcı olduğu halde yarattı size göre. Peki insan bunun yapısını yani yaratıcının yaptığı bir yapıyı nasıl değiştirebilmektedir? ? ? ? ?)))
İnsanlara gelince. Örneğin çocuğunuz oldu anne mavi göz baba mavi göz ama çocuk kahverengi göz. Şimdi bu nasıl olur derseniz. Oluyor. Nasıl mı? Çünkü anne veya babanın ebeveynlerinden birisinin göz rengi kahverengidir. Bu çocukta ortaya çıkmıştır. Yada kalıtımsal hastalıklar gibi.
Şimdi yaratıcı doğacak çocuğa bakıp bunun büyük büyük dedesinde mavi kahverengi göz vardı bunuda kahverengi mi yapalım demektedir.
Şimdi arkadaşlar genleri, mendel in çalışmalarını bilmezseniz, mutasyon ve değişim nasıl olur bilmezseniz. karşı çıktığının sadece ailenizde konuşulduğu gibi 'Darwin maymun dan mı geldiğimizi söylemiş halt etmiş.'
İşin rengi böyle değil arkadaşlar bilim darwin inin kuramı açıkladığı dönemden çok çok geliştirmiştir evrim konusunu..
Bugün yaratıcıdan kaynaklandığını söylediğniz kaleler teker teker çökmektedir bunun farkında değilmisiniz? ? ? ?
Örneğin ÖLÜM. Bugün yeryüzünde var olan tüm hastahaneler sizin yaratıcınızın içine karışmaktadırlar. Çünkü hastaneler olmasa tüm ölümcül hastalar ölecektir. Kurana göre can verende alanda allah olduğuna göre Doktorlar buna müdahale etmektedirler ve hasta yaşamına devam etmekte.
2000 yılındaydı yanlış hatırlamıyorsam. Doktorlar iki şempanzenin kafalarını birbirine değiştirdiler. Şimdi gelecekte bunu insanlarada yapacaklar. Yaptıklarını varsayalım. Şimdi yaratıcının yarattığına insanlar müdahale etmiş olmuyorlar mı? Yaratıcının yarattığı bir şeyi doğanın değiştiremeyeceği tüm canlılar yaratıldığı zaman ne ise şimdide odur diye evrimi anlamayıp karşı çıkan arkadaşlar bu değişimi nasıl açıklayacaklar acaba? ? ? ? ? Veya organ nakilleri vs... ÜÜFFFFFFFFFFFFFFF bıktım sizlerden ve CEHALETİNİZDEN.
bilgi konusunda 4 insan vardır.
1. Bildiğini bilen: Bu insandan dost edinin çünkü biligiyi bilinç ile edinip kendini bilgi ile geliştirmiş ve neyi bilmesi gerektiği konusunda kendisini yönlendiren bilgiye ulaşan insanlardır.
2. Bildiğini bilmeyen: Bu insanlar bilir ama ne bildiğini bilmez, bilginin içine o kadar gark olmuşturlar ki bilgiler çorbaolmuştur.
3. Bilmediğini bilen: Bu insanlarda kendini tanıyan, bilen eksileri ve artılarıyla bilginin neresinde olduklarını tahlil eden bildikleri ve bilmedikleri konuların farkında olan insanlardır.
4. Bilmediğini bilmeyen: Bunlar en tehlikelileridir. Bunlardan uzak durun. Çünkü bu tip insanlar bilmez, bilmediğinide bilmez ama ahkam keserler. iddialarını doğru olduğunu sandıkları bilgilerle (ki aslında bilmediği için yalanlardır bunlar) desteklemeye çalışırlar. Aslında insanları kandırmaktadırlar. Bunların sizlere sunduğu her bilgi yalandır. Yazılarına baktığınızda gerçekten bir şeyler biliyormuş izlenimi verirler ama sizleri kandırıyorlardır.
Örneğin 'maddenin vardan yok olması ve yoktan var olması' konusunu sadece kapalı sistemler için olduğunu söyleyen birisi üfürüyordur. Fakat üfürdüğünüde bilmiyordur. Fiziğin temel kanunu her alan için gecerlidir. Maddde yok olmaz form değiştirir.
Örneğin. Biz 100 gram ağırlığında bir şey yemişsek kilomuz 80 ise ve tuvalette 50 gram dışkı bırakmışsak, kalan 50 gram yiyecek bize enerji sağlamak üzere vücudumuzda kalmıştır. yani yediğimiz her ne ise form değiştirmiş ve dışkı ve enerji halini almıştır.
Örneğin. uzayda her saniye gaz ve toz bulutlarından milyarlarca yıldız oluşmaktadır. Gaz ve toz bulutlar yüksek çekim gücünün etkisiyle bir araya gelip yıldızları oluşturmakta ve form değiştirmektedir.
İnsan öldüğünde bedenin içinde yaşayan 5 milyar mikroorganizma 2 ay içerisinde bedende kemikler hariç hiç bir şey bırakmamaktadır.İnsan bedeni onlar için yiyecek kaynağı olmuştur ama yok olmamıştır. Form değiştirmiştir.
Bir şeye inanıp inanmamak önemli değil. İnsanlara doğru bilgileri sunmak sorumluluktur. Eğer salt benim iddiam doğrudur ve ben bunu ne pahasına olsun savunmalıyım zihniyetiyle yaklaşıyorsanız bu sizi yalanlara ve sahtekarlıklara götürür.
Kendisinin fizikçi olduğunu söyleyen zat burada açıkça sahtekarlık yapmaktadır. hiç bir şeyin yoktan var, vardan yok olamayacağı kanunu geneldir ve sadece kapalı sistemlerle ilgili değildir. Evrenin genel kuralıdır.
Düşünemeyen insanların 'aynı zamanda inançlarıyla paralel' sıradan bir insanın peşinden bu kadar sürüklenmelerinin nedenleri ordata. Aslında bu yapıları inançlarının da nedenlerini ortaya koyuyor. Kendileri yetersizliğin dibinde olduklarından kafalarında idealize ettikleri (yaratıcı kavramı gibi) sanatçı, siyasetçi, dinci, takım oyuncusu, artiz, şarkıcı vs ne varsa kör inançla peşinden koşturmaktadırlar.
Dikkat edin paradoks burada yaman bir hal alıyor. tüm bunların hepsi aslında bireylerin bir şekilde sömürücüleridirler. Bu sömürücüler sömürülenlere verdikleri şeylerin karşılığında keselerini doldururlar.
adnan oktarı (harun yahya) , fettullahı, siyasetçileri, ibraaam dadlısesi, büyücüleri, üfürükçüleri, medyum memişleri, müslüm gündüzleri zengin eden hep bu kendi iradesinin ve aklının farkında olmayan, ve bu bilinçsizliklerinde de ısrar eden insanlardır.
Bu insanların bizlere çıkardıkları hesap ise bilgisizlikleri ve bilinçsizlikleri nedeniyle toplumsal geriliklerimizinde kaynağı olmalarıdır. Çünkü bu insanlar bilime, değişime ve gelişime kapalıdırlar. Olmayan akıllarını bilimsel doğruları sorgulamakta kullanırlar, kafalarındaki hurafeleri değil.
Hoşça ve sevgiyle kalın. Hakan.
Ateizm hayatı anlamlandırmada kullandığın yöntem meselesidir. Hayata ve evrene hangi pencereden baktığının göstergesidir.
bilim penceresinden mi? Din ve hurafe penceresinden mi?
Hayatı ve evreni bilim gözüyle anlamlandırıyorsan, açıklamaya çalışıyorsan, yani aklı ve bilimi, bilimsel doğruları referans alıp, hayatına egemen kılıyorsan sen ATEİSTsindir.
Hayatı hurafe ve yalanlarla, ol deyince olma saçmalıklarıyla, kerameti kendinden menkul, kendine peygamberim diyen kişilerin uydurduğu kitaplarla anlamlandırıyor ve açıklamaya çalışıyorsan sen DİN darsındır.
İkisinin arasındaki farkta budur. Bunu dahi anlamaktan yoksunsa kişi o zaman aklından şüphe duysun.
Hayatta en hakiki yol gösterici bilimdir. Atatürk
yukardaki sözü bile anlayamamış zihniyetler neyi tartışıyor.
'Peygamberin yapmadığı şeyi yapmak nasıl doğru olabilirdi? ' diye düşünüyordu. Ömer direndi ve önerisini kabul ettirdi. işin gerçekleşmesi için de Zeyd Ibn Sabit'e görev verildi. Zeyd 'Ebubekir bana 'Sen akıllı bir gençsin. Peygambere vahiy yazdığın için senin başaracağına güveniyorum. Araştır ve topla Kuran ayetlerini' dedi, Tanrıya ant içerek söylerim ki, dağlardan bir dağı yükleyip taşımayı önerseydi, buyurup verdiği görev kadar bana ağır gelmeyecekti. Yani Kuran'ı derlemek kadar.' diyor ama sonunda görevi kabul ettiğini söylüyor ve işi nasıl yaptığını şöyle dile getiriyor:
'Kuran (ayetlerini) derlemeye koyuldum. Hurma dallarından, küçük taşlardan ve kişilerin ezberlerinden izleyip derledim. işin sonunda, Tevbe (Beraat) suresinin sonunu, Ebu Huzeymetu'l-Ensari'de buldum. Ki, başkasında bulamamıştım bu parçayı'. Zeyd, bu parçanın Tevbe Suresinin sonundaki ayetleri (128 ve 129.ayetleri) oluşturduğunu açıklıyordu
Böylece Zeyd, Kuran ayetlerini derleme işini yaparken iki kaynağa başvurmaktaydı: Ayetlerin yazılı olduğu nesneler (ağaçlar, taşlar..) ve ezber bilenlerin bellekleri.
Ebubekir döneminde yazılan Kuran için başvurulan ezbercilerin başka deyişle hafızların sayısı Müslümanlar arasında tartışmalıdır. O döneme ilişkin kaynaklardan Buhari'nin 'e's-Sahihi'nde yer alan üç hadisten anlaşıldığı kadarıyla Kuran'ın tümünü ezberleyenlerin en iyimser rakamla 7 kişi olduğu kabul edilebilir. Aynı zamanda, Peygamber dönemindeki 'hafız'ların, yani Kuran'ı tümüyle ezberlemiş olanların sayısı pek azdı. Buhari'nin 'e's-Sahih'inde geçen hadis şöyle:
Birinci hadis: Amr Ibnu'l-Ass anlatıyor: Peygamberin 'Kuran'ı dört kişiden alın, Abdullah Ibn Mes'ud'dan, Salim'den, Muaz'dan ve Übeyy Ibn Ka'b'den' dedigini işittim. (Buhari, Fadailu'l-Kuran 8.)
İkinci hadis: Enes anlatıyor: 'Peygamber öldüğünde, dört kişiden başka Kuran'ı tümüyle ezberlemiş olan yoktu. Ebu'd-Derda, Muaz Ibn Cebel, Zeyd Ibn Sabit ve Ebu Zeyd.' (Buhari.)
Kuran nasıl derlendi?
Kuran ayetleri bugünkü biçimi ile yazılıp bir araya getirilmiş değildi. Hadislerde peygambere vahiy olan ayetler çeşitli nesneler üzerine yazılıydı; hepsi de dağınık durumdaydı. Ayetler 'Lihaf' (küçük taşlar) , 'Rıka' (deri ağaç yaprağı, bir çeşit kâğıt) , 'Ektaf' (deve ve koyun kemikleri) , 'Usub' (agaç parçası' gibi nesnelere yazılmıştı.
Yitip gitmesin diye tümünü bir araya getirme çabasına ilk kez Halife Ebubekir döneminde gerek duyuldu ve bu çabalar gerçekleştirildi.
Bir aktarma da 'bunların tümünün peygamberin evinde, bir arada bulunduğu ve dağınıkken bir araya getirip, içinden eksilen olmasın diye ortasından iple bağlanmış olduğu' da açıklanır.
Buhari'nin yer verdiği bir hadise göre; 'dinden dönüş' (ridde) olayları ve bu olaylar nedeniyle savaş hali vardı. Kuran'ı ezber etmiş kişilerin bir bölüğü ölmüştü. Ölenlerin sayısı artabilirdi, bunların tümü ölüp gitmeden Kuran'ın orada burada yazılı ayetleri derlenmeli, tümü bir kitap haline getirilmeliydi. Hattaboğlu Ömer durumu ve konunun önemini Halife Ebubekir'e anlattı. Ayetlerin derlenmesini önerdi. Halife başlangıçta pek doğru bulmamıştı bu görüşü.
Günümüzde bir TEORİden bahsetmek gerekirse O da YARADILIŞ TEORİSİDİR ve bununda teori olarak bilimsellikle uzaktan yakından ilgisi yoktur. Çünkü bilimsel teorilerin teori olması sürecinde araştırmalar ve incelemeri vardır. Onlara teori denmesinin nedeni hipotezin 4/4 lük gerçege uygun modellenemeyişidir. Ancak 3/4 lük bir modelleme bilimsel açıdan kabul edilebilir bir modellemedir ve hipotezin doğru olduğu kabul edilebilirdir.
Yaradılış uydurmasına gelince. Elimizde ne var? Kendinden menkul, PEYGAMBERİM uydurmasıyla ortaya çıkmış ve kendi yazdıkları kitapları (bilimsel olarak YOK olan) bir yaratıcı kavramından geldiğini iddia eden insanların uydurmaları var.
Yaratıcı kavramının varlığıyla ilgili elİmizde hiç bir kanıt bulunmamaktadır. DİNgillerin yapageldiği gibi elma varsa yaratıcıda var, canlı alemi var sa yaratıcı da var. Böyle önermelerle DİNgiller ancak kendilerini kandırırlar ve ne yazık ki kandırıyorlarda.
Evrime karşı çıkan zihniyet yeryüzünün en cahil zihniyetidir. TV lerde bir belgesel bile izlememiş, evrim ile ilgili bir kitap dahi okumamış ve hatta karşı çıktığı Darwin ne diyor diye merak edip Türlerin Kökeni adlı bilimsel eserini okumamıştır bile.
Neden? Korkmaktadır çünkü. EVRİM hep bir anda OL deyince OLmayı reddedip doğanın evrim ile değiştiğini geliştiğini ortaya koymaktadır.Bu durum DİNgillerin tüm inandıklarının, daha doğrusu yıllardan beri kendilerine dayatılanların YALANdan ibaret olduğunu gösterecektir.
Ne kadar çok bilim o kadar az din ve hurafe.(Hakan.)
Toplumun kendisine empoze ettiği yaratıcı cehalet giysisini üzerinden sıyırıp atmış, hayatını bilim ışığı ile aydınlatan, OL deyince bir şeyin OLmayacağını bilecek kadar aklını kullanabilen kişidir ATEİST.