'Lâ, benim saka olmadı kast. azmettiydim her aşa su katmaya... senin rüyanda misket kıratım oldum, hep sensin yabanda. Söyle işte dâna; bu beyatın kulhüsü sende... Ben mi? Nayır nayır, leğende yemin iç, tiksinmediğin tikinim meybuzum. Fark etmek istemedin ya tikimi, kireçten yada taşından. Şu zifaf ininde ben davos'ta olayım sen 'fülfül'ünle lahey'de ey cân feyzâ..'
elimizi atıyoruz gül kurusu, bülbül kakası. yalnız, yalanım yok, bakugan'dan böylesi bir pespayelik beklemezdim. üç kuruşluk aklım vardı o da sayesinde gitti.
sabah sol yanımdan kalkıp da yıldızlarımın zalimce söndürüldüğünü görünce öfkemin esiri olup, olan biteni sayın bakugan'dan ve kemal karındaş'tan bildim. bir koşu gidip yıldızlarını düşürdüm, yıldızsız yazılarına da bir yıldız vererek insanların keh keh gülmesini istedim. yaptığım bu çirkin eylemden ötürü kendimi alenen ifşa ediyor ve kınıyorum. iyi bir günümde o yıldızları yükseltmek için elimden geleni yapacağıma dair namusum ve şerefim üzerine söz veriyorum.
dün akşam tüm mesajlarımın beş yıldızı vardı. şimdi görüyorum ki kimisi üçe kimisi dörde düşmüş. şu yıldız söndürme işini insani bir duyarlılık içinde yapalım. gerekçelerinizi bildirin, sorumluluğu alın. ben öyle yapıyorum. yoksa beddua ederim, huzursuz bacak sendromuna yakalanırsınız. geceniz haram zıkkım olur. oturur yıldız sayarsınız. şu an gerçekten çok kızgınım. ağzım burnum köpürdü. daha fazla yazamıcam.
her gece dinlemezsem uyuyamadığım şarkı. dünyanın görüp göreceği en yakışıklı adamlardan ibrahim tatlıses, bir yanda şık, sarı saten gömleği ile mikrofonu titretir. diğer tarafta ise tekerlekli sandalyede genç bir kız göz yaşı döker. [o benim işte] göz yaşlarımla sarhoş olan zalim kader. [al sana, al, al, al]
birinci olarak: aksufat, sıfatı ak, yani beyaz çehreli hanımefendi yahut da beyefendi demek olur. saniyen ise soyadı aksu olan şişman bir kişiyi zalimce tiye almakta kullanılan kalleş bir ibaredir. böyle densizlerin işleri tanrı'ya kalmıştır. ilerde günlerini göreceklerdir.
birinin gözünde it dirseği çıkmışsa bilin ki imtihanı ağırdır. sevilmemenin bedelini ödüyordur. haddi aşıp kandırmak suretiyle tükürmek vicdansızlık gibi geliyor bana. sabuha, vicdana gel.
'Lâ, benim saka olmadı kast. azmettiydim her aşa su katmaya... senin rüyanda misket kıratım oldum, hep sensin yabanda. Söyle işte dâna; bu beyatın kulhüsü sende... Ben mi? Nayır nayır, leğende yemin iç, tiksinmediğin tikinim meybuzum. Fark etmek istemedin ya tikimi, kireçten yada taşından. Şu zifaf ininde ben davos'ta olayım sen 'fülfül'ünle lahey'de ey cân feyzâ..'
elimizi atıyoruz gül kurusu, bülbül kakası. yalnız, yalanım yok, bakugan'dan böylesi bir pespayelik beklemezdim. üç kuruşluk aklım vardı o da sayesinde gitti.
sabah sol yanımdan kalkıp da yıldızlarımın zalimce söndürüldüğünü görünce öfkemin esiri olup, olan biteni sayın bakugan'dan ve kemal karındaş'tan bildim. bir koşu gidip yıldızlarını düşürdüm, yıldızsız yazılarına da bir yıldız vererek insanların keh keh gülmesini istedim. yaptığım bu çirkin eylemden ötürü kendimi alenen ifşa ediyor ve kınıyorum. iyi bir günümde o yıldızları yükseltmek için elimden geleni yapacağıma dair namusum ve şerefim üzerine söz veriyorum.
yetmez mi sana bihter ü behlül sıcağım
derd oldu tavâ kapat kulağın kızacağım
edep erkân yoksunları.
dün akşam tüm mesajlarımın beş yıldızı vardı. şimdi görüyorum ki kimisi üçe kimisi dörde düşmüş. şu yıldız söndürme işini insani bir duyarlılık içinde yapalım. gerekçelerinizi bildirin, sorumluluğu alın. ben öyle yapıyorum. yoksa beddua ederim, huzursuz bacak sendromuna yakalanırsınız. geceniz haram zıkkım olur. oturur yıldız sayarsınız. şu an gerçekten çok kızgınım. ağzım burnum köpürdü. daha fazla yazamıcam.
daha ziyade, daha çok demektir. lisân-ı ingilizî
her gece dinlemezsem uyuyamadığım şarkı. dünyanın görüp göreceği en yakışıklı adamlardan ibrahim tatlıses, bir yanda şık, sarı saten gömleği ile mikrofonu titretir. diğer tarafta ise tekerlekli sandalyede genç bir kız göz yaşı döker. [o benim işte] göz yaşlarımla sarhoş olan zalim kader. [al sana, al, al, al]
birinci olarak: aksufat, sıfatı ak, yani beyaz çehreli hanımefendi yahut da beyefendi demek olur. saniyen ise soyadı aksu olan şişman bir kişiyi zalimce tiye almakta kullanılan kalleş bir ibaredir. böyle densizlerin işleri tanrı'ya kalmıştır. ilerde günlerini göreceklerdir.
sanırım ıvır zıvır'daki 'zıvır' mevzubahis zavar ile hısım.
birinin gözünde it dirseği çıkmışsa bilin ki imtihanı ağırdır. sevilmemenin bedelini ödüyordur. haddi aşıp kandırmak suretiyle tükürmek vicdansızlık gibi geliyor bana. sabuha, vicdana gel.
insanları, bir yıldızla aşağılayanları kör testereye havale ediyorum. çekemiyorsanız anten takın.