Kültür Sanat Edebiyat Şiir

  • Yalnızlar Mektebi25.07.2019 - 22:15

    Kalbi nasır tutmamışlara, her boca maydonoz olmayanlara, içindeki çocuğu ödeyemeyenlere, tanımadığı çocuğu güldürenlere, birde sana gelsin... VIP (ne olduğunu bulana bomonti+) budalalarına yok!

  • Yalnızlar Mektebi25.07.2019 - 19:01

    eskiden korkardım...

    zaman durdu sanki beklerken sen-i...

  • Yalnızlar Mektebi25.07.2019 - 18:22

    Henüz dinlemediyseníz bir dal eşlik etsin...

  • dinle bu şarkım sana dinle25.07.2019 - 16:37

    Cigaramı sardım karşı sahilde...

  • Beattim25.07.2019 - 16:27

    Birbiriyle iyi geçinmek, nefrete mi iter?" diye soruyordu kendisine. "Dürüst bir yaşam, kabalığı mı gerektirir? Huzurlu yaşamak, acımasızlığı mı gereksinir? Düzen, parçalanmayı mı talep eder?

    Niteliksiz Adam 1, Robert Musil

  • Bu Şarkı Beni Anlatır25.07.2019 - 16:22

  • Sonra dedim ki25.07.2019 - 16:19

    Sana bir şiirler olmuş sevgilim.
    Yüzün gözün söz içinde.
    Hangi imla kitabına baksam,
    Ben den ayrı yazılıyorsun...
    ÖA

  • Beattim25.07.2019 - 14:48

    Kahve

    Bazen hayat sadece bir kahve meselesi; ya da bir bardak
    kahvenin ne kadar yakınlık getirebileceğinden ibaret.
    Bir keresinde kahveyle ilgili bir şey okumuştum. Kahvenin sağlık için
    iyi bir şey olduğundan bahsediyordu; iç organları düzenliyormuş.

    Önce bunun hiç de hoş olmayan, garip bir yaklaşım
    olduğunu düşündüm; ama zamanla kendi içinde bir şeyler
    ifade ettiğini anladım. Ne demek istediğimi şimdi açıklayacağım.

    Dün sabah bir kızı görmeye gittim. Ondan çok hoşlanıyorum.
    Aramızda olan her şey geçmişte kaldı.
    Artık beni hiç umursamıyor.
    Onu terk ettim, keşke etmeseymişim.

    Kapısını çaldım ve aşağıda beklemeye başladım.
    Üst katta dolaştığını duyabiliyordum.
    Hareketlerinden yatağından kalktığını çıkardım.
    Uyandırmıştım onu.

    Merdivenlerden aşağıya indi.
    Yaklaştığını karnımda hissedebiliyordum.
    Attığı her adım duygularım karmakarışık ediyordu ve kaçınılmaz olarak ona kapıyı açtırdı.
    Beni gördü ve buna sevinmedi.

    Bir zamanlar bu onu çok sevindirirdi, geçen hafta.
    Bazen tüm onlar nereye gitti diye safça soruyorum kendime,

    “Kendimi iyi hissetmiyorum şu an,” dedi. “Konuşmak istemiyorum. ”

    “Bir’ bardak kahve koyar mısın?” diye sordum, çünkü bu
    o anda dünyada en son isteyeceğim şeydi.
    Öyle bir söyledim ki sanki ona acayip kahve içmek isteyen, başka hiçbir şeyle ilgilenmeyen
    başka birinden bir telgraf okuyormuşum gibi çıktı sesim.

    “Peki,” dedi.

    Merdivenlerden yukarıya onu takip ettim. Çok saçmaydı.
    Üstüne bir elbise geçirivermişti.
    Elbise daha tam olarak vücuduna intibak sağlayamamıştı.
    Size sonra bir ara onun kıçından bahsederim.
    Neyse, mutfağa girdik.

    Raftan bir tane nescafe kavanozu çıkarıp masanın üstüne koydu.
    Bir bardak ve çay kaşığı çıkardı.
    Ben de bardağa ve çay kaşığına baktım.
    Ağzına kadar suyla dolu çaydanlığı ocağa koyup altını yaktı.

    Tüm bu sürede tek bir laf etmemişti.
    Bu sürede elbiseleri vücuduna intibak sağladı.
    Ben artık sağlayamayacağım.
    Çıktı mutfaktan.

    Sonra merdivenlerden aşağıya inip hiç mektup falan gelmiş mi diye baktı.
    Ben gelirken görmedim diye hatırlıyorum.
    Tekrar yukarı çıkıp başka bir odaya girdi.
    Üstüne kapıyı kapadı.
    Ocağın üstündeki suyla dolu çaydanlığa baktım.

    Suyun kaynamasına daha yaklaşık bir sene vardı.
    Aylardan Ekim’di ve çaydanlıkta çok fazla su vardı.
    İşte o yüzden. Suyun yarısını lavaboya boşalttım.

    Şimdi daha çabuk kaynardı.
    Yaklaşık altı ayda falan.
    Ev sessizdi.

    Dışarıya verandaya baktım.
    Bir sürü çöp torbası vardı.
    Çöplerdeki konserve kutularına, soyulmuş
    kabuklara falan bakıp son zamanlarda neler
    yediğini çıkarmaya çalıştım.
    Hiç bir şey anlaşılmıyordu.

    Mart ayı geldi.
    Su kaynamaya başladı.
    Bu çok hoşuma gitti.

    Masaya baktım. Nescafe kavanozu, boş
    bardak ve çay kaşığı önümde bir cenaze servisi
    gibi duruyorlardı. Kahve yapmak için gereken
    malzeme bunlardır.

    On dakika sonra evden çıkarken, içimde bir
    mezar gibi güvende bir bardak kahve,
    “Kahve için sağol.” dedim.

    “Bir şey değil,” dedi sesi kapalı kapının
    arkasından. Onun sesi de bir telgraf gibi
    çıkmıştı. Gitme zamanım gerçekten gelmişti.

    Günün geri kalanını kahve yapmayarak geçirdim. Büyük
    keyifti. Sonra akşam oldu, bir restoranda yemek yeyip
    bir bara gittim. Bir iki içki yuvarlayıp bir iki insanla
    konuştum.

    Bar adamlarıydık hepimiz ve bar şeyleri konuştuk.
    Hatırlanmayacak şeyler, bar kapanana kadar. Saat
    sabahın ikisiydi. Dışarı çıkmam gerekiyordu. San Francisko
    sisli ve soğuktu. Sisi düşündüm; kendimi çok
    insani ve çaresiz hissettim.

    Başka bir kıza daha uğramaya karar verdim. Neredeyse
    bir senedir hiç görüşmemiştik. Bir ara çok yakındık.
    Şu anda ne düşündüğünü merak ettim.

    Evine gittim. Kapı zili yoktu. Bu ufak da
    olsa bir başarı sayılırdı. Bütün ufak başarılarının
    kaydını tutmalı insan. Ben nasılsa yapıyorum.

    Kapıyı açtı. Önünde uzun bir elbise tutuyordu.
    Beni gördüğüne inanamadı. “Ne istiyorsun?”
    dedi, beni gördüğüne artık inanmış bir şekilde.
    Direk içeri daldım.

    Dönüp kapıyı kapatınca vücudunu profilden
    gördüm. Elbiseyi tamamen üstüne geçirmeye
    uğraşmamıştı.
    Sadece önünde tutuyordu.

    Başından ayaklarına kadar uzanan kırılmamış
    bir beden çizgisini görebiliyordum. Biraz
    garipti. Belki çok geç bir saat olduğundan.

    “Ne istiyorsun?” dedi.

    “Bir bardak kahve,” dedim.
    Ne komik bir ey, gerçekten istediğim yine kahve
    değildi.

    Bana bakıp hafifçe profilinin çevresinde döndü.
    Beni görmek hoşuna gitmemişti. SSK istediği kadar
    zaman her şeyi iyileştirir desin. Bedeninin kırılmamış
    çizgisine baktım.

    “Neden benimle bir’ bardak kahve içmek istemiyorsun?” dedim.
    “İçimden seninle konuşmak geldi. Ne zamandır hiç
    konuşmadık.”

    Bana bakıp hafifçe profilinin çevresinde döndü. Bedeninin
    kırılmamış çizgisine baktım. Bu iyiye işaret
    değildi.

    “Çok geç oldu,” dedi. “Yarın erken kalkmam gerekiyor’.
    Kahve istiyorsan, mutfakta nescafe var.
    Benim yatmam gerekiyor’.”

    Mutfak ışığı açıktı. Koridordan mutfağa
    baktım. İçimden hiç gidip kendi başıma
    bir bardak daha kahve içmek gelmedi. Başka
    birinin evine daha gidip de bir bardak kahve
    istiyorum demek de gelmiyordu içimden.

    Bütün günümü çok garip ziyaretlere adadığımı
    fark ettim, bu şekilde planlamamıştım halbuki.
    Ama en azından nescafe kavanozu masanın üstünde
    boş beyaz bir fincanla kaşığın yanında değildi.

    Bahar gelince bir erkeğin bütün hayallerinin aşk üzerine kurulduğunu söylerler.
    Eğer yeterli zamanı kalırsa, içlerine bir bardak kahve de koyabilir.

    Kahve, Richard Brautigan

  • Yalnızlar Mektebi25.07.2019 - 14:14

  • Yalnızlar Mektebi24.07.2019 - 18:56

    Cennetten düşen bir manzara gibi :))