"Gone to" bir kişinin herhangi bir yere gittiğini ama henüz oradan dönmediğini belirtir. Yani giden kişi henüz ziyaretini bitirmemişse, genelde "Gone to" kalıbı kullanılır. - Lucia has gone to London. "Been to" kalıbı kişinin bir yeri hayatının herhangi bir döneminde ziyaret ettiği ve bunu bir tecrübe olarak aktardığı cümlelerde kullanılır. "Gone to" kalıbının tersine, "been to" cümlelerindeki özne, gittiği yerden dönmüş demektir. - Alberto has been to the park this morning.
Pound: Yumruklamak, vurmak.(Paund)
Pound : Sterlin ( Paund)
Tear: Gözyaşı (tır)
Tear: Yırtmak (ter)
Minute: Dakika (min-ıt) / İng.
Minute : Minik, çok küçük (mai'nu:t)
Glimse: Kısa bakış, göz atma, anlık bakış. / İng.
Throwing up: Kusma.
"I feel like throwing up": Kusacak gibiyim, kusmak üzereyim.
She's throwing up.
Chop: Dalga, dalgalı su, duyun dalgalanması./ İng.
"The sea is choppy today, so swimming is dangerous."
The path is perfect for cyclists. (Yol bisikletçiler için mükemmel.)
Go / Went / Gone.
"Gone to" bir kişinin herhangi bir yere gittiğini ama henüz oradan dönmediğini belirtir. Yani giden kişi henüz ziyaretini bitirmemişse, genelde "Gone to" kalıbı kullanılır.
- Lucia has gone to London.
"Been to" kalıbı kişinin bir yeri hayatının herhangi bir döneminde ziyaret ettiği ve bunu bir tecrübe olarak aktardığı cümlelerde kullanılır. "Gone to" kalıbının tersine, "been to" cümlelerindeki özne, gittiği yerden dönmüş demektir.
- Alberto has been to the park this morning.
The sun is in my eye.(Gözüme güneş geliyor.)
The sun is in my eye: Gözüme güneş geliyor.