metaforlarla oğrenmek en kısa kestirme ve en kolay yoldur ama en iyi ve emin yol değildir.en emin ve iyi yol görsel öğrenmektir..bilim adamları atomun yapısını güneş sistemine benzeterek anlattılar. praton ve nötronların oluşturduğu çekirdeğin etrafında elekturonların gezegenler gibi döndüğünü söyleyerek benzetme yaptılar ama elekturonlar gezegenler gibi hep aynı yörüngede dönmüyor bazan yaklaşıp bazan uzaklaşıyorlardı.ve bu eksik benzetme yüzünden bilgide farklı anlaşıldı yeni yetişen kuşaklarca. ve sonuç olarakta atom çağının 50 yıl geciktiğini söylerler.
hayat bir çanak dolusu kirazdır. hayat dans etmektir ipin ucundayım. duvarı aşamıyorum. boğuluyorum. bunların hepsi metafor dur. bi şeyi bi başka şeye benzeterek anlattığımızda metafor kullanıyoruz demektir.
varsayalım şu an sela veriliyor ve sonundada selası verilen kişinin adı söyleniyor. eğer tanıdığınıdığımız biriyse üzülürüz. ama çok sevdiğimiz yakınımız biriyse çok üzülürüz. yani nekadar çok seviyorsak onu kaybettiğimizdede o kadar çok üzülürüz.üzüntümüzün miktarını belirleyen sevginin miktarıdır. aynı nehir yatağında akan iki nehir gibi .
ister edepliden ister edepsizden öğrenin ama mutlaka edep hissini keşfedin öğrenin.ama mutlaka o hissi hissedin.ve o hissin içinde hiç pişmanlık yoktur.acelecilik hissi sizden elini ayağını çeker içinizdeki fırtınalar diner,ateşler söner. güven sevecenlik ve sesizlik hissi gelir. diliniz suskunlaşır.konuşmaktan çok susmayı tercih edersiniz.dinlediğiniz şeyi maksimim anlama hissi oluşur.hissettiğiniz karmakarışık duygular öncelik sırasına göre dizilir.akıl kapılkarı ardına kadar açılır.içselleşirsiniz.edep duygusunu hissetmek kolaydırda hep o halde kalmak zordur.mesela bu yazıyı okurken zandalyede otururken ken bile bi yaşlının karşısında oturduğumuz gibi oturursak edep hissini hissederiz.yada bedenini teşhir eden bi kadını gördüğümüzde başımızı edep için çevirdiğimizde allah o hissi veriverir ruhumuza.edep hak ka giden yoldur.
idris ağacına kiraz aşılarız. anaç idris ağacıdır ama üzerine aşıladığımız kiraz ağacı olur.badem ağacına erik aşısı vururuz. erik ağacı olur.ve ilk aşılama denemesi edep ile hak halinin birbiriyle aynı olması. farklı köklerden farklı nedenlerden kaynaklansada aslında aynı hal olması bilgisiyle denenmiş ve başarılı olmuştur.yani arada bi benzerlik kurulmuştur.şimdi bende belleğimizin bi özelliği olan yakın bi zamanda bizi çok rahatsız eden acı veren bi anıyı bulanıklaştırıp karanlıklaştırıp muğlak bi hale gerip o anıyı küçültüp uzaklaştırdığımızda.yani sublamonitöleriyle oynadığımızda yani görsel işitsel kokusal ve tatsal girdileriyle oynadığımızda. kısaca belleğimizin uzak bi noktasına gönderdiğimizde bizi eskisi rahatsız etmicektir. ve belleğimizin bu yapısına benzer mekanik bi yapı oluşturulup uçan bi araç yapıla bileceğini düşünüyorum.helikopter gibi uçan ama pervanesi kanatları olmayan bi araç yapılabileceğini düşünüyorum.var olan tüm araçlar hep bişeyleri geri iter arabaların tekerleri yolu geri iter ileri gider gemilerin pervaneleri suyu geri iter ileri gider.uçaklar helikopterler havayı geri iter ileri gider. benim düşündüğümse hiç bişeyi geri itmeden ileri giden bi vasıta. içsel bi yapı yani.düşünüyorum eğer bu purejem gerçekten yapıla bilirse. yollara ihtiyaç kalmıcak köprülere ve en önemliside. şehirlerde ki trafik sorunu bitecektir.çılgın poreje cılgın olmalı.çılgın puroje diye ortaya attıkları fikiri bizim mahallenin çocukları her yamurdan sonra biriken kumlardan ne ne barajlar ne ne setler ne tüneller yapıyorlar :) .umarım bi otomobil firması beni bulur.ve iletişim kurar.
merak yada mevlananın deyişiyle hayret bilginin arama motoru gibi sanki.
herşey sendede sen nerdesin;
doğallık eşittir sağlık.
metaforlarla oğrenmek en kısa kestirme ve en kolay yoldur ama en iyi ve emin yol değildir.en emin ve iyi yol görsel öğrenmektir..bilim adamları atomun yapısını güneş sistemine benzeterek anlattılar. praton ve nötronların oluşturduğu çekirdeğin etrafında elekturonların gezegenler gibi döndüğünü söyleyerek benzetme yaptılar ama elekturonlar gezegenler gibi hep aynı yörüngede dönmüyor bazan yaklaşıp bazan uzaklaşıyorlardı.ve bu eksik benzetme yüzünden bilgide farklı anlaşıldı yeni yetişen kuşaklarca. ve sonuç olarakta atom çağının 50 yıl geciktiğini söylerler.
hayat bir çanak dolusu kirazdır.
hayat dans etmektir
ipin ucundayım.
duvarı aşamıyorum.
boğuluyorum.
bunların hepsi metafor dur. bi şeyi bi başka şeye benzeterek anlattığımızda metafor kullanıyoruz demektir.
varsayalım şu an sela veriliyor ve sonundada selası verilen kişinin adı söyleniyor. eğer tanıdığınıdığımız biriyse üzülürüz. ama çok sevdiğimiz yakınımız biriyse çok üzülürüz. yani nekadar çok seviyorsak onu kaybettiğimizdede o kadar çok üzülürüz.üzüntümüzün miktarını belirleyen sevginin miktarıdır. aynı nehir yatağında akan iki nehir gibi .
ister edepliden ister edepsizden öğrenin ama mutlaka edep hissini keşfedin öğrenin.ama mutlaka o hissi hissedin.ve o hissin içinde hiç pişmanlık yoktur.acelecilik hissi sizden elini ayağını çeker içinizdeki fırtınalar diner,ateşler söner. güven sevecenlik ve sesizlik hissi gelir. diliniz suskunlaşır.konuşmaktan çok susmayı tercih edersiniz.dinlediğiniz şeyi maksimim anlama hissi oluşur.hissettiğiniz karmakarışık duygular öncelik sırasına göre dizilir.akıl kapılkarı ardına kadar açılır.içselleşirsiniz.edep duygusunu hissetmek kolaydırda hep o halde kalmak zordur.mesela bu yazıyı okurken zandalyede otururken ken bile bi yaşlının karşısında oturduğumuz gibi oturursak edep hissini hissederiz.yada bedenini teşhir eden bi kadını gördüğümüzde başımızı edep için çevirdiğimizde allah o hissi veriverir ruhumuza.edep hak ka giden yoldur.
idris ağacına kiraz aşılarız. anaç idris ağacıdır ama üzerine aşıladığımız kiraz ağacı olur.badem ağacına erik aşısı vururuz. erik ağacı olur.ve ilk aşılama denemesi edep ile hak halinin birbiriyle aynı olması. farklı köklerden farklı nedenlerden kaynaklansada aslında aynı hal olması bilgisiyle denenmiş ve başarılı olmuştur.yani arada bi benzerlik kurulmuştur.şimdi bende belleğimizin bi özelliği olan yakın bi zamanda bizi çok rahatsız eden acı veren bi anıyı bulanıklaştırıp karanlıklaştırıp muğlak bi hale gerip o anıyı küçültüp uzaklaştırdığımızda.yani sublamonitöleriyle oynadığımızda yani görsel işitsel kokusal ve tatsal girdileriyle oynadığımızda. kısaca belleğimizin uzak bi noktasına gönderdiğimizde bizi eskisi rahatsız etmicektir. ve belleğimizin bu yapısına benzer mekanik bi yapı oluşturulup uçan bi araç yapıla bileceğini düşünüyorum.helikopter gibi uçan ama pervanesi kanatları olmayan bi araç yapılabileceğini düşünüyorum.var olan tüm araçlar hep bişeyleri geri iter arabaların tekerleri yolu geri iter ileri gider gemilerin pervaneleri suyu geri iter ileri gider.uçaklar helikopterler havayı geri iter ileri gider. benim düşündüğümse hiç bişeyi geri itmeden ileri giden bi vasıta. içsel bi yapı yani.düşünüyorum eğer bu purejem gerçekten yapıla bilirse. yollara ihtiyaç kalmıcak köprülere ve en önemliside. şehirlerde ki trafik sorunu bitecektir.çılgın poreje cılgın olmalı.çılgın puroje diye ortaya attıkları fikiri bizim mahallenin çocukları her yamurdan sonra biriken kumlardan ne ne barajlar ne ne setler ne tüneller yapıyorlar :) .umarım bi otomobil firması beni bulur.ve iletişim kurar.
temmuz ayında pahalı ağustos sonlarından itibarende ucuzlucak gibi duruyor.
sanırım bu sene kiraz hiç ucuzlamıcak.