Kültür Sanat Edebiyat Şiir

Metin Bedir
Metin Bedir

allah ım beni ben den koru yarabbim.

  • kıskanmak09.09.2011 - 12:48

    kıskanmak nüklüer enerji gibidir.sevgili yada bi çiftin arasına bi başka kişi girdiğinde ortaya müthiş bi enerji çikar aynı nüklüer bomba gibi nasıl atomun çekirdeğini oluşturan poratonun içine dışarıdan praton atıldığında atomun çekirdeği parçalanmaya başlar çünkü sayısal değeri bozulan çekirdeğin yapısı bozulur. ve ortyaya nüklüer güç çıkar ve bu enerji hem atomu yok eder hemde çevresini mahveder kıskançlık hissini bu yüzden nüklüer enerjiye benzetirim.

  • zaman08.09.2011 - 12:25

    Kadının biri kocasına dedi ki: Ey adamlığı bir adımda aşan! Bana hiç bakmıyorsun, neden? Ne zamana kadar bu horlukta kalacağım? Kocası dedi ki: Boğazına bakıyorum, çıplağım ama elim ayağım var, çalışıp çabalıyorum. Güzelim, ere kadının boğazına ve elbisesine bakmak farzdır. Ben ikisine de bakıyorum. Bu hususlarda eksiğin gediğim yok. Kadın, gömleğinin yenini gösterdi. Pek kaba ve kirliydi. Dedi ki: Kabalığından bedenimi yiyor. Kimse kimseye bu çeşit elbise verir mi? Kocası a kadın dedi, sana bir sorum var: Yoksul adamım ben elimden bu geliyor. Doğru, bu çok kaba, çok çirkin, fakat ey düşünceli kadın, bir düşün. Bu mu daha kötü yoksa boşanmak mı? Bu mu daha kötü, yoksa boşanmak mı? Bu mu sana daha kötü geliyor yoksa ayrılık mı? Ey kınayıp duran bela, yoksulluk, eziyet ve mihnet de böyledir işte. Şüphe yok ki heva ve hevesi terk etmek acıdır ama Tanrıdan uzak olma acılığından daha iyidir. Savaş ve oruç güçtür, çetindir. Fakat bu güçlük ve çetinlik, Tanrının kulu kendinden uzaklaştırmasından, böyle bir derde uğratmasından yeğdir. İhsan ve lütuflar ıssı Tanrı, bir gün, ey benim hastam, ey benim mihnetime uğrayan kul, nasılsın? Derse hiç zahmet ve eziyet kalır mı? Hatta böyle demese bile, böyle dediğini duymasan, anlamasan bile senin o zevkin yok mu? Tanrının senin hatırını sormasıdır işte. Gönül hekimleri olan güzeller, hastaların hatırını sormaya düşkündürler. Utanır, söz olmasın derlerse bir çare bulurlar, yine haber gönderirler. Haber bile göndermeseler bunu düşünürler ya. Hasılı hiçbir sevgili yoktur ki aşkından haberi olmasın? Ey duyulmamış, eşsiz hikayeler arayan, aşıkların hikayesini oku. Bunca uzun zamanlardır kaynar durursun ama yine de tatar aşı gibi yarı pişman bir haldesin ey kadid olmuş adam! Bir ömürdür Tanrı adaletini görmüş, o tadı almışsın da yine görmeyenlerden daha namahremsin. Talebelik eden üstat olur. Öyle olduğu halde sen günden güne geri gitmişsin a inatçı kör. Anandan babandan haberin yok, geceyle gündüzden de ibret almamışsın. ÖRNEK: Bir arif, papazın birine sordu: Sen mi daha yaşlısın sakalın mı? Papaz dedi ki: Ben ondan önce doğdum. Sakalsız nice zamanlarım var. Arif dedi ki: Sakalın ağarmış, eski halini terk etmiş. Öyle olduğu halde yazıklar olsun, kötü huyun hala dönmemiş! O senden önce doğmuş seni geçmiş. Sense tirit sevdası ile böylece kala kalmışsın. Önce doğduğun renktesin hala. Ondan bir adım bile ileri atmamışsın. Hala kaptaki ekşi ayransın. Hala o yoğurdun yağını ayıramamışsın. Hala balçık küpteki hamursun, bir ömürdür ateşli tandırdasın ama hala pişmemişsin. Heves yeli ile başın dönüyor ama tepedeki ot gibi ayağın toprakta. Musa kavmi gibi Tih çölünün ıssısında, durduğun yerde tam kırk yıl kala kalmışsın a akılsız adam! Her gün ta akşama kadar koşup duruyorsun. Fakat kendini yine de ilk konak yerinde görmedesin. O öküze aşık oldukça şu üç yüz yıllık uzaklıktan kurtulamazsın. Onların da gönüllerinden öküzün hayali çıkmadıkça ıssı bir girdaba benzeyen o çölde kaldılar. Bu öküzü bir tarafa bırak, Tanrıdan sonsuz lütuflara ermiş, nihayetsiz nimetler görmüşsün. Fakat öküz tabiatlısın, onun için o büyük büyük iyilikler, bu öküzün aşkı ile gönlünden gidiverdi. Bari şimdi bedeninin bütün cüzilerinden sor. Şu dilsiz uzuvlarının yüzlerce dili vardır. Aleme rızk veren Tanrının nimetlerinin zikri zaman yapraklarında gizlenmiştir. Sen gece gündüz hikaye arar durursun. Halbuki senin cüzilerinin cüzileri, sana hikayeler söyler durur. Onlar yokluktan var olalı nice neşeler gördüler, nice gamlar tattılar. Çünkü hiçbir cüzi lezzetsiz bitmez. Istıraplarla zayıflar, kuru kalır. Halbuki senin cüzün kaldı da o iyilik, o nimet, aklından gitti. Daha doğrusu gitmedi,beş duygunla yedi endamından gizlendi. Yaz gibi hani. Yazın pamuk biter de o kalır, fakat yaz hatırlanmaz olur. Yahut da buz gibi. Kışın olur da kış gizlenir, buz bize kalır. Bu o güçlükten bir armağandır. Kışın da yazın armağanları şu meyvelerdir. Ey yiğit bunun gibi senin her cüzün de bedenin de Tanrının bir nimetini söylemededir. Şu kadın gibi yirmi oğlu vardı da her oğlu, bir güzel halini anlatmadadır. Sarhoşluk ve oynaşma olmadıkça gebe kalınmaz. Bahar olmayınca bahçelerde bir şey doğar mı? Gebelerle kucaklarındaki çocuklar, baharın o kadınlarından aşkına delalet eder. Her ağaç çocuklarını emzirmededir. Hepsi, Meryem gibi gizli bir padişahtan gebe kalmıştır. Ateş sula gizlenir ama üstünde yüz binlerce köpük coşar. Ateş pek gizlidir, fakat köpük, on parmağı ile ateşin varlığına delalet etmededir. Vuslat sarhoşlarının cüzileri de, bunun gibi hal ve söz timsallerinden gebe kalır. Hal güzelliğine karşı ağızları açık kalmıştır onların. Gözleri cihan nakşına örtülmüştür. O doğanlar bu dört unsurdan doğmazlar. Onun için de bu gözlere görünmezler. Onlar, tecelliden doğmuşlardır. Bu yüzden renksiz perdeyle örtülüdürler. Doğmuşlar dedim ya, hakikatte doğmamışlar da. Bu söz, ancak anlatmak için söylenmiş bir sözdür. Sus da “Kul-söyle” padişahı söylesin. Bu çeşit güllere karşı bülbüllük satmaya kalkışma. Bu gül, coşmuş köpürmüş, söyleyip duran bir güldür. Ey bülbül, bana karşı sözü kes de kulak kesil. Her ikisi de yani hal de, söz de, tertemiz iki güzele benzer. Vuslat sırrına iki adil şahittir bunlar. Bu iki seçilmiş latif güzellik de gebeliklere ve geçmiş zamandaki haşirlere şahadet ederler. Yeniden yeniye gelen temmuz ayında buzun, her an kış hikayelerini söylemesi gibi. Hani buz da soğuk rüzgarları, zemheriyi, yaz günlerinde o güç zamanları söyler ya. Kışın meyve ve Tanrı lütfunun hikayelerini anlatır. Güneşin gülümsediği zamanları, çimen gelinlerine dokunup eksiltmesini söyler. İşte onun gibi senden de hal gitti, cüzün o halin armağanı olarak kaldı. Ya ona sor, yahut da hatırla. Gama giriftar oldumu çeviksen derhal sıçrar, o ümitsiz deminden kurtulursun. Ona, ey hali, nimetleri o yüceliği inkar eden gam, dersin... Her dem baharda, neşede değilsin de gül yığınına benzeyen bedenin, neyin ambarı ya? Gül yığını bedenin, düşüncen de gül suyu gibi. Gül suyu, gülü inkar ediyor ha. Şaşılacak şey bu işte! Nimetleri inkar eden maymun huylulardan saman bile esirgenir. Fakat peygamber huylu kişilere güneş ve bulut, saçı olarak saçılır. O küfür inadı, maymun adetidir. Şu hamd-ü şükürse Peygamberin yoludur. Perdelerin yırtılması, maymun huylulara neler etti? Peygambere benzeyenlerse ibadetleri, ne faydalar verdi! Mamur yerlerde kuduz köpekler vardır. Yücelik ve nur definesi, yıkık yerlerdedir. Şu doğma, ayın tutulmasından olmasaydı bunca filozof, yolu kaybeder miydi hiç? Akıllı fikirli kişiler, bu yol yitirme yüzünden burunlarının üstünde ahmaklık dağını gördüler. bu hikaye mevlananın mesnevisindeki zamanın yapraklarındaki giz hikayesidir.

  • sine-i millet05.09.2011 - 02:57

    muhalefet milletvekillerinin erken secim istediği ve iktidarın da erken secime gitmemekte direndiği durumlarda.muhalefet millet vekillerinin topluca istifa ederek meclis aritmetiğini secime gitmek zorunda bırakacak sayıda eksilmesi durumu.yani meclisteki millet vekili sayısının belirli bi sayının altına düştüğü durumlarda mecburen secim kararı alınıyor olması nedeniyle millet vekillerinin topluca istifası durumu na sinei millete dönmek diye adlandırıyorlar.

  • köylü23.08.2011 - 03:00

    köylü ulusun efendisidir. ruhu efendidir köylünün

  • aşk21.08.2011 - 11:53

    zamanın birinde bi padişah var birde cariyesi var gerçi padişahın bir çok cariyesi var ama birini çok seviyor.günlerden bir gün cariye çok rahatsızlanıyor.beti benzi sararıyor.yataklara düşüyor. padişah cariyesini o halde gördükçe çok üzülüyor.ve zamanının en iyi hekimlerine haber salıyor cariyemimi düzelten hekim ne dilerse dilesin benden diyor servet vadediyor.o günün tüm hekimleri geliyor muayene ediyorlar cariyeyi hepsi ken di zannın ca teşhiş koyuyorlar. tedavi uyguluyorlar ama ne hikmetse teşhişler ve tedeviler hiç bir sonuç vermiyor hatta aksi tesir yapıyor diyelim ateşi düşürmek için sirke veriyorlar ateş daha fazla artıyor kabızlık için hint yağı veriyorlar sıkın tı daha bi artıyor cariyenin durumu gitgide daha da kötüleşiyor.padişah iki gözü iki çeşme mabede koşup ellerini açıyor dua ediyor ve ilahi doktoru çağırıyor.ilahi doktor geldiğinde cariyeyi konuşarak muayene ediyor.ve dönüp padişaha padişahım cariyeniz çok hasta ama ümitsiz değil ve rahatsızlığıda bedeninde değil ruhunda diyor. ve cariyeniz aşık olmuş uzaklarda bi yerde bi sarrafa aşık olmuş tez elden buraya gelmesi lazım yoksa cariyeniz düzelmez diyor padişah değerli hediyelerden yollayarak sarrafı sarayına davet ediyor sarraf tez elden padişahın davetini yerine getiriyor. saraya geldiğinde hemen cariyenin odasına götürülüyor. cariye sarrafı gördüğünde neşe leniyor yüzü gülüyor sararmış benzine renk geliyor dudakları al al oluyor ve çok kısa bisürede ayağa kalkıyor iyileşiyor mutlu günlerine geri dönüyor. bu sefer ilahi doktor sarrafa acı ilaç hazırlıyor ve içiriyor. sarrafın keyfi kaçıp hastalanıyor beti benzi sararıyor neşesini yakışıklılığını kaybediyor.ve gitgide çöküyor cariyede sarraftan yavaş yavaş soğuyor uzaklaşıyor. ve bu dertten kurtuluyor. bu mesnevide gerçek aşk ile ilgili hikaye bence bu hikayenin anlatmak istediği. aslında bizim içsel dünyamız. cariye beden.padişah akıl. sarraf aşk.ilahi doktorda yad etmek tir.aklın tüm derdi bedenin isteklerini yerine getirmektir.ve onu tehlike ve sıkıntılardan korumak ve esirgemektir.aşkta isteklerimiz arzularımız hoşlandığımız çoştuğumuz gurur duyduğumuz huzur duyduğumuz sevgi hissettiğimiz anlardır.meyildir kısaca.her azamızla farklı şeylere meylederiz.ilahi doktorda yad etmektir. sıkıntılı anlarda yad ederiz. hissettiğimiz acıyı tarif eden sözcüklerde acı ilaç.bunlarda aslında sır değil esas sır ben de isim ve sıfatlardan arınmış ben de isim ve sıfatlar olmadığındaysa tarifte olmuyor.hatta ben diyen harflerde yok

  • dekar20.08.2011 - 20:52

    bir dekar bir dönüm on dekar bir hektar. bir dekar dört de dört dikildiğinde 60 tane ağaç alır. dört buçuk metreye dört buçuk metre dikildiğinde 50 tane ağaç dikilir. bir dekara yaklaşık 200 tane bağ fidanı dikilir.

  • insan20.08.2011 - 15:40

    insan kainatın özetidir.özet nedir. mesela bi filmin konusunu üç beş satırla özetleye biliriz ve konusunu okuduğumuz filmin tamamı hakkında az çok bi fikir sahibi olabiliyoruz. insan da eğer kainatın özetiyse ki ben buna gönülden inanıyorum kendimizi anladığımızda insanı bildiğimizde kainat hakkında bi fikir sahibi ola biliriz.mesela kuantumda elekturonun zamanı delip geçmek gibi bi özelliği olduğundan bahseder.bu bilgiyle bugün televizyonlarda tünel diyotu diyer bi parça ve bilgisayarlarda kullanılan bu sistem kuantumun bu bilgisiyle yapılmıştır.ve bendiyorumki eğer biz insanlar kainatın özetiysek ve bütün alemler bizde mevcutsa. bu halde bizde mevcut olmalı.ve ruhumuzla zamanı delip geçebileceğimizi düşünüyorum.mesela güneydoğuda şehit düşen askerimiz burası son günü şehit düşenlerin yeridir diyor ve askerliğinin son günü şehit oluyor bu tesadüfmü şimdi. dudaklarımızdan dökülen tüm sözcükler hissettiklerimizdir hissedilmeyen hiç bişey kelimelere dökülmez.işte tüm mesele hissettiklerimizi analiz edebilmek.ve bunun için bedenimiz ve kalbimiz mükemmel bi laboratuar.(not yazdığım şeyleleri çok ta önemsemeyin sonuçta bu yazdıklarım felsefefi bi teori)

  • neden20.08.2011 - 15:00

    bir nedenin sonuçlarının etkileri o nedenin nedenimidir? diye bi soru sormuştum kendime. cevap: her zaman değil ama bir nedenin sonuçlarının ettkileri o nedenin nedeniyse. bu bi döngüye dönüşmüş demektir. ve artık kendi kendinin varlık sebebidir. gibi bi cevap çıkıyor ortaya.

  • cezaevi20.08.2011 - 14:59

    insan kendini tavuk gibi hissediyor. günde üç öğün besliyorlar ve en değerli şeyini yani hürriyetini elinden alıyorlar aman çocuklarımızı çok iyi yetiştirelim.edep,haya sabır,allah korkusu,hak ve adil olma hislerini onlara hissettirerek şevkat sevgi ve merhametle büyütelim onları

  • beyaz20.08.2011 - 14:58

    sevginin rengi beyazdır.hz. isa da sevginin ta kendisidir.çünkü bedenini sadaka olmuştur tüm insanlığa. kendisini çarmaha gerenler için tanrıdan af dilerken tek kutuplu olduğunu anlıyoruz sadece sevgidir o.çünkü sevgi sadece korur. beddua etmez. ettiği anda da sevgi değildir zıttıdır. amerikalılar beyaz bi saray yaptılar adınıda beyaz saray koydular. sırrı temsil eden pramidin üstünenede mana gözünü koydular. bugün beyaz saray hala beyaz ama manası artık kırmızıyı temsil ediyor. çünkü dünyada yaptıkları zulüm ve haksızlıklar para için herşeyin mübah olduğu ihtiras ve gücü temsil eden kırmızı bi saraydır mana icabıyla