bundan yıllar önce belediye otobüsünden elimde yeni aldığım video ile henüz inmiştim karşıdaki kahvenin yan duvarında 8 - 10 kişilik bi kala balık vardı.merak ettim omuzların üzerinden bende neye bakıyor bunlar diye düşünerek uzattım kafamı bi kurt köpeği bi yol köpeğini boynundan ısırmış ve duvara dayamıştı.hemen elimdeki videoyu yolun karşısındaki marketin mavi tüplerinin üzerine bıraktım.bu esnada kalabalık ta artıyordu.ve yandaki duvarın dibinde ki odunlardan aldım herkez gibi kurt köpeğine atmak için.patlatıyorduk tüm gücümüzle kurt köpeğine odunları ama parlak tüylü güçlü hayvan banamısın demiyordu bu esnada kalabalıkta iyi ce artmış kahve hanelerden çıkan yoldan geçen otobüsten inen tüm herkez toplanmıştı bi düğün kalabalığı kadar olmuştuk.ama bi türlü kurt köpeğine yol köpeğini bıraktıramıyorduk iyice öfkelenmişti kalabalık bu esnada iki yol köpeğide kurt köpeğinin arka ayaklarına yapışmış ısırıyorlardı kurt köpeği çok güçlü adeta yol köpeğinin derisini sırtından çıkaracakmışgibi yol köpeğinin boynundaki deri bi karış uzamış durumdaydı attığımız odunlardan bunalmış olmalı yol köpeği azında kalabalığın içinden çekip aldı ara sokağa girdi iki kapılı bi evin kapısına dayadı yine. yol köpeğini.odunlarada yaklaşmıştı daha çabuk ala biliyorduk odunlardan paldır küldür kapı çerçeve patlatıyorduk odunları yine o iki yol köpeği kurdun arka ayaklarına yapışmış ısırıyorlardı. kurt bunalmış olmalı yol köpeğini bıraktığı gibi aşağıya doğru kaçmaya başlamıştı elimizdeki odunları son bidaha arkasından fırlattık. ne kadar enteresan biz insanlar zavallı yol köpeğine acımıştık onun cızık cızık inlemeri bizi etkilemişti ama ya yol köpekleri onlarda bizimle aynı şeyi yapmıştılar.nasıl oluyordu bu.eğitilmemiş iki side yol köpeği.onlarda kurt köpeğinden öbür köpeği kurtarmak için bizimle birlikte aynı şeyleri yapmıştılar. aynı safta aynı tarafta aynı amaç için hiç eğitilmeden öğretilmeden.biz insanlar ne hissederek yol köpeğine yardım ettiysek o iki yol köpeğide aynı şeyleri hissetmiş olmalı. merhamet güçlü ve zalime karşı başkaldırı cezalandırma. ve bibaşka şeyin acısını hissedebilme. kendini onun yerine koyma empati diyorlar şimdilerde buna. ben o olmak diyorum. tek bir olmak diyorum.ve varlıklar hissettiklerinin gereğini yapıyorlar. nesne varlık yani madde ve onun hissettiği. hissedeni ve hissettireni ayırıyorum sadece hissedilen kalıyor ortada. işte onu bilmek gerekiyor öngörülerde.tüm sözcük ve kelimelerde hissedilenin kalı bı gibi aslında.velasılı kelam hissedilen hissedilen sıcaklıktan ibaret değil aslında sırlar dün yasına açılan bi kapı gibi adeta.
hisseden hissettiği hissettiren hissedenle hissettireni yani varlığı yani kütleyi aradan çıkartırsak HİSSEDİLEN kalır tüm nesneler hissettiklerinin gereğini yaparlar.bitki hayvan taş toprak hiç farketmez herşey hissettiğinin gereğini yapar. bi dil hissetmediği sözü söylemez. bir kar tanesi aşağıya inmeyi hissetmese yeryüzüne inmez.bi tetik çekilmeyi hissetmedikçe mermi hedefe gitmeyi hissetmez.bu böyle herşey için geçerli. kavramak gerekli hissedileni.ve çok farklı bi mantığa sahip olursunuz.
en güzel sembol çizimleri benzerliklerin zıtlıkları ve zıtlıkların benzerlikleri üzerine çizilmiş sembollerdir buna en iyi örnek wosvagen in sembolüdür.zıtlıkların benzerlikleri ve benzerliklerin zıtlıkları çok iyi yansıtılmıştır sembolun cizimine.
iman sahibi ilahi emirlerin cümlesine yapışıp yasakları terk ettikten sonra zatına has bir kudret ispat etmeden cümle işleri haktan bilmeli bu iyidir. ikinci cebi ise kul bütün hataları yapar ne yasak bilir ne emir tanır.bundan başka yaptığı bütün fesat işleri hakka atarsa bu edep dışı bi hareket olur. ve bu cebir gayet kötüdür. bu makamda hayli sual ve cevap vardır. onlarda ehline malum... bir eren kişiye sormuşlar hakka zulüm istidatından nasıl kurtuldun? demişler şu cevabı almışlar. hakkın mülküne ondan başkasını koymadım cümle mülk onun olduğuna göre zulmü kime yapar? herkes mülkünü arzu ettiği gibi kullanır. bu mevzuda söylenenler kafi gecelim.(muhiddin arabi)
kazanın manası: bütün eşya hak ilminde ne şekilde ve ne halde olmuşsa toptan olarak o halleri üzerine verilen hükümdür. kaderin manası:her varlığın istidatı nisbetinde parça parça sonra yapılacak tafsil üzerine his ve şahadet alemine zuhur ederek gelmesidir. o şeylerin zuhura gelmesi de niçin ve kimde zuhur ediyorsa onun istidatı nisbetinde olur. soru:buraya kadar yapılan beyanlardan anlaşıldığına göre olan herşey kişinin istidatına göre oluyor. olan haller; küfür iman itikat hayır şer.. ve bunların cümlesi kimde zuhur edecekse onun hal dili ile hak tan talebine bağlı oluyor..zatındas mevcut istidat ve kabiliyete göre zuhur ediyor. hatta söylediklerimiz dahi hakkın yarattığı ve yaptığı oluyor.. istidatı veren dahi hak tır.buda bi mecburiyet olmazmı? cevap: bütün itkat faslını inceleyet zatlar katında istidat yapılmış ve yaratılmış değildir. zira bişeyin mahiyetini yapma olmadığına göre onun zatında mevcut olan istidat ve kabiliyeti de yapma olmaması gerekir. mahiyet ilahi ilmin suretlerinde derlerki ki onda henüz yapma ve yaratma faslı yoktur. herkesin sabit durumu ne ne gerektiriyorsa onu yapmaya mecburdur. ilahi kaderin sırrı böyle iktiza eder. herşey istidata bağlı ve merbut olduğunu bilerek sabit olan durumu ne ise işlerini ona göre yapar. haline muhalefet edemez. kendinde peşpeşe zamanı geldikçe olacak şeyler olur. o zat bu yolda istidatını noksan olduğunu sezerse sadece elem çeker yine haddi zatında hiç bi cebir yoktur.(muhiddin arabi)
ilim zata aynadır.o mahiyetlere haktan feyz yine onların zatında mevcut olan istidat ve kabiliyete göre gelir. itikat ve diğer hallerde onun dışına çıkamaz.isyan ve küfür itaat bunların her biri o mahiyetin kabiliyetine göre istemiş olduğu şeylerdir. istidatı nisbetinde haktan ne dilediyse o verilmiştir. mesela buğdayın istidatı buğday olmak arpanınki arpa olmak darının ki de darı olmak diğerlerini var bunas kıyas et. eğer arpanın dili olsa ekene itirazla beni niçin buğday yapmadın? dese ekinciden alacağı cevap: senin istidatın kabiliyetin buydu.... olur.ayrıca arpa tohumu ektikten sonra buğday ummak ahmaklık olur. bu anlatılana göre herkesin mahiyeti,ve ayanı sabitesi ezelde ne hal ve özellikte ise hangi ismin tecellisi kısmetine düştüyse bu alemde onu gösterebilir.herşey ezelde verilen şekile aşikar olur. ilahi bilginin ona bi tesiri yoktur. işleri yerli yerince yapıcılardır. kaidesine göre arif olanlar bu sırra vakıftır. haddi zatında malüm olan birşey ne halde ise ilahi bilgi onu alakadar eder ve o esma ve sıfatın iktizası olarak zuhura gelir. ve
herkes bir ismin mazharı olup onun tasarrufu altında bulunur.celal cemal hadi mudill bunların hangi olursa olsun onun doğru yoludur itikat bahsindede aynıdır.bir kimsenin itikadı diğer şahsa göre ayrılık taşısada aslında mazharı olduğu isme binaen doğru yoldadır onun mustakim sıfatı odur.mesela yayın doğruluğu eğri olmasından anlaşılır şaşkınlık hakkın mudil ismine göre doğrudur hadi ismi onu eğri bilsede yinede doğru sayılır. işte arif kişi bu manaya vakuf kimsenin dinine dehleylemez. burda bir soru akla gelir o sorunun cevabını kader sırrına aşina olmayan vermeye kadir olamaz ehli olana kolaydır. sual şu cümle ibadet vediğer tüm ahval ilahi esma tecellisi gereği oluyor ve kulun da onları yapıp yamamakta bir seçme ehliyeti olmuyor bundan anlaşılıyorki herkes bulunduğu işi yapmaya mecbur.buda cebre girer ve zülum olur. cevabı şöyle olabilir. yukarıda sorulan sorunun tahkiki neticesinde iki durum hasıl olur bir defa mahiyetler önceden yapılmış değildir ikincisi ise ilmin bilinen şeye tabi olmasıdır.bu iki durum vakuf peyda olunca az da olsa kader sırrına vakuf peyda olunur. çünkü bunlar anahtar mevkilerdir. yukarıda mahiyetler diye arz edilen kelimenin manası eşyanın ilahi bilgi denizinde mevcut olan suretleridir. henüz ilim dışına çıkılmamıştır.mahiyetin bir adıda ayan-nısabite olarak anlatılır.ve hakkın ilim zatının aynıdır.(muhiddin arabi)
bir dönüm arazi ye 40- 50 şeftali fidanı dikeriz.bi şeftali fidanı yaklaşık 8 lira bi dünüm e 50 fidan diktiğimizi düşünürsek 50 * 8 =400lira ya dikiyoruz 1 dönüm şeftali bahçesini.10 dönüm şeftali bahçesini 4000 liraya dikiyoruz. tabi bu rakkamlar sadece fidan parası.dikimden önce bahçe dikime hazırlanır çok derin sürülür sonra fidan yalakları kazılır. daha sonrada dikilir. hepsi ayrı masraftır ve dürt beş yıl hiç bişey kazanmadan sadace bakımı yapılır.yani fidan dikmek yetiştirmek çok masraflı ve meşakatli iştir. şimdi gelelim esas meseleye.orman bakanlığı 10 yılda 3 milyar fidan dikmiş bakın şimdi üç milyar fidanın hesabını yapalım. benim aklım yatmadı bu 3 milyar fidan işine birazdan sizin de aklınız yatmıcak.3 milyar fidanın bir liraya alsan 3 milyar lira yapar. 5 liraya alsan 15 milyar lira yapar.dikime hazırlama dikim 4 yılda üst üste kazdırılıyor fidanların dipleri . fidanı 5 lira 5 lirada bakım masraflarını koyarsanız 10 lira diyelim yani 3 milyar fidan dikmek demek 30 milyar liralık bi gider demek. orman bakanlığının bütçesini googleye yazı okuyun orman işlerine ayrılan bütçeyi değil 3 milyar fidan dikmeyi o bütçe ile 3 miliyar dikilecek fidanın arazisini bile süremezler o bütçe ile orman fidan aralarını çok geniş dikiyor tahminen bi dönüm araziye 20 fidan falan düşer 3 milyar fidana 150 milyon dönüm arazi lazım. türkiyenin tüm orman alanları 21 milyon hektar yani 210 milyon dönüm 150 milyon dönüm araziye 3 milyar fidan diktiğini idda ediyor orman bakanı yani yani bugün türkiyenin ormanlarının yüzde 70 ini 10 yılda dikmişler benim aklım yatmadı bu işe.
söz ve hal aynı kaynaktan doğan iki güzele benzermiş. hal paranın tura tarafı ise söz de yazı tarafı gibidir aynı kaynaktan doğar ikiside .iyide kaynak ne?
sonbaharın son aylarında güreş develerinin havutları havut mevlidi yapılarak takılır pilavlar yinir ayranlar içilir ve o deve için güreş sezonu başlar.
bundan yıllar önce belediye otobüsünden elimde yeni aldığım video ile henüz inmiştim karşıdaki kahvenin yan duvarında 8 - 10 kişilik bi kala balık vardı.merak ettim omuzların üzerinden bende neye bakıyor bunlar diye düşünerek uzattım kafamı bi kurt köpeği bi yol köpeğini boynundan ısırmış ve duvara dayamıştı.hemen elimdeki videoyu yolun karşısındaki marketin mavi tüplerinin üzerine bıraktım.bu esnada kalabalık ta artıyordu.ve yandaki duvarın dibinde ki odunlardan aldım herkez gibi kurt köpeğine atmak için.patlatıyorduk tüm gücümüzle kurt köpeğine odunları ama parlak tüylü güçlü hayvan banamısın demiyordu bu esnada kalabalıkta iyi ce artmış kahve hanelerden çıkan yoldan geçen otobüsten inen tüm herkez toplanmıştı bi düğün kalabalığı kadar olmuştuk.ama bi türlü kurt köpeğine yol köpeğini bıraktıramıyorduk iyice öfkelenmişti kalabalık bu esnada iki yol köpeğide kurt köpeğinin arka ayaklarına yapışmış ısırıyorlardı kurt köpeği çok güçlü adeta yol köpeğinin derisini sırtından çıkaracakmışgibi yol köpeğinin boynundaki deri bi karış uzamış durumdaydı attığımız odunlardan bunalmış olmalı yol köpeği azında kalabalığın içinden çekip aldı ara sokağa girdi iki kapılı bi evin kapısına dayadı yine. yol köpeğini.odunlarada yaklaşmıştı daha çabuk ala biliyorduk odunlardan paldır küldür kapı çerçeve patlatıyorduk odunları yine o iki yol köpeği kurdun arka ayaklarına yapışmış ısırıyorlardı. kurt bunalmış olmalı yol köpeğini bıraktığı gibi aşağıya doğru kaçmaya başlamıştı elimizdeki odunları son bidaha arkasından fırlattık. ne kadar enteresan biz insanlar zavallı yol köpeğine acımıştık onun cızık cızık inlemeri bizi etkilemişti ama ya yol köpekleri onlarda bizimle aynı şeyi yapmıştılar.nasıl oluyordu bu.eğitilmemiş iki side yol köpeği.onlarda kurt köpeğinden öbür köpeği kurtarmak için bizimle birlikte aynı şeyleri yapmıştılar. aynı safta aynı tarafta aynı amaç için hiç eğitilmeden öğretilmeden.biz insanlar ne hissederek yol köpeğine yardım ettiysek o iki yol köpeğide aynı şeyleri hissetmiş olmalı. merhamet güçlü ve zalime karşı başkaldırı cezalandırma. ve bibaşka şeyin acısını hissedebilme. kendini onun yerine koyma empati diyorlar şimdilerde buna. ben o olmak diyorum. tek bir olmak diyorum.ve varlıklar hissettiklerinin gereğini yapıyorlar. nesne varlık yani madde ve onun hissettiği. hissedeni ve hissettireni ayırıyorum sadece hissedilen kalıyor ortada. işte onu bilmek gerekiyor öngörülerde.tüm sözcük ve kelimelerde hissedilenin kalı bı gibi aslında.velasılı kelam hissedilen hissedilen sıcaklıktan ibaret değil aslında sırlar dün yasına açılan bi kapı gibi adeta.
hisseden hissettiği hissettiren
hissedenle hissettireni yani varlığı yani kütleyi aradan çıkartırsak HİSSEDİLEN kalır
tüm nesneler hissettiklerinin gereğini yaparlar.bitki hayvan taş toprak hiç farketmez herşey hissettiğinin gereğini yapar. bi dil hissetmediği sözü söylemez. bir kar tanesi aşağıya inmeyi hissetmese yeryüzüne inmez.bi tetik çekilmeyi hissetmedikçe mermi hedefe gitmeyi hissetmez.bu böyle herşey için geçerli. kavramak gerekli hissedileni.ve çok farklı bi mantığa sahip olursunuz.
en güzel sembol çizimleri benzerliklerin zıtlıkları ve zıtlıkların benzerlikleri üzerine çizilmiş sembollerdir buna en iyi örnek wosvagen in sembolüdür.zıtlıkların benzerlikleri ve benzerliklerin zıtlıkları çok iyi yansıtılmıştır sembolun cizimine.
iman sahibi ilahi emirlerin cümlesine yapışıp yasakları terk ettikten sonra zatına has bir kudret ispat etmeden cümle işleri haktan bilmeli bu iyidir.
ikinci cebi ise kul bütün hataları yapar ne yasak bilir ne emir tanır.bundan başka yaptığı bütün fesat işleri hakka atarsa bu edep dışı bi hareket olur. ve bu cebir gayet kötüdür.
bu makamda hayli sual ve cevap vardır. onlarda ehline malum...
bir eren kişiye sormuşlar hakka zulüm istidatından nasıl kurtuldun?
demişler şu cevabı almışlar.
hakkın mülküne ondan başkasını koymadım cümle mülk onun olduğuna göre zulmü kime yapar? herkes mülkünü arzu ettiği gibi kullanır.
bu mevzuda söylenenler kafi gecelim.(muhiddin arabi)
kazanın manası: bütün eşya hak ilminde ne şekilde ve ne halde olmuşsa toptan olarak o halleri üzerine verilen hükümdür.
kaderin manası:her varlığın istidatı nisbetinde parça parça sonra yapılacak tafsil üzerine his ve şahadet alemine zuhur ederek gelmesidir. o şeylerin zuhura gelmesi de niçin ve kimde zuhur ediyorsa onun istidatı nisbetinde olur.
soru:buraya kadar yapılan beyanlardan anlaşıldığına göre olan herşey kişinin istidatına göre oluyor. olan haller; küfür iman itikat hayır şer.. ve bunların cümlesi kimde zuhur edecekse onun hal dili ile hak tan talebine bağlı oluyor..zatındas mevcut istidat ve kabiliyete göre zuhur ediyor. hatta söylediklerimiz dahi hakkın yarattığı ve yaptığı oluyor.. istidatı veren dahi hak tır.buda bi mecburiyet olmazmı?
cevap: bütün itkat faslını inceleyet zatlar katında istidat yapılmış ve yaratılmış değildir. zira bişeyin mahiyetini yapma olmadığına göre onun zatında mevcut olan istidat ve kabiliyeti de yapma olmaması gerekir. mahiyet ilahi ilmin suretlerinde derlerki ki onda henüz yapma ve yaratma faslı yoktur. herkesin sabit durumu ne ne gerektiriyorsa onu yapmaya mecburdur. ilahi kaderin sırrı böyle iktiza eder.
herşey istidata bağlı ve merbut olduğunu bilerek sabit olan durumu ne ise işlerini ona göre yapar. haline muhalefet edemez. kendinde peşpeşe zamanı geldikçe olacak şeyler olur. o zat bu yolda istidatını noksan olduğunu sezerse sadece elem çeker yine haddi zatında hiç bi cebir yoktur.(muhiddin arabi)
ilim zata aynadır.o mahiyetlere haktan feyz yine onların zatında mevcut olan istidat ve kabiliyete göre gelir. itikat ve diğer hallerde onun dışına çıkamaz.isyan ve küfür itaat bunların her biri o mahiyetin kabiliyetine göre istemiş olduğu şeylerdir. istidatı nisbetinde haktan ne dilediyse o verilmiştir. mesela buğdayın istidatı buğday olmak arpanınki arpa olmak darının ki de darı olmak diğerlerini var bunas kıyas et. eğer arpanın dili olsa ekene itirazla
beni niçin buğday yapmadın?
dese ekinciden alacağı cevap:
senin istidatın kabiliyetin buydu....
olur.ayrıca arpa tohumu ektikten sonra buğday ummak ahmaklık olur. bu anlatılana göre herkesin mahiyeti,ve ayanı sabitesi ezelde ne hal ve özellikte ise hangi ismin tecellisi kısmetine düştüyse bu alemde onu gösterebilir.herşey ezelde verilen şekile aşikar olur. ilahi bilginin ona bi tesiri yoktur.
işleri yerli yerince yapıcılardır. kaidesine göre arif olanlar bu sırra vakıftır. haddi zatında malüm olan birşey ne halde ise ilahi bilgi onu alakadar eder ve o esma ve sıfatın iktizası olarak zuhura gelir. ve
herkes bir ismin mazharı olup onun tasarrufu altında bulunur.celal cemal hadi mudill bunların hangi olursa olsun onun doğru yoludur itikat bahsindede aynıdır.bir kimsenin itikadı diğer şahsa göre ayrılık taşısada aslında mazharı olduğu isme binaen doğru yoldadır onun mustakim sıfatı odur.mesela yayın doğruluğu eğri olmasından anlaşılır şaşkınlık hakkın mudil ismine göre doğrudur hadi ismi onu eğri bilsede yinede doğru sayılır. işte arif kişi bu manaya vakuf kimsenin dinine dehleylemez. burda bir soru akla gelir o sorunun cevabını kader sırrına aşina olmayan vermeye kadir olamaz ehli olana kolaydır.
sual şu
cümle ibadet vediğer tüm ahval ilahi esma tecellisi gereği oluyor ve kulun da onları yapıp yamamakta bir seçme ehliyeti olmuyor bundan anlaşılıyorki herkes bulunduğu işi yapmaya mecbur.buda cebre girer ve zülum olur.
cevabı şöyle olabilir. yukarıda sorulan sorunun tahkiki neticesinde iki durum hasıl olur bir defa mahiyetler önceden yapılmış değildir ikincisi ise ilmin bilinen şeye tabi olmasıdır.bu iki durum vakuf peyda olunca az da olsa kader sırrına vakuf peyda olunur. çünkü bunlar anahtar mevkilerdir.
yukarıda mahiyetler diye arz edilen kelimenin manası eşyanın ilahi bilgi denizinde mevcut olan suretleridir. henüz ilim dışına çıkılmamıştır.mahiyetin bir adıda ayan-nısabite olarak anlatılır.ve hakkın ilim zatının aynıdır.(muhiddin arabi)
bir dönüm arazi ye 40- 50 şeftali fidanı dikeriz.bi şeftali fidanı yaklaşık 8 lira bi dünüm e 50 fidan diktiğimizi düşünürsek 50 * 8 =400lira ya dikiyoruz 1 dönüm şeftali bahçesini.10 dönüm şeftali bahçesini 4000 liraya dikiyoruz. tabi bu rakkamlar sadece fidan parası.dikimden önce bahçe dikime hazırlanır çok derin sürülür sonra fidan yalakları kazılır. daha sonrada dikilir. hepsi ayrı masraftır ve dürt beş yıl hiç bişey kazanmadan sadace bakımı yapılır.yani fidan dikmek yetiştirmek çok masraflı ve meşakatli iştir.
şimdi gelelim esas meseleye.orman bakanlığı 10 yılda 3 milyar fidan dikmiş bakın şimdi üç milyar fidanın hesabını yapalım. benim aklım yatmadı bu 3 milyar fidan işine birazdan sizin de aklınız yatmıcak.3 milyar fidanın bir liraya alsan 3 milyar lira yapar. 5 liraya alsan 15 milyar lira yapar.dikime hazırlama dikim 4 yılda üst üste kazdırılıyor fidanların dipleri . fidanı 5 lira 5 lirada bakım masraflarını koyarsanız 10 lira diyelim yani 3 milyar fidan dikmek demek 30 milyar liralık bi gider demek. orman bakanlığının bütçesini googleye yazı okuyun orman işlerine ayrılan bütçeyi değil 3 milyar fidan dikmeyi o bütçe ile 3 miliyar dikilecek fidanın arazisini bile süremezler o bütçe ile
orman fidan aralarını çok geniş dikiyor tahminen bi dönüm araziye 20 fidan falan düşer 3 milyar fidana 150 milyon dönüm arazi lazım. türkiyenin tüm orman alanları 21 milyon hektar yani 210 milyon dönüm 150 milyon dönüm araziye 3 milyar fidan diktiğini idda ediyor orman bakanı yani yani bugün türkiyenin ormanlarının yüzde 70 ini 10 yılda dikmişler benim aklım yatmadı bu işe.
söz ve hal aynı kaynaktan doğan iki güzele benzermiş.
hal paranın tura tarafı ise söz de yazı tarafı gibidir aynı kaynaktan doğar ikiside .iyide kaynak ne?
sonbaharın son aylarında güreş develerinin havutları havut mevlidi yapılarak takılır pilavlar yinir ayranlar içilir ve o deve için güreş sezonu başlar.